Darr/Dar Nedir, Ne Demek, Esmaül Hüsna’dan Darr/Dar İsminin Anlamı

0
50

Dar. Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.

“Zarar vermek” anlamındaki darr ve­ya durr masdarından sıfat olup “zarar veren” veya “elem ve zarar verici şeyleri yaratan” mânası ile esmâ-i hüsnâ için­de yer alır. Kur’ân-ı Kerîm’de daha çok menfaat (nef), hayır ve rahmet kavram­larıyla birlikte ve bunların karşıtı olarak elliden fazla âyette geçen zarar kavra­mı bu âyetlerin bir kısmında, Allah’tan başka tapınılan sözde tanrıların kendi­lerine de başkalarına da herhangi bir fayda veya zararlarının dokunamayaca­ğını İfade eder. Bazı âyetlerde kimsenin Allah’a zarar veremeyeceği vurgulanır­ken altı âyette de Allah’ın kuluna zarar murad etmesi veya zarar dokundurması şeklinde kullanılır. Bunların hemen hep­sinde zararın karşıt olarak hayır, rahmet ve menfaat kelimeleri de zikredilmiştir. Diğer bazı âyetlerde, herhangi bir şekil­de İnsana dokunan zarann Allah tarafın­dan bertaraf edilmesinden (keşfü’d-durr) söz edilir. Kur’ân-ı Kerim’de zarar kav­ramının, her şeye gücü yeten Allah’ı bı­rakıp da fayda veya zarar vermekten âciz olan putlara tapmanın mantıksızlığını vurgulayan bir üslûp içinde kullanılmış olması, ayrıca karşıt olan nef vb. keli­melerle birlikte zikredilmesi, bu kavra­mın mutlak mânada Allah’a nisbet edil­mesinin amaçlanmadığını gösterir. Ni­tekim bu kavram Kur’an’da sıfat sigasıyla (dâr) Allah’a izafe edilmemiştir. Dâr, doksan dokuz ismi içeren hadiste nâfi’ ismiyle birlikte, diğer bazı hadislerde de fiil seklinde Allah’a nisbet edilir.

Bazı İslâm âlimleri insanı olumsuz yön­de etkileyen, onun fizyolojik veya psiko­lojik varlığında, yakınlarında, sevdiklerin­de ya da servetinde hoşa gitmeyecek durumlar meydana getiren ve mutlulu­ğunu bozan “zarar verme” fiilinin Allah’a nisbet edilmesinin İslâm’daki ulûhiyyet anlayışıyla bağdaşmayacağını savunur­ken dâr ismi üzerinde durmuşlardır. İbnü’l-Vezîr meseleye iki açıdan bakmıştır. Bir telakkisine göre, dâr ismi Kur’an’da ve Buhârî ile Müslim gibi en başta ge­len hadis kaynaklarında yer almadığına göre bu ismin esmâ-i hüsnâdan kabul edilmesi gerekmez. İkinci bir yorumuna göre ise Allah’a nisbeti açısından dârnn, karşıtı olan nâfi’den bağımsız olarak dü­şünülmesi mümkün değildir. Şu halde dâr-nâfi’ lafızları ikileme (tekrar) duru­munda olup esmâ-i hüsnâ içinde ikisi bir arada “maddî-manevî her şeyin mâliki ve mutasarrıfı” (mâlikü’l-mülk) anlamını taşırlar. Kur’an’da Allah’a nisbet edilen zarar kavramı, “Al­lah eğer sana bir zarar verecek olsa onu kendisinden başka kimse bertaraf ede­mez”(Yûnus 10/107) örneğinde görüldü­ğü üzere, daima yüce yaratıcının yetkin kudretini ifade eden ve bu kudretin baş­kalarında bulunmadığını vurgulayan bir üslûpla dile getirilmiş, sürekli olarak şartlı ve alternatifli cümleler halinde kul­lanılmıştır. Dâr İle nâfi’ isimleri arasın­da bulunan sıkı münasebet onların bir­likte kullanılması sonucunu doğurur. Dâr ismi nâfi’ kelimesinin aksine tek başına kullanılmaz. İbnü’l-Vezîr’in birinci yoru­mundan asıl anlaşılması gereken de bu olmalıdır. Buna göre zarar verme kav­ramı Kur’an’da ve bazı hadislerde Allah’a nisbet edilmekte, ancak müstakil bir isim veya sıfat niteliği taşımamaktadır. Nitekim Ebû Abdullah el-Halîmî de Al­lah’ın tek başına nâfi’ ismiyle anılması­nın caiz, tek başına dâr ismiyle anılma­sının ise memnu olduğunu kaydeder.

Allah’ın doksan dokuz ismi içinde “rah­man-rahîm” gibi anlamlan birbirine çok yakın olanlar yanında “dâr-nâfi'”. “kâ-bız-bâsıt” (rızkı daraltan-gen işleten), “muhyî-mümît” (yaşatan-öldüren) gibi karşıt anlamlı ikileme şeklinde kullanılanlar da vardır. Bu sonuncular bir çelişkiyi değil, birbirinin zıddı veya alternatifi olan var­lık ve olayların düzenli ve ahenkli işleyi­şinden ibaret bulunan kâinatın Allah ile münasebetini dile getirir. Bu açıdan dâr ismi, “zarar veren” şeklinde değil “zarar verici olanları da dahil olmak üzere her şeyi yaratan, kâinatı karşılıklı etki-tep­ki münasebeti içinde düzenleyip yöne­ten” tarzında anlaşılmalıdır. Dâr bu muh­tevası ile Allah’ın kevnî isimleri grubuna girer.