Din Sosyolojisi ve Dinî Sosyoloji Farkı

311

Din sosyolojisi, dinin bir toplumsal kurum olarak toplumdaki rolünü ve etkisini incelemeye çalışan bir bilim dalıdır. Dinin sosyolojik bir kurum olduğu yani dünyanın her yanındaki bütün toplumlarda mutlaka var olduğu üzerinde uzlaşılmış bir tespittir. Dinin şu veya bu şekilde olması, şu veya bu içeriğe sahip olması burada önemli değildir. Toplumlarda paylaşılan belli bir kutsallık inancı ve bu kutsallık etrafında paylaşılmış bir uygulamalar alanı varsa sosyoloji için ilgiye veya kayda değer bir din olgusu da var demektir. Sosyolojinin görevi paylaşılan bu kutsallıkların toplumda ne ölçüde etkili olduğu, toplumu bir arada tutma veya başka toplumlara dair ne tür algılar ürettiği ve bu algılardan ne tür toplumsal dayanışma veya çatışmaların ortaya çıktığını tespit etmeye çalışmaktır. Bunun yanı sıra, din sosyolojisinin görevi bu asgari hâliyle tespit edilen din olgusunun diğer sosyolojik kurumlarla olan etkileşimlerini de incelemektedir. Dinî inanç veya davranışlar ekonomiye nasıl etki eder? Ekonomik gelişmeye etkileri olumlu mu yoksa olumsuz mudur? etki eder. Ekonomik ilişkilerde Protestanlıkta veya Yahudilikte olduğu gibi rasyonel davranışı besleyerek sermaye birikimine mi yol açar, yoksa tamamen irrasyonel bir şekilde insanları her türlü dünyevi etkinlikten uzak durmaya mı yöneltir? Dahası ekonomik ilişkiler mi kendine özgü bir dinsellik yaratır yoksa din mi ekonomik ilişkilere gerçek anlamda yön verir? Yanı sıra bir sosyolojik kurum olarak ne tür bir ailenin oluşumuna ne ölçüde yön verir? Aile toplumun biyolojik yeniden üretimini sağlayan temel bir sosyolojik kurumdur. Bu kurumu ayakta tutan, şekillendiren değerlerin oluşumunda dinin etkisi nedir veya dinî inançların nesilden nesile aktarılmasında aile kurumunun rolü nedir? Diğer sosyolojik kurumlardan siyasetle din arasındaki ilişki de her zaman din sosyolojisinin önemli konularından birisi olmuştur. Teokrasi, laiklik veya din devlet ilişkilerine dair diğer kombinasyonlar da din sosyolojisinin önemli konularındandır. Demokratik siyasete katılımda bulunan vatandaşların davranışlarında dinî inanç veya cemaatleşmelerinin etkisi de din sosyolojisi açısından her zaman önemsenen konulardan olmuştur. Bir başka sosyolojik kurum olarak eğitim ile din arasındaki ilişkiden de din sosyolojisinin ilgileneceği bir dizi soru üretilebilir. Dinin kendisinin eğitim rolü veya eğitim ihtiyacı olduğu açıktır. Hem dinin yeni nesillere geleneksel bilginin aktarılmasında oynadığı rol hem de dinin kendi sürekliliğini sağlayabilmek için içerdiği eğitim boyutu din sosyolojisinin önemli konularındandır.
Bütün bu sorular bir sosyolojik kurum olarak dinin diğer sosyolojik kurumlar
la (ekonomi, aile, siyaset, eğitim) olan ilişkilerine dair sorulardır. Din sosyolojisi, din kurumunun diğer sosyolojik kurumlarla olan ilişkisini, dinsel davranışla diğer sosyolojik davranışlar arasındaki ilişkiyi anlamaya ve açıklamaya çalışan sosyolojinin bir alt disiplinidir. Bütün bu açıklamaları yaparken din sosyolojisi incelediği dinî  davranışın doğruluğu veya yanlışlığı hakkında bir yargıda bulunmaz. Amacı hangi dinsel davranışın doğru veya hangisinin yanlış olduğunu anlatmak değil, belli dinsel anlayışlar ile belli sosyal gelişmeler arasında ne türden bir ilişki olduğunu bulmaya çalışmaktır.
 

Oysa dinî sosyoloji, sosyolojiyi dinin veya belli bir dinin perspektifinden ele almaktır. Buna göre söz konusu dinin nasıl bir toplum yapısı önerdiği, kurumlar arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair tespitlerinden ziyade önerileri temellendirilmeye çalışılır. Burada söz konusu dinin içinden, o dinin hakikat iddialarına inanılmış olarak yola çıkılır. Hıristiyan teolojisi ile sosyoloji arasında, böyle bir ilişki olmuştur. Kilise;  Hıristiyanlığın güçlü, ahlaklı ve Hıristiyan bir toplum oluşturma konusunda sosyolojinin verilerinden nasıl yararlanılabileceğini araştırır. Aynı zamanda Hıristiyanlığın referans kaynaklarında nasıl bir toplum ve toplumsal değişim modelinin çıkarsanabileceğine dair bazı araştırmalar da yapılmıştır. Hıristiyanlığın toplumsal bütünlüğü, dayanışmayı ve barışı sağlama konusunda içerdiği ahlaki unsurlara vurgu yapılır. Hıristiyanlığın önemsediği aile kurumunun toplumdaki olumlu işlevlerine vurgu yapılması aynı zamanda dinî bir sosyolojinin de temel öncelikleri arasındadır. Protestanlığın ekonomik bir gelişme olarak kapitalizmin gelişiminde oynadığı role dikkat çekilmesi bir tür Protestanlık güzellemesi olarak okunmuştur.
Benzer bir tartışma islam sosyolojisi için de geçerlidir. Kur’an-ı Kerim’de toplumsal değişimin tarzına ve kurallarına dair çok önemli tespitler vardır. Bu tespitlerden yola çıkılarak islam’ın toplumsal değişim için kendine özgü bir teorisinin bulunduğu üzerinde durulmuştur. ibn Haldun (1332-1406), Kur’an’daki bu tarz tespitlerden  yola  çıkarak  toplumsal  değişimi  modellemiştir.  Kuşkusuz o da Kur’an’daki verileri temel, tartışmasız gerçek veriler olarak almıştır, ancak o verilerin anlaşılması ve yeniden yorumlanması hususunda kendine özgü bir kuramsallaştırma yapmıştır. O, sadece Kur’an’dan okuduğunu yalın hâliyle aktarmamış, aynı zamanda onları çok derin tarihsel gözlemlerinden derlediği verilerle bir arada düşünüp çıkarımlara varmıştır.

ibn Haldun, Tunus’ta doğmuş ve hayatı boyunca Fas, Gırnata, Cezayir, Mısır’da değişik devlet görevlerinde
bulunmuş ve bu görevleri dolayısıyla devlet hakkında güçlü gözlemler yapmış bir tarihçi. Sosyolojinin bir
disiplin olarak adının bile konmadığı bir tarihte yaşamış olsa da tarihi yapma tarzı dolayısıyla dünyadaki ilk
sosyolog olarak nitelenmeyi hak etmektedir. Gerçekten de başta temel eseri Mukaddime olmak üzere diğer
kitaplarında da geliştirdiği yaklaşımlar bugün de toplumsal değişimi anlamak için önemli bir çerçeve
sunmaktadır.

ibn Haldun’un Mukaddime isimli kitabı aslında bir ibretler Kitabı olarak tasarladığı tarihin yöntem bilgisini içeren girişidir. Bu kitap tarihte en erken sosyolojik metinler arasında yer almakla birlikte hareket noktası büyük ölçüde islam dininden esinlenmiş temel kabullerdir. Bu durumda din sosyolojisi ile dinî sosyoloji arasındaki ayırımın da yapılmasının kolay olmadığı güçlü örneklerin olduğunun en önemli kantını oluşturuyor.

Önceki İçerikKÜRESELLEŞME VE KÜLTÜR
Sonraki İçerikZiya Gökalp Batılılaşma Açısından Eski Türklerin Önemi ve Kadın Hakları