Din-Toplum İlişkileri

224
PAYLAŞ

Dinî inançlar, insan kaderinin en etkili faktörüdür. Din, kültürün ilk

basamaklarından başlayarak aile, oymak, kabile, boy ve millet gibi tabiî

birliklerle hep yakın ilişki içinde bulunmuştur. İnsanlarla dinin bu birlikteliği

günümüze kadar çeşitli biçimlerde devam etmiş ve tarihin sonuna kadar da

devam edeceğe benzemektedir.

Toplumların evrensel bir boyutu olan din geniş anlamda, kitabî (teorik,

itikadî) ve uygulamalı (ibâdî), bireysel ve cemaatsel, sübjektif ve objektif

yönleriyle; inanç, bilgi, tecrübe/duygu, ibâdet, etki, organizasyon ve ahlak

boyutlarıyla bir bütün olarak kendini ortaya koymaktadır. Din doğal ve

sosyal bir gerçekliktir. Dinin objektifliği, dinin görünürlüğünü, ilişkisel

düzeylerini, toplumsal boyutlarını dillendirir. Dinle toplum birbirinden ayrı

düşünülemez.

Dinin sosyal bir fenomen olması, sadece onun daima toplumsal bir form

içinde tezahür eden bir olgu olduğu anlamına gelmez, aynı zamanda dini

fenomenlerin toplumsal realitenin aslî öğeleri oldukları anlamına da gelir.

Din, toplumsal hayatın hemen her alanında insanları etki altında bırakır.

Dinlerde bulunan itikadî, sosyal, ekonomik, idarî, ahlâkî ilke ve esaslar,

insanların sosyal eylemlerini güçlü bir biçimde etkilemek suretiyle sosyal

düzenin objektif yapısının belirlenmesinde önemli bir rol oynar.

Açıktır ki, din ve ondan doğan gruplar herhangi bir kültür çevresinde

her türlü etkiden korunmuş, soyutlanmış olarak yaşamaz; bilâkis kültürel

hayatın bütün kısımları ile; evlilik veya aile, eğitim, ekonomi, siyaset,

boş zamanlar, ahlâk, hukuk, sanat, teknoloji ve bilhassa toplumun

genel yapısı, yani zümreler, sınıflar ve diğer sosyal tabakalar ve doğal

olarak siyasî yapı ile sıkı bir ilişki halinde bulunurlar. Bu demektir ki

din ile toplum arasındaki ilişkiler tek yönlü değil, karşılıklı etki esasına dayanır.

Din-toplum ilişkileri etkileşimsel ilişkiler olup din toplumu, toplumun

kültürünü, toplumsal kurumları, toplumsal norm ve değerleri etkilediği gibi

onlar da dini etkilemektedir. Bu durumda dinin sosyal boyutundan bahsedildiğinde,

onun gerçekte toplumla karşılıklı ilişkilerinden ortaya çıkan

boyut anlaşılmaktadır.

 

Peter L. Berger’in de belirttiği gibi her insan topluluğu bir dünya-kurma

girişimidir. Bu girişimde yer alan çeşitli olgu ve unsurlar arasında din özel bir

yer işgal eder. Dolayısıyla inşa edilen dünyada din ile insan arasında sıkı

ilişkiler bulunmaktadır. Esasen din sosyolojisinin araştırma konusu da din ve

dünya problemi olarak özetlenebilir. Şu halde denilebilir ki dünya inşa etme

girişiminde toplumla din arasında girift ilişki ve etkileşimler bulunmaktadır.

Dinî tecrübenin inanç ve amel veya teorik ve pratik anlatımlarından ayrılamayacak

olan sosyolojik anlatımı, dinin, sosyal boyutlarından azade anlaşılamayacağını

göstermektedir. Dinin sübjektif yönü, objektif yönüyle tamamlanır.

Sübjektif din ile objektif dini birbirinden ayrı ele almak sosyolojik anlamda

mümkün görünmemektedir. Bu bağlamda “Din, bireysel midir yoksa

toplumsal mıdır veya din bireyin işi midir yoksa toplumun işi midir?” sorusu,

“Tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan?” sorusuna benzer.

Böyle bir soru, kısır döngüyle sonuçlanır ve meseleyi çözümsüzlüğe iter.

Dinin her iki yönü veya özelliği birbirinden ayrı değerlendirilemez.

Wach’a göre din ile toplum arasındaki karşılıklı ilişki yakından ve

sistematik bir şekilde incelenecek olursa, dinin toplum üzerindeki etkisinin

birinci derecede olduğu görülür. Dinin insan topluluklarının bilgi, inanç,

ahlak ve zihniyetleri ile örgütlenmeleri üzerinde güçlü etkileri olmaktadır. Bu

etkileri geçmiş topluluklarda görmek mümkün olduğu gibi günümüz modern

toplumlarında da çeşitli biçimlerde görmek mümkündür. Dinin tabii grup

veya birlikler üzerinde etkisi olduğu gibi sırf dini olarak adlandırılan gruplar

üzerinde de merkezî etkisi bulunmaktadır. Din, aile, ekonomi, siyaset, eğitim,

boş zamanlar, hukuk ve ahlâk gibi kurumlar, sosyal sınıf ve tabakalar, kültür,

kimlik, yerel birlikler, dernek, kulüp, meslekî kuruluşlar vb. üzerinde çeşitli

etkileri olan bir fenomen ve kurumdur. Din, toplum üzerinde başlı başına

grup oluşturma ve teşkilat kurma yönü itibariyle de etkili olur. Saf dini

gruplar örneğinde bunu görmek mümkündür. Din, toplumsal değişimin

meydana gelmesinde, toplumsal olayların gerçekleşmesinde, çeşitli toplumsal

süreçlerin oluşması ve işlemesinde de güçlü ve belirleyici etkiler gösterir.

Ayrıca din toplumun kültürü üzerinde de güçlü etkilerde bulunur.

Dinin toplum üzerinde etkili olmasında, özellikle onun meşrulaştırıcılık

özelliği önemli bir rol oynar. Din, toplumda olan şeyleri, toplumsal gerçekliği,

toplumsal ilişkileri insanlar katında izah etmek ve kurumsal düzenlemeleri,

sebepleri hakkındaki sorulara cevaplar vermek suretiyle meşrulaştırır.

Din-toplum ilişkilerinde dini meşrulaştırımı anlamak oldukça önemlidir.

İnsanlar, toplumsal yaşamlarında yaptıkları ve karşılaştıkları pek çok şeye

geçmişte olduğu gibi günümüzde de geçerlilik kazandırmak için dine, dinin

meşrulaştırıcı yönüne başvurma ihtiyacı duyarlar. Din, davranış ve düşüncelerimizi,

bireyin iç dünyasında olup bitenleri, inanç ve bilinçlerini, bilgi ve

tezlerini, toplumsal kurumları, siyasal ve toplumsal düzeni, onlara kutsallık

kazandırmak ve nihaî olarak geçerli ontolojik statüler bahşetmek, yani onları

kutsal ve kozmik referans çerçevesine yerleştirmek suretiyle meşrûlaştırır;

başka bir ifadeyle beşerî açıdan tanımlanan realiteyi, nihaî, evrensel ve kutsal

bir realiteye bağlayarak sübjektif ve objektif düzlemlerde haklılaştırır. Sosyal

bir fenomen olarak din, liderleri veya müntesipleri tarafından kutsal kökeni

olmayan yapı ve olayları da meşrûlaştırma potansiyeline sahiptir.

Toplumun din üzerindeki etkisi, din-toplum ilişkilerini doğru anlamak için

önemlidir. Her din başlangıçta içinden çıktığı sosyolojik çevrenin etkisi

altında kalır. Kültürel gelişimin daha sonraki aşamalarında dahi peygamber,

dinin kurucusu ve ilk taraftarları, sosyolojik kökenlerine uygun olarak

 

yumuşak determinizm ve sebeplilik prensibine uyarlar. Din, toplumun baskın

kültür kalıpları tarafından etki altına alınır: Dinin belli bir yerdeki organizasyonu

ve teolojisi, bir ölçüde dinin içinde çıkıp kurumlaştığı toplumun

özelliklerince paylaşılır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde demokrasiye

ve gönüllü kuruluşlara katılıma önem verilmesi, bu ülkede Roma

Katolik Kilisesi’ni din adamı sınıfının dışındaki halkla daha büyük bir ilişki

teşvikiyle ve liderlikte azalan güveni teminle şiddetli bir biçimde etkilemiştir.

Benzer bir biçimde Amerika Birleşik Devletleri’nde hissedilen komünist tehdit,

bir kısım dinsel hareketleri bu tehdide muhalif yapmıştır. (Chalfant,

Beckley, Palmer, 1987: 5)


،