Delailün Nübüvve Türü Nedir, Konusu, Özellikleri, Örnekleri, Hakkında Bilgi

26

Delâilü’n-Nübüvve. Peygamberlik müessesesini, özellikle Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispatlamak amacıyla yazılan eserlerin ortak adı.

“Bilinmeyen şeyin öğrenilmesini sağ­layan bilgi, kılavuz’ anlamındaki delilin çoğulu olan delâil ile “peygamberlik” an­lamındaki nübüvvet kelimesinden oluşan delâilü’n-nübüvve, terim olarak bir pey­gamberin bizzat gösterdiği veya pey­gamberliğine alâmet olmak üzere ken­disi dışında meydana gelen tabiat üstü olayları konu edinen, peygamberin ge­tirdiği ilkeleri ilmî tahlillere tâbi tutarak bunların İlâhî kaynaklı olduğunu, dolayı­sıyla o peygamberin de hak peygamber olduğunu ispatlamayı amaçlayan eser­leri ifade eder. Peygamberlerin gerçek­leştirdiği tabiat üstü olaylar, benzerleri­ni meydana getirme açısından muha­taplarını âciz bıraktıkları İçin mucize, nü­büvveti kanıtladıkları için de delil-delâil diye adlandırılır. Peygamber olacak kişi­nin doğumu sırasında veya nübüvvetle görevlendirilmesi esnasında meydana ge­len harikulade olaylar nübüvvetin delil­lerinden sayılmakla birlikte mucize ola­rak isimlendirilmez. Ebû Hatim er-Râzî”-ye göre bu iki türe giren olayların tamamına “işaretler ve alâmetler” anlamın­da a’lâm denilir. Bunlara ayrıca “deliller” mânasında olmak üzere âyât ve şevâhid adı da verilir. Ebü’l-Hasan el-Eş’arî ise a’lâm terimini mucize ile birlikte ve daha geniş bir an­lamda kullanır. İslâm âlimleri, mutlak olarak nübüvvet mües­sesesini ve özellikle Hz. Peygamber’in nübüvvetini ispatlamak amacıyla yaz­dıkları bu tür eserlere a’lâmü’n-nübüv-ve yanında delâilü’n-nübüvve adını ver­mek suretiyle hem bizzat peygamber-lerce gösterilen mucizeleri, hem de ken­dileri dışında meydana gelen harikula­de olayları delâil kapsamına almışlardır. Nitekim İbn Teymiyye, delâilü’n-nübüv­ve ve a’lâmü’n-nübüvve tabirlerinden her birinin diğerinin yerinde kullanılabilece­ğine işaret etmektedir. Nübüvvetin ispat edilmesi amacıy­la yazılan eserler bu iki isim dışında çe­şitli adlarla da anılmıştır. “Peygamberli­ğin kanıtlanması” anlamında kullanılan isbâtü’n-nübüvve, isbâtü’r-risale, tesbî-tü delâili’n-nübüvve ile “nübüvvetin de­lilleri” anlamındaki hucecü’n-nübüvve, âyâtül n – nübüvve, şevâhîdü’n-nübüvve, alâmâtü’n-nübüvve, meâricül n-nübüv­ve, emârâtü’n-nübüvve ve el-hasâisü’n-nebeviyye bunların başlıcalarıdır. Beşâi-rü’n-nübüvve tabiri ise genel olarak “Hz. Muhammed’in nübüvvetini doğrulayan belgeler”, Özel olarak da “önceki kutsal kitaplarda onun peygamberliğini müj­deleyen metinler” anlamında kullanılır.

Taşköprizâde, metafiziğin bölümleri içinde mucizelerin peygamberliğe delil oluşu keyfiyetini, mucizelerle sihir vb. harikulade olaylar arasındaki farklan incelemeyi konu edinen “emârâtü’n-nü­büvve” adlı müstakil bir ilim dalının bu­lunduğunu belirtmekteyse de Kâtib Çelebi onun bu gö­rüşünü isabetli bulmaz ve sadece pey­gamberlik müessesesi ile Hz. Muham­med’in nübüvvetini ispatlamak için müs­takil eserlerin yazılmasının, bu konunun kelâm ilminden ayrı bir İlim dalı olarak kabul edilmesini gerektirmeyeceğini be­lirtir. Nübüvvet me­selesinin kelâm İlmine ait üç temel ko­nudan birini teşkil etmesi Kâtib Çelebi’nin haklılığını ortaya koymaktadır.

Hz. Peygamber’in nübüvvetle görev­lendirilmesinden sonra vahye inanma­yan çeşitli zümrelerin ortaya çıktığı, bun­ların arasında yer alan bazı şairlerin şi­irlerinde peygamberlik müessesesini ten­kit ettikleri bilinmektedir. İslâmiyet’in Arap yanmadasını aşarak hızla yayılma­sının ardından Mecusîlik ve Maniheizm gibi eski dinlere, materyalizme veya sa­dece Tanrı’nın varlığını kabul edip vahyi inkâr eden felsefî akımlara, aynca İs­lâm dinine mensup olduğu iddiasında bulunan aşırı fırkalara bağlı değişik züm­reler bu tenkitlere fikri boyutlar ekleye­rek bunları devam ettirmiş, nihayet nü­büvvet müessesesi aleyhinde yazılan eserlerle konu İslâm dini için önemse­necek bir problem haline gelmişti. İlk olarak hicri II. (vın.) yüzyılın ikinci yan­sında başlayıp III. (IX.) ve IV. (X.) yüzyıl­larda etkisini sürdürdüğü kabul edilen zındıklık ve ilhâd hareketleri çerçevesin­de İbnü’l-Mukaffa’. Abdülkerîm b. Ebü’l-Avcâ, Beşşâr b. Bürd, Ebû îsâ el-Verrâk, İbnü’r-Râvendî, Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî gibi âlimlerin nübüv­veti felsefî açıdan eleştirenlerin başında geldiği zikredilir. İslâm âlimleri, söz konusu kişiler­ce ileri sürülen iddialara ve yazılan eser­lere erken devirlerden itibaren hem umu­mi kelâm kitapları içinde, hem de değişik adlarla müstakil eserlerde cevap­lar vermişlerdir. Bunun sonucu olarak genellikle delâlilü’n-nübüvve veya a’lâ-mü’n-nübüvve diye bilinen telif türü te­şekkül etmiştir. Abdülhalirn Mahmûd, bu tür eserlerin telifini sadece nübüv­vet probleminin dinin temel konuların­dan biri olarak telakki edilmesine bağlı­yorsa da vah­yi inkâr etmek suretiyle peygamberlik müessesesini hiçe sayan akım ve eser­lerin etkilerini göz ardı etmek mümkün değildir. Nitekim Ebû Hatim er-Râzfnin, Aclâmü’n-nübüwe adlı eserini vahyi in­kâr eden filozof Ebû Bekir er-Râzî’ye reddiye olarak yazdığı bilindiği gibi Kâdî Abdülcebbâr da aynı konuya dair Teşbîtü delâ’ili’n-nübüvve’sini Hz. Muham-med’in peygamberliğini ispatlamanın ya­nı sıra onun peygamber olmadığını öne sürenleri reddetmek maksadıyla kaleme aldığını kendisi kaydetmektedir. Son devir âlimlerinden M. Zâhid Kevserî de bu görüşü teyit etmek­tedir.

Yapılan tesbitlere göre elde mevcut kaynaklar içinde delâilü’n-nübüvve ko­nusuna ilk olarak yer veren İbn İshak olmuştur. İlk müstakil eserleri ise İşbâtü’l-‘ilm cale’n-nübüv-ve ve İşbâtuT-rusül adlarıyla Mu’tezi-ie’den Dırâr b. Amr yazmış, onu el-Hüc-ce ve’r-rusül adlı eseriyle Ebû Bekir el-Esam takip etmiştir. Bişr b. Mutemir’in el-Hücce fî işbâti’n-nübüvve’si, Ebü’l-Hasan el-Medâînî’nin Âyâtü’n-nebî’si, Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf’ın cAlâmâtü şıd-kı’r-Resül’ü, diğer Mu’tezile âlimlerin-ce yazılan fakat günümüze kadar ulaş­mayan eserlerdendir. Câhiz’in Huce-cü’n-nübüvve adlı eseriyle bahire, ts.) Kâdî Abdülcebbâr’ın Tesbîtü delâ’iîi’n-nübüvve’si Beyrut, ts .fve el-Muğnî’-nin XV. cildini teşkil eden “en^Nübüvvât ve’l-muccizât”ı ise Mu’te­zile âlimlerine ait olan ve günümüze in­tikal eden başlıca delâilü’n-nübüvve eser­leridir. İslâm filozoflarından Kindf nin Ri­sale fî teşbîti’r-rusül, İbn Sînâ’nın Risa­le fî işbâtî’n-nübüvvât adlarıyla birer risale yazdıkları da bilinmektedir.

Selef âlimlerinden İmam Şafiî’nin 7ş-bötü’n-nübüvve adıyla bir eser kaleme aldığı nakledilir. Buhâri de ei-CdmiVş-şa/uTı’indeki “Kitâbü’l-Me-nâkıb’ın “cAlâmâtü”n-nübüwe fi’l-İslâm” adını taşıyan hacimli babında (nr. 25) ko­nuyla ilgili olarak elliden fazla rivayet kaydetmiştir. Daha sonra ise Ebû İshak el-Cûzcânfnin Emârâtü’n- nübüvve’si zikredilebilir. Bilindiğine göre delâilü’n-nübüvve adını kullanan ilk Selef âlimi Ebû Zür’a er-RâzFdir. Dâvûd ez-Zâhirf’-nin Aclâmü’n-nebî’si, Ebû Dâvûd es-Sicistânînin Delâ’ilü’n-nübüvve’si İbn Kuteybe’nin Aclâmü’n-nübüwe’s (De-lâ’ilü’n-nübüvüe), İbn Ebü’d-Dünyâ, Ca-fer b. Muhammed el-Firyâbî, İbn Hibbân, Taberânî ve Ebû Zer el-Herevfnin Delö’i-lü’n-nübüvve’eri, Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin ed-Dürrü’ş-şemîn fî haşâ’i-şi’n-nebiyyi’î-emîn’i, Takıyyüddin İbn Teymiyye’nin en-Nübüwât’ı ve Süyü-tî’nin eI-Haşâ3işü’l-kübrâ’s Selef âlim­lerinin bu konuya dair eserlerinden ba­zılarıdır.

Eş’ariyye’den peygamberliğin ispat­lanmasına ilişkin ilk eser, Ebü’l-Hasan el-Eş’arrnin Delâ3ilü’n-nübüvve’sidir. Eş’ari’den sonra onun mezhebine mensup âlimler aynı konu­da farklı adlar taşıyan eserler telif etmiş­lerdir. Bâkıllânî’nin el-Beyân’, Ebû Ca’fer el-Hemedânı’nin el-İkîîî fî delâ*ili’n~nübüvve’si, Abdülkâhir el- Bağdâdfnin Delâ *i-lü’n-nübüvve’si, Fahreddin er-Râzî’nİn en-Nübüwât’ ve Molla Miskîn’in Me’âri-cü’n-nübüvve’si bunlardan bazılarıdır.

Mâtürîdiyye’nin kurucusu olan Ebû Mansûr el-Mâtürîdi’nin bu konuda müs­takil bir eser yazdığı bilinmiyorsa da Kitâbû’t-Tevhîd’inöe nübüvvetin ispat­lanması konusuna ayrıntılı sayılabilecek bir şekilde bilgi vermiştir. Ca’fer b. Muhammed el-Müstağfirrnin De­lâ3 iîü’n-nübüvve’si. Alâeddin Moğul-tay b. Kılıç’ın A’lâmü’n-nübüvve’si, Nûh b. Mus­tafa’nın Eşrefti’l-makale fî ma’ne’n-nübüvve’si, İbn Kemal’in Risa­le fî tahkiki ‘l-mu’tize’si ve Ahmed Mid-hat Efendi’nin Beşâir-i Sıdk-ı Nübüvvet-i Muhammediyye, Mâtürîdî âlimlerince yazılan delâilü’n-nübüvve eserleri arasında sayılabilir. Mol­la Câmi’nin çeşitli tarihlerde basılan Şe-vâhidü’n-nübüvve*si ile İmâm-ı Rabbâni’nin İsbatü’n-nübüvve’si ise bu hususta sûfîlerce ya­zılan eserlere ait örneklerdir.

Şiî âlimleri, imamet fikrini temellen-dirme gayesiyle de olsa nübüvveti ispat­lamak için çeşitli eserler yazmışlardır. Hâdî-İlelhak Yahya b. Hüseyin’in İsbâ-tü’n-nübüvve’si, İbn Nevbaht’ın el-İhticâc li-nübüvveti’nnebî’si, Nevbahtî’nin Teşbî-tü’i-risale”si ve Ebû Ya’küb es-Sicİstânî’nin İşbâtü’n-nübüvve’si, Şia’nın çe­şitli fırkalarına mensup âlimlerin bu tür­deki eserlerinden bazılarıdır.

Delâilü’n-nübüvve türündeki eserleri, muhtevalarına ve peygamberliği ispat ediş metotlarına göre iki ana gruba ayır­mak mümkündür.

1- Sadece nakle daya­narak nübüvveti mucizeler ve diğer ha­rikulade olaylarla ispatlamaya çalışan eserler. Daha çok Selefiyye’ye bağlı ha-disçiler tarafından kaleme alınan bu gru­bun en meşhur eserleri. Ebû Nuaym el-İsfahânî ile Beyhakî’nin Delâilü’n-nübüv­ve adını taşıyan kitaplarıdır. Bu tür eser­lerde nübüvvet ve özellikle Hz. Muhammed’in nübüvveti, Kur’an’ın yanı sıra daha ziyade çeşitli rivayetlerle nakledi­len harikulade olaylara dayanılarak is­pat edilmeye çalışılmış, buna karşılık mucize vb. olayların nübüvvete delil oluş keyfiyeti üzerinde hemen hemen hiç du­rulmamıştır. Hz. Muhammed gibi ümmî bir insanın ünlü Arap ediplerince bile benzeri getirilemeyen fesahat ve bela­gat mucizesi niteliğindeki Kur’ân-ı Ke-rîm’i getirmesi, onun cansız varlıklarla konuşması, az miktardaki yiyecek ve içe­ceği çoğaltması, hastaları iyileştirmesi, geçmiş milletlerle ilgili olarak Ehl-i ki­tap arasında tartışma konusu olan me­selelere ayrıntılı açıklamalar getirmesi, geleceğe dair verdiği haberlerin gerçek­leşmesi, geçmiş ilâhî kitaplarda pey­gamberliğinin müjdelenmesi ve duaları­nın kabul edilmesi gibi hususlar bu eser­lerin başlıca konularını teşkil eder.

2- Peygamberlik müessesesini aklî temel­lere dayandırarak ispatlamaya çalışan eserler. Bu tür eserler bir taraftan mu­cizeye aklî bir temel bulmaya çalışırken diğer taraftan vahiy dışındaki bilgi kay­naklarının (akıl ve duyular) bütün varlık ve olayları kuşatacak bir mükemmellik­ten yoksun olduğunu, bu sebeple de zi­hinlerde doğan ve hayatta karşılaşılan problemlerin çözülebilmesi için evrensel bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu ispata çalışmışlardır. Söz konusu eserlerde pey­gamberlerin getirdiği öğretilerin evre­nin yaratılış ve işleyişini mantıkî ve tu­tarlı yorumlara kavuşturduğu vurgulan­mış, bu öğretilerin içerdiği İlkelerin ge­rek fert gerekse toplumun her türlü ih­tiyacına cevap verecek nitelikte olduğu kanıtlanmaya çalışılmıştır. Bu tür eser­lerin müellifleri peygamberlik müesse­sesine epistemolojik, ontolojjik ve etik açıdan felsefî yaklaşımlar yapmaya ça­lışmışlardır. Câhiz’in Hucecü’n- nübüv-ve’si, Ebü Hâtİm er-Râzî’nin A’lâmü’n-nübüvve’sı, Bâkıllânf nin el -Beyân “ı, Kâdî Abdülcebbâr’ın Teşbîtü delâ’ili’n-nübüvve’sl Mâverdfnin A’Iâmü’n-nü-büvve’sl Fahreddin er-Râzrnin en-Nü-büvvâfı. Muhammed RüşdîAbîd’in en-Nübüvve fî dav’i’I-‘ilm ve’l-cakl’, bu gruba dahil olan eser­lerin bazı örneklerini oluşturur.

Doğrudan doğruya delâilü’n-nübüvve konusuna ayrılan eserlerin dışında be-şâirü’n-nübüvveye dair eserlerle Hıristi­yanlık ve Yahudiliğe karşı yazılan reddi­yeler de bu tür içinde değerlendirilebi­lir. Aii b. Rabben et-Taberî’nin er-Red ‘ale’n-naşârâ’sı ile Kurtubi’nin el-İ’lâm bimâ fî dîni’n-naşâ-râ nüne’î-fesâd ve’l-evhâm’ı bunlara ait örnekler arasında zik­redilebilir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi