Demokrasi

 

Amerikan ve Fransız devrimleri insanların iktidara ve ik­tidarın yönetilenlere bakışındaki değişimin başlangıcına işaret etmektedir. Demokrasi çağı, monarklarm kendilerini devletle Özdeş tuttukları ve insanları sadece kraliyet iktidarının bir öznesi olarak gördükleri mutlakiyetçilik çağının sona erdiğini gösterir. Demokrasi bunu, iktidarın halkın çıkarlarını yansıtan ve temsil eden bir kurum olarak yeniden tanımlanması yoluyla, tüm ege¬menlik hakkım halka devrederek gerçekleştirmiştir. Ondokuzun- cu yüzyıl boyunca, özellikle kapitalist sanayi toplumunun olu¬şumuna tanıklık eden ülkelerde demokrasinin temelleri atılmış ve Batı Avrupa ile Kuzey Amerika’ya doğru genişlemiştir. Yir-minci yüzyıl ile birlikte, Eski Sovyetler Birliği gibi demokratik olmayan siyasi rejimler için bile demokrasinin bir ideal olarak tanımlanması yaygınlık kazanmıştı. Bununla birlikte demokra¬sinin kökleşmesi için çaba göstermeyen yerler olduğu gibi, bu çabanın gösterildiği Nazi Almanyası gibi bazı yerlerde demok- rasi-karşıtı güçler tarafından demokrasinin yenilgiye uğratıldığı da olmuştur.

Geçmiş iki yüzyılın siyasi tarihi, sosyologları, demokrasi¬yi mümkün hale getiren ön-koşulların ve demokratik sistemlere yönelik temel tehditlerin neler olduğunun belirlenmesine yönelt¬miştir. Sosyologlar, bu konuları belirlemeye çalışırken, bunlarla alakalı birkaç sorunla da ilgilenmişlerdir: Sıradan insanlar ger-çekten de iktidara uyum sağlar mı? Bu kişilerin siyasi arenadaki başlıca rolleri nelerdir? Demokratik rejimlerde liderlerin hangi niteliklere sahip olması gerekir? Demokrasi, önüne çıkan çağdaş meydan okumalar karşısında varlığını sürdürmeyi başarabile¬cek mi? Ondokuzuncu yüzyıldan beri sosyologlar bu ve benzeri sorunlar üzerinde düşünmektedir.