DİN PSİKOLOJİSİ

151

 

DİN
PSİKOLOJİSİ

 

Dinî yaşantılardakİ
süreçlerin (dinde neyin, nasıl yapıldığının) modern psikolojik perspek­tiften
değerlendirilmesiyle İlgili bir kavram­dır. Henüz psikolojinin bir alt dalı
olarak geli­şimini tamamlamamıştır. Genci olarak sosyal psikolojinin içinde
değerlendirilebilir. Din psi­kolojisinin, psikolojiyi dinî bir bakışla ele alan
dinî psikoloji (religious psychology) ve din fel­sefesiyle bir ilgisi yoktur.

Dİn psikolojisinin
bilim olma iddiasına rağ­men bilimsel bir tanımını yapmak imkânsız­dır. Çünkü
din adı altında putperestlikten İsla­miyet’e kadar bir çok farklı inanç
sisteminin bir arada melenmesi taraflı ve çelişik bir tu­tumdur. Martİmer
Ostow’un dediği gibi “din psikolojisi çalışmaları, herhangi bir dinin de­ğeri
ve geçerliliği hakkında bir şey söylenıeme-lidir”. Oysa dinlerin etik
yapıları çıkarıldığın­da ve dînî hayat tarzları psikolojinin bir dalı ol­ma
amacıyla ölçülebilir, niceliksel davranışla­ra İndirgendiğinde, incelenen dinin
kendisi de-

ğil, ancak modern
anlamda dindar insanın davranışları olabilir. Bu nedenle bugün din psikolojisi,
çeşitli psikoloji ekollerinin dine ve dindar insana bakışıyla sınırlı
kalmıştır.

Din psikolojisinin
tarih, dinî psikoloji ve dîn felsefesinden farklı olarak yüz yıldan öteye git­mez.
İlk din psikolojisi çalışmasının Ameri­kan pragmatizminin kurucusu W.James’in
1902’de yazdığı!)//» Yaşantının Çeşitten (Vari-cties of Religous Experienccs)
kitabı olduğu genellikle kabul edilir. Ama aslında kitabın ya­zılışı sırasında,
modern psikolojinin ana ekol­leri henüz ortada yoktur ve James için bu çalış­ma
kısa süreli bir ilgi olmuş, sonradan felsefe­ye yönelmiştir.

Modern psikoloji
ekolleri içinde dinle en çok ilgilenen ve din psikolojisi anlayışları üze­rinde
en çok etkili görüş, S.Freud’un psikanali­zidir. Freud’un dîn alanındaki
görüşleri de, di­ğer görüşleri gibi bir çok değişikliğe uğramış­tır. 1907’de
yazdığı ilk makalede dinî uygula­maları, takıntılı eylemlere benzetmekte ve her
ikisinde de saplanılmış, tekrarlanan, katı davranış kalıplarının olduğunu
söylemekte­dir. Ona göre dini uygulamalar, bilinç-dışı ça­tışmalardan kaçma ve
onları kontrol etme amacına hizmet eden yumuşatılmış ruhsal (mental)
rahatsızlıklardır. Ruh hastalığında kontrol kişinin içindedir, dinî kontrol ise
kişi­ye dışardan verilir, sonradan kişinin iç kontrol sistemine alınırlar.
Freud’un dinle ruh hastalı­ğını aynı zihinsel mekanizma ile açıklama giri­şimi,
araştırmalraın ruh hastalıklarıyla dinî tu­tumlar arasındaki ilişkilere ve ruh
hastalıkla-rındakİ belirgin dinî muhtevalara yönelmeleri­ne yol açmıştır.
Örneğin fobik kaçınmanın ge-nital cinsellik korkusuyla bağlantılı olabilece­ği
bir hasta dindarsa, dinî yasaklamalar onun nevrotik tiksintisini gizler ve ona
destek olur… Dinî yasaklar, depresyonu olan birinde suçluluk duygusunu ve
azalmış benlik saygısı­nı arttırabilir. Dinlerdeki vecd halleriyle histe­ri
arasında; mistisizmle şizofreni ve paranoid durumlar arasında çarpıcı
benzerlikler vardır. Bu gibi düşünceler, böyle çalışmaların ürünle­ridirler.

Frcud, daha sonra dine
grup psikolojisi temelinde yaklaşmış; Bir Yanılsamanın Geleceği (1927) ve
Uygarlık ve Hoşnutsuzluktan (1930) çalışmalarında ise dinin bireyin sıkıntısını
ya­tıştırmanın bir yolu olabileceğini belirtmiştir. Musa ve Tektannalık’ta (1937)
ise dinin insa­nın ilkel ihtiyaçlarını karşılayabileceğini, çün­kü her neslin
bir öncekinden arkaik bir miras devraldığını söylemiştir. Bu son yaklaşım, dinî
yaşantıya kollektif bilinçdışının arketipsel sembolleri olarak bakan C.GJung’un
yaklaşı­mına benzemektedir.

Kendisi ateist olan,
bireysel psikoloji ekolü­nün kurucusu AAdler ise dini, psikopatolojik bir
perspektiften değil, insan psikolojisinin bir normu olarak görmekle Freud’tan
ayrılır.

Başta S.Kierkegard ve
P.Tillich gibi bizzat din adamı olan filozoflar olmak üzere varoluş­çu
felsefeden etkilenen insancı (hümanist) psi­koloji ekolü ise dinî yaşantıya
özel bir önem verir. Fakat bu ekolden psikologlar daha çok Doğu dinlerine
sempati duymaktadır-lar.G.VV.AHport’un dini dışarda tutan bir psi­kolojinin
tamam sayılamayacağını, fakat dini, korku ve engellemeler meydana getiren, insa­nın
dine hizmet ettiği “dış” din ve sağlıklı, ol­gun insanın temel bir
yanını teşkil eden dinin İnsana hizmet ettiği “iç” din diye ikiye
ayırmak gerektiğini; Doğu dinlerinin iç dine daha ya­kın olduğunu söylemesi bu
yaklaşımın karak­teristiklerini vermektedir. Bu yaklaşımın en çok bilinen
savunucularından biri de E.Fromm’dur.

Psikolojiden dine yeni
yaklaşımlar ise dinin aşkın (transcendantal) bir insan ihtiyacı oldu­ğunu belirten
ve Doğu bilgeliğiyle Batı bilimi­nin sentezini kurmaya çalışan A.Maslow’un
transpersonal (kişiüstü) psikoloji ekolü ve parapsİkolojik çalışmalarında
görülmektedir. Fakat henüz her iki yaklaşım da genel psikolo­ji içinde önemli
bir yer edinememişlerdir.

Dine modern bir gözle,
bir grup organizasyo­nu formu olarak bakıldığında dinin özellikle geleneksel
toplumların hayatında önemli bir yer tuttuğu görülür. Din, kişinin grup içinde
yer almasını sağlar. Dinî törenler gencin eriş­kinlerin hayatına girmesini kolaylaştırır.
Dinî ritüeller (ayin) bireyin kimlik kazanmasına,

tâbi olunan liderle
özdeşlik kurmasına fırsat verir. Cinayet, evlilikdışı ve aileiçi cinsel ilişki­ler
gibi grup içi yaşantıları bozan durumlar, dinî yaptırımlarla önlenir. Fakat
modern dün­yada din önemini giderek kaybetmekte, siyasî organizasyonlar dinin
eski İşlevlerini üstlen­mektedirler. Dinî hayat tarzı ise işlevlerini kıs­men
marjinal gruplar içinde sürdürebilmekte­dir. Bu grupları İnceleyen din
psikolojisi, bir “marjinal insan psikolojisi” haline gelmiştir.

Modern hayatta, dinin
psikolojiyi ilgilendi­ren bir alanı da dinî danışmanlıktır (pastoral
counseling). İlk dinî danışmanın Frcudçu bîr protestan rahip olan O.Pfister
olduğu söylene­bilir. Dinî danışmanlık özellikle Hristiyan top­luluklarda
hayatın bunalım dönemlerinde papaza baş vuran insanlara bir psikolojik yar­dım
kurumu olarak yerleşmekte, modern danışmanlık öğrenimi yapan papaz sayısı art­maktadır.

Görüldüğü gibi din
psikolojisi Batı kökenli, modern bir kavramdır. Son yıllarda Amerika
kıtasındaki müslüman psikologların bir der­nek kurmaları, bu alandaki en önemli
gelişme­dir. Müslüman psikologlar şimdilik, din psiko­lojisine karşı bir tavır
oluşturmak yerine, Fre-udçuluk’a karşı bir başkaa psikoloji ekolünün yanında
yer almaya, onunla İslamiyet arasın­da benzerlikler yakalamaya
çalışmaktadırlar.

(SBA) Bk. Din;
Psikoloji.