Din ve Kutsal – Antropoloji

366
PAYLAŞ

İnsanlar hayatlarını güven içinde sürdürmek ve gelecekten emin olmak ihtiyacı içindedirler. Hem yaşanan hayatın güvenlik ve esenlik içinde devam etmesi hem de ölüm sonrasında var olduğu düşünülen öteki hayata güven duyma ihtiyacı, di­nin ortaya çıkışındaki temel etkenlerdir. Hayatın güvenlik ve esenlik içinde devam etmesi, her zaman söz konusu değildir. Hayat, toplumsal ortamlarda ortaya çıkabi­lecek çatışma ve savaşlardan ya da ekonomik yıkımlardan kaynaklanan karmaşa ve anarşinin ya da doğadan gelecek pek çok afetin açık etkisi altındadır. Bu yıkım­lar insanın kendisini güçsüz hissetmesine, güvenlik ve esenliği yeniden sağlamak için sığınacak doğaüstü bir güç aramasına yol açar. Bir doğaüstü gücün doğayı ve toplumsal hayatı düzenlediğine ve yeniden düzenlemeye kadir olduğuna inanıl­ması, bu arayışı ve sığınmayı kolaylaştırır ve insanın kendine ve geleceğe güveni­ni yeniden kazanmasını sağlar. Yıkımlar ve ölüm karşısındaki en önemli direniş aracı budur. Bu araç, aynı zamanda yıkımlar ve karmaşa yüzünden bozulabilecek toplumsal düzenin devamını güvence altına alır ve insanların var oluşlarına ilişkin kuşku ve sorularına cevaplar bulur. İnsanların varoluşunu anlamlandırma sorunu, temel bir sorundur. “Dünya ve evren neden var?, Nasıl var oldu?, Neden burada­yız?, Var oluşumuzun bir amacı var mı?, ve en nihayet neden ben?” gibi sorulara sürekli tatmin edici yanıtlar ararız. Doğaüstü bir gücün/güçlerin yaratıcılığına, dü- zenleyiciliğine ve bizlerin varoluşu ve yapıp etmeleri (ameli) de dahil her şeyi bi­linçli bir biçimde inşa ettiğine inanç, bu tatmin edici yanıtlara ulaşmamıza aracılık eden en önemli yollardan biridir. Biz bu aracın dünyevi kurumlar ve mekanizma­lar aracılığıyla düzenlenmiş, ilkelere bağlanmış biçimine kısaca din diyoruz. Dinin temelinde inanç yatmaktadır. Düzenlenmiş, kurallara bağlanmış inançlar (iman) ile doğaüstü ile bağ kurma yolları (ayin ve ibadet) dinin iki önemli ayağıdır. Bu iki ayağı toplumsal alan içinde var eden kişiler ve kurumlar sosyal bilimlerin konusu­dur. Antropologlar, dinsel ideolojinin (imanın) ve ayinsel davranışın, toplumsal ağı kuran diğer kültürel örüntülerle ilişkilerini ve diğer siyasal, toplumsal ve iktisadi süreçlerle ne tür ilişkiler içinde olduğunu anlamaya çalışırlar. Üstelik bu kurumlar ve süreçler, zaman içinde tarihsel olarak, çeşitli toplumsal ve ekolojik bağlamlarda değişerek yeni biçimler alır. Antropologlar bu değişimlere de eğilirler. Mutlak bir yaratıcının ya da yaratıcıların varlığı veya yokluğu, bir dinsel inancın ya da mitolo­jik bir hikâyenin doğru ya da yanlış oluşu, bilimsel bilgi alanının değil inanç alanı­nın sorunudur. Bu konular kanıtlanamaz ya da yanlışlanamaz. Antropologlar bu yüzden dinsel inançların doğru veya yanlış oluşuyla, tanrının varlığıyla ya da yok- luğuyla veya hangi ibadet biçiminin dinen doğru ibadet biçimi olup olmadığıyla il­gilenmezler; onları ilgilendiren, belirli bir inanç biçiminin ortaya çıkış ve varoluş nedenlerini inceleme; onların diğer dinsel inançlarla, toplumsal alanla, tarihsel ko­şullarla ve ekolojik etkenlerle ilişkisini anlamaya çalışmak ve inançların nasıl deği­şime uğradığını ve farklılaştığını gözlemlemektir.

Kutsallık kavramı, dini aşar. Din, kutsallık alanının önemli bir bölümünü işgal etse de insanların din dışı birtakım simgelere, yerlere kutsallık atfetmesi mümkün­dür. Özellikle dinin kamusal alandaki önemli rolünü terk ettiği ve din-devlet ilişki­lerinin birbirinden ayrıştığı modern laik çağda, insanlar zaman zaman dinsel kut­salların yerini alacak yeni kutsallar yaratmışlardır. Bu yaratım sürecinde, bu çağın siyasal örgütü olan ulus-devletin büyük bir rolü vardır. Millî marş, bayrak, sancak, bağımsızlık savaşının geçtiği yer, bağımsızlık savaşında ölmüş olan askerleri tem­sil eden meçhul asker anıtları ya da devletin kurucularının ve ulusun önderlerinin mezarları vb. saygı gösterilmesi beklenen ve bu saygının gerekçelerini temellendi- ren resmî bir anlatının eşlik ettiği yeni bir kutsallık alanının ortaya çıktığı söylene­bilir. Ayrıca dünyanın ve evrenin yaratılışına ilişkin kozmolojiler, mitolojiler ve dünyanın ve evrenin nasıl yok olacağına dair kıyamet senaryoları olan eskataloji- ler de kutsalın alanında yer alır. Yani kısaca kutsalın alanı dinin alanından büyük­tür, diyebiliriz. Ancak bunlar içinde en etkili ve etkin olanının hâlâ din olduğunu da söylemeliyiz. Çünkü din, tıpkı konuşma dili gibi, insan türüne özgü, ayırt edici bir özelliktir ve en az konuşma dili kadar eskidir.