DİL – Psikoloji

Düşüncenin, akıl yürütmenin ve problem çözmenin birçoğu dil kullanımını gerek­tirir. Bundan dolayı, ileri düzey bilişsel süreç olarakta tanımlanan dil vasıtasıyla bellekte bilgiler depolanmakta ve bu bilgiler davranış için temel oluşturmaktadır. Dil sembolleri ve bu sembollerin nasıl bir araya geleceğini kuralları içermektedir. Sembollerin birleştirilmesiyle sonsuz sayıda mesaj ve anlamlar üretilmektedir.

Dil bilimi dil ve dil kullanımının biçimsel yapısına odaklanırken bilişsel psiko­loji dil kazanımı (veya öğrenilmesi), dili anlama, dil üretimi ve okumanın psikolo­jisi ile ilgilenir. Aslına bakılırsa konuşma, dinleme, yazma ve okuma gibi beceriler bilişsel faaliyetler sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu becerilerin tümü dil süreçlerini oluşturur. Dil süreçleri, dil birimlerinin algılanması ile başlar. Algılanan bu birimle­rin tek başlarına ve/veya grup halinde olduklarında ne anlama geldiklerinin belir­lenmesi sürecin bir parçasıdır. Anlama dönüştürülen bu birim ve ünitelerin önce düşüncelere dönüştürülmesi ve daha sonra bu düşüncelerin yine dil birimlerine dönüştürülmesi gerekmektedir. Sonuçta, dil (konuşma) üretilerek düşüncelerin ak­tarılması sağlanır.

Dilin yüzeysel yapısı sembolleri içerirken derin yapısı ise anlam ile ilişkilidir. Yüzeysel yapılar farklı olsada bazen derin yapı aynı kalmaktadır. Örneğin, “Ahmet camı kırdı” ve “Cam Ahmet tarafından kırılmıştır” cümleleri yüzeysel olarak farklı­dırlar ancak bu cümlelerin taşıdığı anlam aynıdır. İnsanın kullandığı dil hiyerarşik bir yapıya sahiptir. En temel yapı fonem adı verilen ses birimlerinden oluşur. Tek başlarına anlamsız olan fonemler dilden dile sayısal olarak farklılıklar göstermek­tedir. Fonemler bir araya gelerek insan bilişinde önemli rol oynayan ve bir üst ya­pı olan morfemleri (örn. tat, ok, yap, git ve bunlar gibi) meydana getiririler. Mor­femler aynı zamanda dil içinde anlam oluşturan en küçük birimdir. Morfemler bir- leşerek bir sonraki yapı olan kelimeleri ve kelimeler de bir araya gelerek bir son­raki yapı olan söz gruplarını ve cümleleri meydana getirmektedirler. Cümlelerin daha yüksek seviyede birleşimleri sonucunda da söylemler ortaya çıkar. Söylemler paragraftan bir kitaba kadar uzanan bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu hiyerarşik ya­pı özellikle de fonemler ve morfemler arasındaki yapısal ilişki ve kurallar konuş­ma ve yazma dilinde önemli rol oynamaktadırlar. Bu kurallar bütününe dilbilgisi adı verilmektedir. Özellikle dilbilgisi kuralları semantik (anlam) ve sentaks (söz di­zimi) bileşenlerini kullanarak bir dönüşüm yapmaktadır.

Sözdizimi ise dilbilgisi kurallarına sözcükler arasındaki ilişkileri düzenleyerek doğ­ru cümle kurulmasını sağlamaktadır. Dil üzerine geliştirilen davranışçı yaklaşımları reddeden Chomsky dilin doğuştan gelen kazanım aracına sahip olduğunu ve bunun vasıtasıyla kelimelerin kazanıldığını ve dilbilgisi kurallarının öğrenildiğini öne sürer.

Dil sadece insanda geliştiği için genetik tarafından belirlenmektedir. Ancak ay­nı zamanda çevre dilin gelişmesinde önemli bir faktördür çünkü dil diğer bireyler­le etkileşim halinde gelişmektedir. Chomsky dil mekanizmalarının doğuştan var ol­duğunu ve bu nedenle dil becerilerinin modüler yapıda olduğunu öne sürer. Be­yinde lokalize olan bu yapı bir dizi bilişsel mekanizma ve süreçlere olup anlamı çı­karmak için dilsel bir girdi üzerine çalışır. Buna ilave olarak dilin bellek ve sonuç çıkarma gibi diğer bilişsel becerilere bağlı olduğunu savunan görüşler de vardır. Tartışmalar dil gelişiminin devamlı olup olmadığı, farklı aşamalardan geçip geçme­diği, nöral gelişim için dile maruz kalmayı gerektiren kritik ve optimum dönemle­rin olup olmadığı konularında tartışmalar devam etmektedir.