Deodalus ve İkarus, Kral Minos ve Minotauros (Yunan Mitolojisi)

mitoloji/karus Minotauros Doğuşu, Kral Minos, Mimar Deodalus, İkarus ve Çıkışsız Labyrenthos



Yarı insan yarı boğa yaratık Minotauros, Kral Minos’un tanrı Poesdion’a kurban etmek istediği kusursuz bir boğa için dua ettikten sonra Posedion’un razı gelmesine karşın Kralın o muhteşem boğayı kurban etmeyip sakladıktan sonra başka bir hayvan kurban etmeye karar verdi.

Ancak Posedion, Minos’un yaptığı işi anlayarak öfkelendi, Kral Minos’un karısı Pasiphae’ye yaptığı büyüyle bu tanrısal boğaya aşık olduktan sonra boğayla birlikteliği sonucu yarı insan yarı boğa Minotauros’u doğurur.

Kral Minos, Girit halkını bu yarı insan yarı boğa yaratığın gazabından korumak amacıyla emrinde bulunan ünlü mimar Daedalos’a Minotauros’un hapsedileceği karmaşık bir labirent  inşa emri verip Labyrenthos’u inşa ettirir.

Mimar Deodalus ile oğlu Ikarus öylesine görkemli bir labirent yapıyorlar ki; Kral Minos lâbirentin sırrını başkalarına açıklamamaları için Atinalı mimar Daidalos ve oğlu İkarus’u, Kral Minos’un emriyle Labyrinthos’a kapatılır. Mimar baba-oğul kendileri bile kendi eserleri olan lâbirentin çıkışını bulamazlar.

Bunun üzerine, balmumundan kanatlar yapıp uçarak kaçmayı plânlarlar…Ve Daidalos kendisi ve oğlu için bu labirentten kaçmaya yarayacak iki çift kanat yapar ve balmumuyla  sırtlarına yapıştırır. Baba Deodalus, Ikarus’a uçarken zevkten kaçınması gerektiğini söyleyerek  oğlunu uyarır: “Oğlum fazla alçaktan uçma kanatların nemlenir, ıslanır, ağırlaşır uçma kabiliyetini kaybeder, düşersin; fazla yükseğe de çıkma, ki güneşin sıcağıyla kanatların erir, yine düşersin!

İkarus uçabilme özgürlüğü ile babasını Ikarus’un, başını döndürür, babasının ikazlarına aldırmayarak yükselir, yükseldikçe coşku ile şuur kaybına uğrar, daha da yükselir… Nihâyet güneşin harâretiyle balmumundan kanatları erir ve Ege Denizi’ne düşerek ölür.

F.A.G.

mitoloji/daedalus_ikarus İkarus’un babası Daidalos bir mimardır. Sürgüne gönderildiği Girit Adası’nda Kral Minos’un yanında çalışmaya başlar. Kardeş kavgasından sonra Tanrı Poseidon’un yardımı ile tahta çıkan Minos, Poseidon ile yaptığı anlaşmayı uygulamaz. Bu duruma kızan Poseidon intikam almak için Minos’un karısı Pasiphae’nın bir boğaya âşık olmasını sağlar ve karısı bu aşktan Minotaur adlı yarı insan yarı boğa bir çocuğu olur. Minos bu yaratığı saklamak ister ve dönemin en önemli mimarlarından Daidalos’u çağırır ve bu yaratığı saklayacak bir labirent inşa etmesini ister. O da görevini yerine getirir.

Kral Minos, hâkimiyeti altındaki sitelerden her yıl belli dönemlerde 7 kadın 7 erkek kurban alır ve bu kurbanları labirentin içinde yaşayan Minotaur’a yem olarak verir. Artık kurban vermek istemeyen Atinalıların adına savaşçı Theseus, Girit’e tek başına gelir ve labirentin içindeki Minotaur’u Daidalos’un da yardımı ile öldürür. Kral Minos’un kızı Ariadne ise kahraman Theseus’a âşık olur. Labirenti inşa eden Daidalos’tan yardım alarak Theseus’la birlikte Girit adasından kaçarlar.

Bu ihaneti öğrenen Girit Kralı, çıkışı birilerine söylerler diye Daidalos ve oğlu İkarus’u bir kuleye kapatır. Ancak Daidalos kuşların pencerelerinin önüne bıraktığı tüylerden kendine ve oğluna birer kanat yapar ve balmumuyla bunları sırtlarına bağlar. Havalanmadan önce de oğlunu uyarır. Ne çok alçaktan, ne de yüksekten uçmamasını, çok alçaktan uçarsa nemli havanın kanatlarını ağırlaştıracağını ve çok yükseğe çıkarsa da güneşin, balmumunu eriterek kanatları yakacağını tembih eder. İkarus uçmanın verdiği büyük hazla bunları unutur; uçabilme özgürlüğü ile babasını dinlemez. Semayı ufukta gören İkaros’un yükselmesini engellemek mümkün olmaz. Aydınlığa doğru yükseldikçe yükselir İkarus. Ta ki güneş, kanatlarını tutan balmumunu eritene kadar. Kanatları kopar, Ege’nin sularına düşüp kaybolur. Hür olmanın, yükselişin, aydınlanmanın çağrısı, İkarus’a pahalıya mal olur.

İkarus, her şeyi göze alıp güneşe ulaşmaya çalışan cesur bir karakterdir. O, güneşe hazır olmadan ulaşmak istemiştir. O, aslında göze alabilmektir. Ölüme gitmiştir İkaros, sadece hürriyeti bir kere olsun tüm hücrelerinde hissedebilmek için. Kanatlarının yanacağını fark etse de ışığa uçmaktan vazgeçmemiştir. Geri dönmek, İkarus’a göre değildir.

Ona verilen şu nasihat çok önemlidir; “ne çok yüksekten, ne de alçaktan uçmamak”; aslında tüm insanoğlunun yaşamında uygulaması gereken denge mottosunu hatırlatır. Uçlarda değil merkezde olmak, yani bazı duyguların bireyi kontrol etmesi değil; kişinin tümüyle kendine hâkim olması ve kendi kendinin efendisi olma gerekliliğidir anlatılmak istenilen.

Kimilerine göre ise bu mitte İkaros, başarısından dolayı gurura kapılmış ve haddini aşıp sınırlarını zorlayarak, kendi nefsini kontrol edemeyişi; haddini bilmemeyi simgeler. Erken davranmak, acele etmek ya da sınırlarını aşmaktır. O bir an sınırları aşabileceğini düşünmüş, belki de hiç düşünmeden hissettiği özgürlüğe kanat çırpmış ancak hazır olmadığı için düşmüştür.

İkarus miti, öğrenme ve özgürlük tutkusunun bedelini de anlatır, belki de anlatılmak istenilen, yaşarken yeni bir hayata doğabilen bireylerin, yani kendisinde köklü değişim yapıp iyi, doğru ve güzele giden ve hakikati arayanın; bulacağı olguların ona ağır bedellerinin olabileceğidir. Peki, biz buna hazır mıyız? Esas soru budur. Yaşam seçimdir ve bedel ödemektir; biz bu bedele hazır mıyız? Neredeyiz? Nereye gitmek istiyoruz? İzleyeceğimiz yolu kendimiz bilinçli bir şekilde mi seçeceğiz? Gerektiğinde daha yüce bir iyilik için küçük bir kötülük yapmayı dahi göze alabilecek güce ve sorumluluğa sahip miyiz? Kendimize hâkim miyiz yoksa rüzgârda yalpalayan yaprak misali etkilere açık mıyız? Kabala öğretisinde hayat ağacında yer alan merhamet ve kuvvet sütunlarını dengeleyebiliyor muyuz yoksa onlar mı bizi yönetiyor? Mikro anlamda bir yaratıcı olabilecek miyiz yoksa adımız bizimle birlikte unutulup gidecek mi?

İkarus olmak, özgürlük ve öğrenme tutkusudur ancak hazır olmadan, kontrolsüz, basamak basamak içselleştirmeden, hakikati hızla ve daha yakından görme ve öğrenme dürtüsü düşüşüne sebep olur.

Kıssadan Hisse ise şudur…

Denildiği gibi: “Işık uykulu gözlere yavaş yavaş verilir.”

Berk Yüksel

Theseus ve Minotauros

Kral Aigeus’la Kraliçe Aithra’nın oğlu olarak Trayzen köyünde doğan Theseus, babası Aigeus yeğenlerinin intikamından korktuğu için Theseus’u Atina’ya götürmedi. Troizen’den ayrılırken, büyük bir kayanın altına kılıcını ve sandaletlerini gizleyerek ve karısı Aithra’ya çocuğunun kayanın altına konulanları tek başına çıkartacak kadar büyüyüp ve güçlenene kadar köyde tutmasını söyledi.

Yıllar geçip Theseus on altı yaşına geldiğinde kuvvetli bir delikanlı oldu. Annesi Aithra da onu kayanın yanına götürdü. Delikanlı kayayı kolayca kaldırıp babasının eşyalarını aldıktan sonra annesi ona gerçek durumu açıkladı. Daha sonra aldığı talimat uyarınca Atina’ya gitmeye karar verdi. Kraliçe Aithra onun deniz yoluyla gitmesini istediyse de, Theseus eşkiyalar ve vahşi hayvanlarla dolu tehlikeli kara yolunu seçerek, yol boyunca pek çok tehlikeyle karşılaştı ve hepsinin üstesinden geldi.

Theseus, Atina’ya vardığında ülkesine çöken büyük bir felaketi öğrendi. Uzun yıllar önce  Girit Kralı Minos’un oğlu Androgeas, Atina’ya karşı bir savaşta öldürülmüştü. Kral Minos öfkesi ve yası için bedel istemiş ve Atinalılar da Girit’le daha büyük bir savaşa girmemek için her yıl Atinalı yedi genç erkek ve yedi genç kız Girit’e götürülecek ve burada yarı insan yarı boğa Minotauros’a yem olmak üzere verilecekler ve o da onları Labyrenthos (labirent) hapishanesinde öldürecekti.

Theseus Kral babasına verdiği söz üzerine, Minotauros’u öldürüp Labyrenthos’tan sağ kurtulabilirse Girit gemisiyle Atina’ya dönerken babasının bunu başardığını anlaması için kara yelkenler yerine beyaz yelkenler takacaktı.

Theseus ile diğer gençler Girit’e varınca Labyrenthos’a götürüldüler. Kral Minos ile Pasiphae’nin güzel ve akıllı  kızı Ariadne, Theseus’u görünce ona âşık oldu. Sevdalandığı Theseus’a Labyrenthos’tan sağ çıkması için basit ama etkin bir taktikle yardımcı oldu.

Theseus uyumakta olan Minotauros’a  ulaşıncaya kadar kızın verdiği ipek iplik yumağını çözerek ilerledi. Minotauros uyandı ve çok şiddetli bir mücadeleden sonra Theseus canavarı öldürmeyi başardı. Sonra ipi izleyerek labirentin çıkışına ulaştı ve Atina’ya döndü. Ama ne var ki zafer ve başarı kara renkli yelkenleri beyaz yelkenlerle değiştirmeyi unutturmuştu. Kral Aigeus kara yelkenleri görünce, oğlunun öldüğünü düşündü ve acısından gemileri gözlediği kalenin burcundan denize atlayarak intihar etti.

Bu intihar olayından sonra bu denize “Aigeus’un denizi” dendi. Bu denizin adı  zamanla dönüşerek “Ege Denizi” olmuştur.

F.A.G.