DARU’L-İSLAM

164
PAYLAŞ

 

DARU’L-İSLAM

 

Dar kelimesi İslâm
hukuk ıstılahında, “Bir-nıüslüman veya gayrimüslim yönetimin hakimiyeti
altındaki ülke” manasına gelir. Üi-kenin müslümanlara veya gayrimüslimlere
nİs-bel edilmesi, o ülkede idare ve hakimiyet tesi­sine bağlı olup, devlet ile
ülke arasında bir ha­kimiyet münasebeti sö/konusudur. İdare ve hakimiyet
kİmdeyse, ülke de onlara nisbet edi­lir. Fıkıh kitaplarında darul-İslam’ın
“müslü­manların hakimiyetleri altındaki yer” veya “müslümanların
İmam’ı (devlet baş.kaııı)’mn hüküm ve sultasının yürürlükte olduğu ülke”
vb. şekillerde tarif edildiği görülmektedir. Bu­na göre dâru’l-İslam.
müslümanların hakimi­yeti altında bulunan ve İslam hukuk sistemi­nin
uygulandığı ülkedir. Nüfusunun müslü-man veya gayrı müslim olması, az veya çok
ol­masının önemi voklur. Bir ülkenin daru’l-İslaın sayılmasında temel Ölçü,
idare ve icraatın İslami olması, yani ülkenin İslam esaslarına göre yönetilip,
İslam hukukunun tatbik edil­mesidir.

Allah Resulü (s.)
zamanında daru’l-İslam’m onaya çıkış ve teşekkülü Medine dönemine rastlar.
Çünkü Mekke döneminde müslüman-lar bağımsız bir idare ve siyasi teşkilattan mah­rum
idiler. Hicretten sonra Medine’de İslam devletinin tevekkülüyle, müslümanlar
bağım­sız bir idare ve ülkeye kavuştular. Böylece ilk daru’l-İslâm, bazı
hadislerde daııt’1-hiçre veya dant’t-ımıluıchm şeklinde zikredilen Medine idi.
Müsülmanlar Medine’de siyasi anlamda bir toplum meydana getirip gayrı
müsiimlerle münasebetleri uluslararası bir mahiyet kaza­nınca, İslâm idaresinin
faaliyet ve hukuk düze­ninin tatbik alanı olarak daru’l-İslâm’da teşek­kül
etmiş oldu.

Daru’l-lıarb bir ülke,
halkının müslüman ol­ması veya fetihten sonra orada İslâm hüküm­lerinin laıbİk
edilmesiyle darıı’l-İslam’a dönü­şür. Bu hususia müslüman hukukçular arasın­da
ihtilaf yoktur. Bir ülke, yalnız fethedilmiş olmakla, orada İslami hükümler
tatbik edilme­den, bir başka İfadeyle yurt edinmek maksa­dıyla iskan edilmeden
daru’l-İslam haline gele­ni ez.

Daru’l-İslam’ın hangi
durumlarda daru’l–harbe dönüşmüş olacağı hususunda fıkıhçılar arasında görüş
ayrılıkları mevcut olup bu gö­rüşleri şöyle özeilemck mümkündür.

1- Maliki ve
Hanbeli mezhepleri fukahasıy-!a, Hanefi mezhebinden Ebu Yusuf ve İmam
Muhammed’e göre daru’l-İslam, küfür ahka­mının tatbikiyle danf l-harbe dönüşür.
Bu gö­rüş “kıyas”a dayanmaktadır. Daru’1-harb, İs­lam hükümlerinin
tatbikiyle daru’l-İslam’a dö­nüştüğüne göre, aynı şekilde, daru’l-İslam da
küfür hükümlerinin tatbikiyle daru’1-Harb olur.

2-Hbû
Hanife’ye göre ise, daru’l-İslâm’mda-ru’l-Harbe dönüşebilmesi için şu üç şartın
ger­çekleşmedi gerekir:

 a) İstila edilen yerde kü­für hükümlerinin icra ve
tatbiki;

 b) Orada, ilk elemanları olmak üzere bulunan hiçbir
müslü-maıı veya zımminin kalmaması;

 c) O yerin daru’l-Harbe bitişik olması. İlk şarta göre,
istila­ya uğrayan daru’l-İslam’da, küfür hükümleriy­le birlikle İslam hükümleri
de uygulanıyorsa, bu şart gerçekleşmemiş demektir. İlk eman-dan maksat ise,
düşman istilasından önce da-ru’1-İslûm’da müslüman ve zımmınin İslâm hu­kuku
gereğince sahip bulundukları can ve mal emniyetidir. Bu emniyet hiç kesintiye
uğrama­dan devam ediyorsa, o yer daru’l-Harbe dö­nüşmez. Ebu Hanife’nin
görüşünü şöyle açık­lamak mümkündür: Bu şartların gerçekleşme­diği yerde fiilen
gayrı müslimlerİn elinde ol­makla birlikte, bazı İslami hükümlerin yürür­lükte
olması, müslümanların can ve mal emni­yetine, temel hak ve hürriyetlerine
müdahale edilmemesi, müslüman toplumun orada bu to­leransı doğuracak çapta
etkili olduğuna delil­dir. Bu da mevcut hakimiyetin, ülkenin statü­sünü
değiştirecek çapta tam ve kapsamlı olma­dığı ve bu hususta hukuki bir sonuç
doğurma­yacağını gösterir. Müslüman toplum veya bir başka daru’l-İslamla mevcut
yönetim arasında­ki siyasal ilişkiye gelince, sözkonusu yöneti­min
müsiümaniarca tanınmasının mümkün ol­madığı tartışma konusu bile edilemez.
Hanefi fıkıhçılarından et-Tahavi (ÖI.321/933) ve el~ Cessas (Öİ.370/981), Ebu
Yusuf ve Muham-med’in görüşünü; çoğunluğu teşkil eden diğer Hanefi fakihler de
Ebu Hanife’nin görüşünü tercih ederler.

3- Şafiilere göre ise,
daru’l-İslarn olan Dir yer, daha sonra İstilaya uğrasa ve bu istilanın
üzerinden uzun yıllar bile geçse daru’l-Harbe dönüşmez. Daru’l-İslam’m
daru’l-Harbe ke­sinlikle dönüşmeyeceği şeklindeki bu görüş, mülkiyelin hukuken
gayrı müslimlere intikal etmeyeceği manasınadır. Çünkü diğer üç mez­hebin
aksine, Şafiilere göre gayrı müslimler is­tila ile müslümanlann mal ve
mülklerine sa­hip olamazlar. Ancak her halükarda istilacı güçlerle savaş
ilişkisi sözkoııusu olup, o yerle­ri tekrar geri almak gerekir.

Ahmet ÖZEL

Bk. Banş; Dam ‘l-Harb;
Dam ‘s-Sulh; Savaş; Ül­ke.

 

PAYLAŞ
Önceki makaleDEVLETÇİLİK
Sonraki makaleDARU’S-SULH