Daruga Nedir, Ne Demek, Anlamı, Hakkında Bilgi

36

Daruga. Moğol devlet teşkilâtında idarî, asker! ve malî yetkilere sahip büyük memurlara verilen unvan.

Farsça metinlerde ve sözlük kitapla­rında dârüga şeklinde geçen daruga (daruha, darugaçi, damgacın) Moğolca’da “basmak, sıkmak, daraltmak”, mecazi olarak da “mühürlemek” anlamına ge­len daruhu kelimesinden türemiştir. Te­rim olarak Türkçe’de yargan, baskak, Arapça ve Farsça’da ise hâkim ve şah­ne ile aynı anlamda kullanılmıştır.

Moğol idarî geleneğinde darugalığın çok önemli bir yeri vardır. Başlangıçta yeni zaptedilen şehirlere tayin edilen darugalar hem sivil hem de askeri işlerden sorumlu idiler. Darugalık XIII-XV1II. yüz­yıllar arasında Moğollar’da ve Moğolların halefi olan bütün devletlerin idarî teşki­lâtında yaygın olarak vardır. Damgalar nüfus sayımını organize etmek, mahal­lî orduyu düzenlemek, posta teşkilâtını kurmak, vergileri toplamak ve bunları merkeze ulaştırmakla yükümlü idiler.

Kaynaklara göre Cengiz Han ilk defa 1218 yılında Karahıtay Hükümdarı Küç-lüğ Han tarafından kuşatılan Almalığ (Kulca) şehri hâkimi Bozan oğlu Suğnak Tegin’i daruga olarak tayin etmiştir. Cen­giz Han’ın Cin ve batı seferleri sırasında zaptettiği veya kendi istekleriyle Moğol hâkimiyetini tanıyan şehirlerin hemen hepsinde büyük hanın naibi durumun­da olan birer daruga vardı. Damgalar askerî ve malî İşler yanında büyük han­lığın istihbarat İşlerini de yürütürlerdi. Moğol istilâsı sırasında büyük han adı­na hizmetleri yürüten darugalar daha sonraki devirlerde bu görevlerden bir veya birkaçını birlikte üstlenmişlerdir. Darugalar görev ve yetkilerinin işareti olarak özel mühür (nişan, damga) taşırlar­dı. Cengiz Han’ın batı seferinden itiba­ren Batı Türkistan, İran ve Kafkasya’da da damga ve baskak unvanlı memurla­ra rastlanmaktadır. Öte yandan Moğol-lar’ın daha Cengiz Han’dan itibaren hâ­kimiyetleri altına aldıkları siyasî teşek­küllerin memurlarından istifade ettik­leri ve bu hususta Uygurlar’ın ilk sırayı aldığı bilinmektedir. Cengiz İmparator-luğu’nun Yakındoğu’daki temsilcisi olan İlhanlı Devleti de idaresi altında bulu­nan Türkler’den faydalanmış, bu durum İlhanlılar’ın kısa bir zaman sonra Türkleşip İslâmlaşması ile sonuçlanmıştır. İl-hanlılar’dan sonra kurulan Celâyirliler, Timurlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular’da damga tabirinin, herhangi bir şehrin veya idarî birimin idare, inzibat ve malî işlerine bakan büyük memur mâ­nasında kullanıldığı bilinmektedir. Tari­hî kayıtlara göre sadece büyük şehirle­rin değil küçük kasabaların da damga­ları vardı. Darugalık unvanı Timurlular ile Bâbürlüler gibi Hindistan’da hüküm süren Türk devletlerinde de mevcuttu. Özellikle Bâbürlüler’de daruga çeşitli da­irelerin başındaki emîrler ve bazı saray görevlileri için yaygın olarak kullanılan bir terim olmuştur. Devlet teşkilâtında dârûga-i herkâre, dârûga-i tophane, dârûga-i ferrâşhâne. dârûga-i arâiz, dârû-ga-i dak, dârûga-i havas ve dârûga-i ada­let gibi unvanlarla anılan görevliler vardı.

Özellikle yeni fethedilen toprakların kontrol ve idaresinde önemli fonksiyon­lar ifa eden damgalar bu bölgelerde ida­renin aynı zamanda en büyük sorumlu­ları idi. Ancak yetkileri sınırsız değildi. Gerektiği anlarda sultan tarafından ta­yin edilen divan görevlileri tarafından teftiş edilebilirlerdi. Kısacası Moğollar’-da olduğu gibi Timurlular’da da daru-galar sultanın bir çeşit mahallî temsilci­leri durumunda idiler.

XIV. yüzyılda Hîve Hanlığı’nda da gö­rülen darugalık Akkoyunlular zamanın­da vali ve sancak beyi karşılığı olarak bi­linirdi. Daruga tabiri daha yaygın olarak Akkoyunlular’dan sonra İran’da hüküm süren Safevîler’in devlet teşkilâtında da görülmektedir. Bu dönemde şehirler ya­nında kasabalara ve hatta köylere dahi daruga tayin edilmiştir. Merkezî idare­de görevli büyük memurların gelirlerini arttırmak maksadıyla herhangi bir ye­rin darugalığının bu gibi memurlara tev­cihi söz konusu idi. Bu durumda daru­ga adına vekili olan kimse görevi yürütürdü. XVIII-XIX. yüzyıllarda İran’da ge­nellikle şehrin inzibat ve asayişiyle bele­diye işlerine de bakan damgaların bu ve benzeri hususlarda kazaî yetkileri de vardı ve suçluları cezalandırabiliyorlardı. Bunların dışında çeşitli kabilelerin ve di­nî grupların başlarına da birer daruga tayin edilirdi.

Diyanet İslam Ansiklopedisi