Dâr’ul-Harb Nedir? Tanımı, Şartları (İslamKavramları )

39

Sözlükte bina, arsa, mahalle, bir kavmin konakladığı ve yerleştiği yer, belde manalarına gelen “dar” kelimesi, İslam hukuk terminolojisinde, İslamî veya İslamdışı bir yönetim ve hukuk nizamınının hakim olduğu ülke anlamına gelmektedir. Buna göre, bir ülkenin tayin ve tesbiünde temel ölçü İdare ve hakimiyet olup, ülkenin İslam’a veya küfre nisbet edilmesi hakimiyete dayanmaktadır.

Bazı fıkıh kitaplarında dâru’l-harb, “küfür hüküm ve idaresinin hakim olduğu ülke” veya “küffar reisinin emir ve idaresinin yürürlükle olduğu ülke” peklinde tarif edilmektedir. Bu tariflerden anlaşılacağı gibi daru’l-harb İslam siyasi hakimiyetinin sınırları dışında kakın, idare ve hukuk nizaminin islam esaslarına dayanmadığı ülkedir. Müslüman hukukçular devletin ülkesini tarif ve tesbit ederken dünyayı iki kısma ayırmışlar: devletin siyasi, iktisadi, idari ve hukuki nizamının İslam esaslarına dayandığı, teşri, kaza ve İcra yetkilerinin müslüman otoritenin elinde olduğu ülkelere dârul-İslam; bunun dışında kalan ülkelere de danıl-lıarb demişlerdir. Dâru’l-harb tabiri, her ne kadar ilk bakışta müslümanlarla aralarında fiili harb halinin mevcut olduğu ülke anlamını ifade ediyorsa da, klasik İslam fıkıh kaynaklarında bu anlamda değil de, dâru’l-İslam dışında kalan ülkeler anlamında kullanılmıştır, gayrı müslim ülkelerin bu şekilde isimlendirilmeleri, uluslararası hayata hakim tarihi ve siyasi şartlardan kaynaklanmıştır. Çünkü fıkıhçıların müslüman bir devletle gayri muslim devletler arasındaki münasebetlere dair hukuki görüşleri ne olursa olsun, başlangıçtan beri, tarihi birvakıa olarak müslümanlarla gayrimüs­limler arasındaki münasebetler genel olarak harb halinde sürüp gelmiştir. Zira İslam’ın zuhuru sıralarında uluslararası hayatta kuvvet tek hakimdi ve devletlerarası münasebetler hukuka değil, kuvvete dayanmaktaydı. İslam’ın uluslararası hayatın tanzimi için koyduğu devletler hukuku kaideleri, tabii olarak yal­nız ona tabi olanlarca uygulanabilmiştir. Ortaçağda Hıristiyan çevrelerde hakim telakki, yalnız müslümanlara karşı değil, kendi aralarında bile karşılıklı münasebetlerin harb esasına dayanması şeklindeydi. Esasen, müslüman memleketlerin zaptedilmesinin hukuka uygun olduğuna dair fikir uzun süre yaşamaya devam etmiş olduğu gibi, kendi dinlerinde olmayanlara karşı olağan halin harb olduğuna dair Hıristiyan Batı’daki doktrin XX. yüzyılın başlarına kadar rağbet görmüştür.

Müslüman hukukçular da bu fiili durumu takrir mahiyetinde gayrı müslim ülkeleri dâ-ru’l-Harb şeklinde isimlendirmiş ve müslümanların onlarla münasebetlerini tanzim eden hükümler koymuşlardır. Gayri müslim ülküler için dâru’l-Harb tabiri yanında daru’ş-şirk, dâru’l-küfr, daru’l-küffar gibi tabirler de kullanılmıştır. Vakıa ve siyası şartlardan doğan bu isimlendirme ve dünyanın dâru’l-İslâm ve dâru’l-harb şeklindeki taksimi, Batılı müelliflerin zan ve iddia ettikleri gibi İslam’a göre devletlerarası münasebetlerin harb esasına dayandığı ve gayrı müslim devletlere karşı harbin daimi okluğu esasından kaynaklanmamaktadır. Batılı yazarların cîhad hakkındaki yanlış görüş ve telakkilerinden doğan bu iddia, gerçeğe aykırı olup hiçbir sağlam mesnedi yoktur. Çünkü, her ne kadar azınlıkta kalan bazı alimler cihadın (harbin) sebebinin küfür okluğuna kani olarak gayri müslimlerle ımı-tad halin harb olduğunu ileri sürmüşlerse de,-ki bu hususta da mevcut uluslararası durum etkili olmuştur, fukaha çoğunluğuna göre cihadın hukuki mesned ve sebebi gayrimüslimlerin müslümanlara karşı düşmanlık ve tecavüzleridir. Dolayısıyla İslam’a göre uluslararası münasebetlerde normal ve daimi hal sulh (barış) halidir. Harb (savaş) İse geçici ve zaruret gereği başvurulan bir durumdur. Gayri­müslim ülkelere dâru’l-Harb adının verilmiş olması başlangıçtan beri müslümanlarla gayri muslim ülkeler arasında fiiliyatta savaş halinin sürüp gelmesidir Bunun sebebi de İslam ve müslümanların gayri müslimlcre karşı tavrı değil, yukarıda izah edildiği gibi uluslararası camiada hakim bulunan telakkilerdi. Dâru’l-İslamla arasında fiili harb halinin bulunduğu ülke manasına dâru’l-Harbi ise halkının müslümanlara, ülkelerine veya İslam davet ve davetçilerine düşmanlık ve tecavüzleri sebebiyle, dâru’l-islam ile barışçı münasebetleri bozulan ülke şeklinde tanımlamak mümkündür.

Dâru’l-harb olan bir ülke, halkının müslüman olması veya fetihten sonra orada İslam hükümlerinin tatbik edilmesiyle daru’l-İslam’a dönüşür. Bu hususta fıkıhçilar arasında ihtilaf mevcut değildir. Bir ülke, yalnız fetihle, orada İslam hükümleri uygulanmadan yani yurt haline getirilmeden dâru’l-İslam haline gelmez.

Dâru’l-İslam Nedir? Tanımı, Şartları
Dâru’s-Sulh Nedir? Tanımı, Şartları

Ahmet ÖZEL – SBA

Darülharp

Darülharp veya Dar-ül harb (Arapça: دار الحرب) İslam fıkhında bir kavram.

Kâfir bir hükümdarın egemen olduğu yerler ve Müslümanlarla gayrımüslimler arasında henüz barış akdedilmemiş olan memleketler İslam hukukunda Darülharb sayılır. İslami görüşe göre dünya Darülharb ve Darülislam olmak üzere ikiye ayrılır. Darülharbi Darülislam haline getirmek cihadın amacıdır.

Darülislam aşağıdaki hallerde Darülharb olur: 1. Kâfirlerin hükümleri geçerli olur fakat islamlarınki olmaz, 2. Memleket Darülharbın pek yakınında bulunur, 3. İslamlar ile onların zimmileri artık hiç himaye görmez. Bir İslam ülkesinin Darülharb olması halinde bütün İslamların görevi oradan çekip gitmektir. Böyle bir durumda kocasını takip etmeyen bir kadın kendiliğinden boşanmış sayılır.

Vikipedi

Önceki İçerikİrving Langmuir Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi
Sonraki İçerikFatih Paşa Camii -Diyarbakır- Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi