Din Sosyolojisi Araştırmalarında Objektiflik İhtiyacı

Din Sosyolojisi Araştırmalarında Objektiflik İhtiyacı
Gerçeği, her türlü duygu ve ihtirastan uzak olarak inceleme istek ve yeteneği şeklinde tanımlayabileceğimiz İlmî objektiflik, din sosyologunun temel prensibidir. Tecrübeye dayanan din sosyolojisi, dinî- sosyal olayları incelerken kıymet hükümlerine dayanmaktan kaçınmak, şahsî görüş ve anlayışları bir yana bırakarak tamamen objektif bir yol tutmak, toplumsal gerçekliğe dayanmak zorundadır. Bu anlamda din sosyolojisi, olması gereken veya istenenin normatif bilimi değil olanın objektif bilimidir. Bu bakımdan, din sosyolojisi, meselâ çeşitli toplumların dinî inançları, mitosları, dogmaları ve pratiklerini toplumsal birer olgu ve gerçeklik olarak ele alır; onların kıymet hükümlerine dayalı normatif doğruluk veya yanlışlıkları, haklılık veya haksızlıkları ile uğraşmaz. Şüphesiz din sosyologunun da kendi kişisel dinî inanç ve kanaatleri olacaktır; ancak o bunları, ele aldığı konunun objektif değerlendirilmesine karıştırmayacaktır. Onlar onun kişisel inanç ve kanatlarıdır ve öylece kalmalıdırlar.
Bunun fiilen uygulanmasının ise, gerçekte oldukça güç bir iş olduğu bilinmektedir. Zira, insanın kendi kişisel kanaatleri ve zihnî donanımının özellikle gayr-ı şuurî yönlendirmelerinden kaçınması çok hassas ve kolay olmayan bir iştir. Böyle olunca da, hadiselere karşı şahsî tavırları bir yana bırakarak objektif olmak ve olayları oldukları gibi değerlendirmek şeklinde beliren metodolojik kurala uymak, hakikaten hiç de zannedildiği kadar kolay olmayan bir iş olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal olaylar bir tabiat olayı gibi hariçten gözlenmesi mümkün olan, bize yabancı birtakım tezahürler değil, aksine kendilerine şahsen bizzat iştirâk ettiğimiz birtakım vakıalardır. Gözlemi yapan, çoğu zaman aynı zamanda gözlemi yapılanla bir ve aynı şeydir. Daha doğrusu gözlemci, belki de gözlenen olayın ya da toplumun içinde bizzat faal rol alan bir üyedir. Bu durum, özellikle din sosyolojisi alanında geçerlidir ve bu bakımdan da bu ilim dalında bilimsel objektiflik kaidesine uymak daha da zorlaşmaktadır. Zira sosyolog, o dinin bir mensubu olabileceği gibi, o dinin dışında ve hattâ ona karşı da olabilir. Üstelik din, kişilerin şahsiyetlerinin ve ruhlarının en derin tabakalarına, hayatlarının en erken dönemlerinden itibaren nüfuz eden bir vakıadır. Fert, dini bütün mevcûdiyetiyle yaşar. Belki de başka hiç bir sosyal vakıa yoktur ki, orada fert böylesine bir içten yaşayışla ona katılmış ve onu yaşamış olsun. İşte bu yüzden din sosyolojisinde objektiflik kuralına uymak daha da güç olmaktadır ve bu güçlükler bizzat araştırıcının dine karşı tutum ve kanaatlerinden ileri gelen şahsî ve dahili güçlüklerdir.
Öte yandan, objektiflik kuralına uymada karşılaşılan bir kısım güçlükler de tamamen haricidirler. Zira, belli bir toplumun dinî hayatını inceleyen kişi, o toplumun dine karşı tutumu sonucu doğabilecek birtakım güçlüklere de uğrayabilir. Her şeye rağmen sabır ve metanetle bütün bu dahilî ve haricî güçlükleri yenmeye çalışmak ve objektif çalışmalar ortaya koymak mümkündür. Her türlü sübjektif değerlendirme ve yanılgılardan kaçınmak üzere din sosyologunun, ele aldığı konudaki tüm ön kabul ve peşin yargıdan sıyrılmaya gayret etmesi ve sanki o konuda hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranması ve bu şuura canlı bir şekilde sahip olması, yapacağı değerlendirmeler ve varacağı sonuçların bilimsellik ve objektifliği açısından önem taşımaktadır.