Darülhadis Külliyesi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

23

Dârülhadis Külliyesi. Edirne’de Tunca nehri kıyısında XV. yüzyıla ait külliye.

Cami, medrese, türbeler ve şadırvan­dan meydana gelen küçük bir külliye olup zaman içinde fazla hasar gördüğünden yalnızca halen harap bir vaziyette olan iki türbe ile nisbeten iyi durumda bulu­nan cami günümüze kadar gelebilmiş­tir. Bu sebeple cami Dârülhadis Camii adıyla anılmaktadır. Edirne Kalesi “nin Manyas Kapısı civarında Germekapı cad­desinde yer alan külliye. II. Murad tara­fından aslında bir dârülhadis olarak in­şa ettirilmiştir. Halk arasında külliyenin yaptırılmasının sebebi olarak Hz. Peygamber’in. rüyasında II. Murad’a burada bir dârülhadis yaptırmasını tavsiye ettiği rivayeti yaygınlık kazanmıştır. 1224 (1809-10) yılındaki tamirde yenilenen ca­minin kitabesinden, yapının 23 Şaban 838 tarihinde tamamlan­dığı öğrenilmektedir. Sol duvardaki pen­cereler arasında bozuk bir yazıda ise Koç Ahmed adlı bir mimarın adı ve 1224 ta­rihi okunmaktadır. Rifat Osman, külli­yenin medresesinin 1920’den birkaç yıl önce ortadan kalktığını söylemektedir. Nitekim 1914 yılına ait bir kayıttan med­resenin o sırada faal olduğu anlaşılmak­tadır.

Cami yenilenirken bütün görünümü ile tipik bir ampir (empire) üslûbunu ka­zanmıştır; böylece II. Murad devrine ait herhangi bir özelliği kalmamıştır. Bugün mevcut cami, içten 18.80 x 8,50 m. öl­çülerinde bir yapıdır. Harimin üstünde 8.S m. çapında bir kubbe yer almakta­dır. Kubbe ağırlığı, taçkapıdan mihraba doğru 5,30 m. derinlikteki iki sütuna oturmaktadır. İki beşik ve bir de kubbe tonozdan meydana gelen giriş sahnı ca­miyi merkezde tek kubbeli bir yapı ha­line getirmektedir. Ortalama 95 cm. ka­lınlığındaki duvarlar yapının bütün ağır­lığını taşımaktadır. Kısa bir süre öncesi­ne kadar kıble tarafı hariç camiyi üç yön­den saran revaklar bugün tamamen ortadan kalkmıştır. Sadece taçkapının iki yanındaki revakların sütunları günümü­ze kadar gelebilmiştir. Taçkapı Önündeki kubbe tonozlu ve sütunlu kısım ise neredeyse yıkılmak üzeredir. Bugün ka­lan izlerden ve eski resimlerinden, revaklı bölümün bir sundurma ile kapatıldığı ve cami ile aynı seviyede olabilmesi için yükseltildiği anlaşılmaktadır. Yapının mi­nare ve şadırvanı da son derece kötü du­rumdadır. Özellikle şadırvan musluklar kısmının dışında tamamen yıkılmıştır. Eski resimlerinden çok köşeli ve sütun­lu olduğu anlaşılan şadırvanın üzeri çok köşeli bir çatı ile örtülü idi.

Caminin kıble yönünde inşa edilmiş iki türbeden biri kapalı, diğeri ise açık türbedir. Kapalı türbe, küfeki taşından yontularak yapılmış sekiz köşeli kubbeli bir yapıdır. Her köşede pencereler önce dikdörtgen, sonra sivri kemerle nihayetlenen bir başka silme ile çerçevelen­miştir. Bu silmelerin üzerinde, köşeli bir kaval silme üstünde yuvarlak pencere­ler yine her köşede tekrarlanmaktadır. Yuvarlak fil gözleri olarak da adlandırı­lan bu pencerelerin üzerinde çok zengin ve mihrap nişi şeklinde düzenlenmiş sa­çak silmesi bulunmaktadır. Bugün çok harap vaziyette olan türbede sekiz ka­bir yer alır. Bunların Hüseyin Celebi. Or­han Çelebi. Rukiye Sultan. Hatice Sultan, Şehzade Ahmed, Şehzade Mehmed, Şeh­zade Selim ve Zeyneb Sultan’a ait olduk­ları tesbit edilmiştir. Burada yatan ki­şilerin ölüm tarihleri 853 (1449-50) ile 1127 (1715) yıllan arasında değişmektedir. Açık türbe ise tamamen üç sıra tuğla, bir sıra taş tekniğiyle yapılmış ve sivri kemerlerle nihayetlenmiş bir mima­riye sahiptir. Rifat Osman, Abdurrahman Hibrî Efendi gibi müelliflerin burada Haf-sa Sultan ile Gülsüm Sultan’ın kabirleri­nin olduğunu ileri sürdüklerini söyle­mesine rağmen günümüzde burada ki­me ait olduğu anlaşılamayan bir tek me­zar vardır.

1903 yılındaki bir yangında büyük za­rar gören Dârülhadis Medresesi’nin 1914 yılına kadar faaliyet gösterdiği tesbit edilmiştir. Külliyeden geriye kalan cami, türbe ve şadırvan bugün de ilgililerden ihtimam beklemekte, cami ise az bir ce­maate hizmet vererek ayakta durmaya çalışmaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi