Deney (Felsefi)

40

Bilimde bir deneyin amacı, bir bağımlı ve bir ya da daha fazla bağımsız değişken arasında vuku bulan değişmez ilişkileri gözlemlemek demektir. Böylece bir deney, bu amacı geçerli olarak yerine getirebilen herhangi bir sürece işaret eder. Daha özgül olarak, bir deney aşağıdaki şartlar uyarınca bir bağımlı ve bir ya da daha çok bağımsız değişkenin ortak bir değişimin gözlemlenmesini ifade eder:

a) Gözlemle­necek özneler homojen bir grubu oluştururlar,

b) deney sırasında bağımsız değişkenlerdeki değişmenin miktarları karşılıklı olarak birbirini İçeren ve dışlayan sınıflar içerisinde tasnif edilmiştir (böylece değişmenin olmadığı bir sınıf elde edilir);

c) Özneler bu sınıflardan birisine tesadüfi bir süreç kanalıyla sokulur;

d) Bağımsız değişkende meydana gelen değişmeler her sınıfı etkiler.

Bu tanımın gereği olarak deneyin laboratuvarda ya da gerçek hayatta meydana gelmesi arasında pek bir fark yoktur. Aynı zamanda, bağımsız değişkendeki değişmenin, deney yapan kişi üzerinde bazı eylemlerin doğrudan bir sonucu olarak meydana gelip gelmediği önemsiz bir konudur. Ne zaman deney yapan kişi teorik önemi olan bazı bağımsız değişken­lerde değişmeye yol açacak olayları önceden kestirebilirse, olayın vukuunda önce çeşitli oranlarda değişim sınıflarına özneleri rastgele yerleşlîrir ve nihayet yukarıda sıralanan şartların diğerlerini de karşılarsa, bir deneyi gerçekleştirmiş olur. Deney terimi, gevşek bir biçimde, sosyal hayatın herhangi bir alanındaki yeniliği İfade edecek şekilde kullanılmaktadır. Burada, yeniliğin bir deney temeli üzerinde ya da sınırlı bir alanda meydana gelen etkisi sözkonusudur. Böylece sonuçlar, yapılan yeniliğin girmesinden önce gözlemlenebilir.

Deneyce doğrudan ya da dolaylı olarak başvurma mevcut sosyal araştırmacılar tarafından çeşitli düzeylerde ve çeşitli yoğunluklarda yapılmaktadır. Nitekim sosyal bilimciler yapay olduğu kadar tabii durumları da hipotezlerini sınamak amacıyla kullanırlar: Karşılaştırmalı yöntemin de esasen kurumsal ve tarihsel verilerle yapılmış bilimsel deneyin katı prosedürlerinin kendisine uygulanamayacağı bir ‘deneyleme’ tarzından ibaret olduğu da çeşitli kişilerce ifade edilmiştir.

Felsefi anlamda deney, her türlü duyumsal bilgiyi kapsadığı gibi, duyumlardan, kavramlardan, yargılardan ya da akıl yürütmelerden elde edilen bilginin tümünü de ifade eder. Daha genel ve ana çizgileri ile kişinin veya insanlığın hayatı boyunca edindiği bilginin bütünü ve sezgisidir. Bu anlamda “deney sahibi” olarak tanımlanan kimse, yaşamış, görüp geçirmiş ve bunlardan yeterli ve gerekli dersleri çıkartmış bir kimsedir.

Duyumsal deneyin değeri ve bunun bilgi ile ilişkisi sorunu felsefe tarihi boyunca çeşitli teori ve tartışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Deneyciliğe göre, her bilgi duyum deneyinden gelir, zihinde daha önceden duyular yoluyla algılanmamış hiçbir şey yoktur. Locke ve Hume gibi deneyciler bu görüşü savunurlar. Klasik rasyonalizm ise (Descartes, Kant) bilgi için duyumsal deneyi yeterli bulmaz; düşünce yoksa, deneyin bir değer taşımayacağını düşüncenin her türlü duyu deneyinden Önce var olduğunu savunur. İdealizme göre, her bilginin, hatta her deneyin kaynağı düşüncedir. Çünkü idealizm duyu deneyinin hatta duyumların olmadığı kanısındadır. Gerçekçiliğe göre de duyu deneyi gerçekten varolana yönelir; varolanı bilir ve bilim aracılığıyla varolanı etkiler.

Ahlaki deney kavramı ahlak kurallarının kaynağı sorusuna cevap verir. Bazı ahlakçılar ahlak kurallarınının insanın vicdanı olduğunu öne sürerler. Onlara göre insanların doğuştan evrensel ve sonsuz olarak sahip oldukları bu kurallar insan vicdanının ya kendiliğinden oluşturduğu veya doğuştan edindiği kurallardır. J.J.Rousseau; “vicdan ilahi içgüdüdür” der. Ahlak kurallarının duyu deneyinden Önce varolan a priori kurallar olduğunu savunan bu görüşe ‘ahlaki rasyonalizm’ adı verilir. Buna göre bir kısım ahlakçılar da ahlak kuralları kaynağının duyu deneylerinden edinilmiş olduğu kanısmdadırlar. Ahlaki deneycilik adı verilen bu görüşün farklı biçimleri vardır:

a) Bireysel deneyin özgünlüğüne inanan, dolayısıyla insanların her birinin ayrı bir ahlakı olduğunu savunan görüş;

b) Ortak veya sosyal dene­yin önemi üzerinde durarak birey ahlakının, içinde yaşadığı toplumun töreleriyle sınırlandığını savunan görüş. Bu durumda ahlak bir sosyolojizm niteliği kazanır;

c) Bİr çok etkenle evrim gösterebilen ve gelişebilen sosyal deneye önem veren görüş. Sözü geçen etkenler arasında bireyin eylemi gibi deneylerin sentezini ya­pan aklın eylemi de önemli bir yer tutabilir (Bu hem bilimsel rasyonalist, hem de deneyci bir görüştür).

(SBA)

Deney

Deney,

1. Herhangi bir maddenin özellikle ticaret malının birleşiminin anlaşılması, saflık derecesinin tespit edilmesi, bozulma veya hile durumlarının meydana çıkarılması için yapılan analiz. Mesela yemek yağının serbest asit muhteviyatının ne mertebede olduğunun bulunması için yapılan iyot indisi deneyi gibi.
2. Bazı kanunların uygulanması veya ileri sürülen bazı fikirlerin doğruluk derecesinin tesbiti için yapılan işlemler. Mesela gaz kanunlarından birini laboratuvarda talebelere yaptırıp sonuçlarının kanuna uygun olduğunu göstermek için yapılan işlemler. Araştırma bakımından ise, demirin paslanmasında nemin rolünü incelemek için nemli ve nemsiz ortamlarda paslanma derece ve hızının tesbiti için yapılan deneyler misali.

Vikipedi