Darıdere/Zlatograd Bulgaristan Tarihi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

64

Darıdere. Bulgaristan’ın güneyinde bugünkü adı Zlatograd olan eski bir Osmanlı kasabası.

Yunanistan sınırına 7 km. uzaklıkta. Do­ğu Rodop dağlarının ulaşımı güç orman­lık bir bölgesinde, Kartal dağının altın­da deniz seviyesinden 550 m. yükseklik­teki derin ve uzun bir vadide, iki küçük çayın birleştiği noktada yer almaktadır. Osmanlı hâkimiyeti döneminde kurulmuş olup 1430’larda tesis edilen Edirne Mu­radiye Camii ve İmareti vakıflarına ait köylerden oluşan bir idarî birimin mer­kezi iken daha sonra Gümülcine kazası­na bağlı bir nahiye, XIX. yüzyılda da Darıdere, Akpinar (bugün Bjal Izvor) ve Şa­hin (Bugün Yunanistan’da Ekhinos) adlı üç nahiye ile yirmi yedi köyü bulunan bir kaza merkezi haline gelmiştir. Bir­kaç cami, medrese ve tekkenin bulunduğu Dandere ve Şahin, bölgenin önem­li İslâmî merkezleri arasında yer alır. Ay­rıca burası, XIX. yüzyılda ve XX. yüzyıl başlarında Maden (Madan) ile birlikte böl­gede hıristiyan nüfusun yaşadığı yegâ­ne yer olma özelliğini de taşımaktaydı.

1931de ortaya çıkarılan ve Aynaroz’-da Athos dağındaki manastırda muha­faza edilen sahte olması muhtemel bir tarihî not defterine göre, “Dandere ka­zasının bütün köyleri 1661 tarihinden önce tamamen hıristiyan Bulgarlar ile meskûn olup kasaba merkezi Belovidovo adını taşıyordu. IV. Mehmed’in 21. saltanat yılında 1661’de Doğu Rodoplar’-daki bütün Bulgar nüfusun din değiş­tirmesi yolunda emir verildi, böylece Be-lovidovo’nun bir kısmı ve köylerinin ço­ğu İslâmlaştırıİdi.
1. Mahmud’un saltana­tı sırasında 1705 ilkbaharında Ana­dolu’dan Türk kolonileri gelerek bölge halkını zorla İslâmlaştırdılar, çoğunu da öldürdüler. Bu köyler arasında Niznets ve Perunovo bulunuyordu. Niznets’in adı sonradan Şahin, Perunovo’nunki ise El­malı olarak değiştirildi”. Gerçek bir tarih kaynağı niteliği taşımayan bu not defte­rindeki bilgilerin yanlış olduğu bazı Bul­gar tarihçileri tarafından belirtildiyse de söz konusu bilgiler yaygın şekilde kulla­nıldı ve yerleşti. Buna karşılık bölgenin ve Dandere’nin gerçek tarihi, Osmanlı tahrir defterlerinden 1516’dan itibaren sağlıklı olarak takip edilebilmektedir.

Dandere yöresindeki İskân eski çağ­lara kadar iner. Şimdiki kasabanın bu­lunduğu yerde Trakyalılar’in milâttan önce III-I. yüzyıllardaki yerleşmelerinin izlerine rastlanmıştır. Trakyalılardın kü­çük bir grup halinde, maden bakımın­dan zengin olup şimdi terkedilmiş olan birçok maden yatağının bulunduğu bu bölgeye geldikleri belirtilmektedir. Ka­sabanın 3 km. kuzeybatısında Maden’e giden yol üzerinde, içinde XII. yüzyıldan XV. yüzyıla kadar çeşitli tarihlerde imal edilmiş eşyalara da rastlanan bir Orta­çağ mezarı bulundu. Müslüman Çatak köyünde (bugün Preseka) yapılan kazılar­da ise kilise kalıntıları ortaya çıkarıldı. Büyük bir müslüman köyü olan Uzundere’de de (şimdi Nedelino) iki ayrı yer­de “kaursko grobe” (kâfir mezarları) de­nilen, üzerinde ilkel şekilde haç işareti kazılmış bir taş bulunan mezarlar var­dır. Bütün bunlar, Osmanlı öncesi ve er­ken Osmanlı döneminde bölgenin çeşitli yörelerinde hıristiyanlann yaşadığını gös­terir. Rumeli’nin fethi ve iskânı sırasın­da XIV. yüzyıldan itibaren binlerce Yö­rük cemaatinin Gümülcine ile İskeçe ara­sındaki ovalara yerleşip hayvanlarını ci­vardaki Rodop yaylalarına salmalarının yol açtığı rahatsızlık sebebiyle hıristiyan nüfusun başka yerlere göçmüş olduğu söylenebilir. Nitekim XV. yüzyıl ortaları­na ait bir tahrire göre[480], 1453-1455’te Gümülcine kazası­nın 1513ü müslüman hanesi olmak üze­re toplam 2020 hâne nüfusu vardı. Bu­nun da 334 hanesini Yörük grupları oluş­turuyordu. Buranın yanındaki Karasu Yenicesi’nin (Yenice-i Karasu daha sonra İskeçe’nin kazası) 1528 tahririne göre nü­fusu 3290 hâne müslüman, 2029 hâne hıristiyandan ibaret olup müslüman nü­fusun 695 hanesini Yörükler teşkil edi­yordu. 1453-1455 tahririnin Darıdere’deki II. Murad Vakfı iie ilgili kısımlarının da dahil olduğu bir bölümün kaybolma­sı, bölgenin bu dönemdeki durumunu aydınlatmayı güçleştirmektedir.

Dandere ve yöresiyle ilgili ilk sağlam bilgiler 1516 tarihli Tahrir Defteri’nde yer almaktadır[481]. Burada Edirne Muradiye Vakfı’na bağlı olarak Buru gölünün kuzey kıyısında, Bizans dönemine ait bir kalesi de bulunan (es­ki İsmi Peritheorion) Buru kasabası zikre­dilmektedir. Buru kasabasının hem ova­lık hem de daha kuzeydeki dağlık böl­gede çok geniş toprağı bulunmaktadır. Bütün bu topraklar vakfa ait olup bu­ralarda yerleşim çok seyrektir. Defter­de adı geçen köylerin birçoğu ya kaybol­muştur veya tam olarak tesbiti yapıla­mamaktadır. Burada ayrıca geç dönem­deki Dandere kazasının önemli yerleşme bölgelerinin isimlerine rastlanmakta ve bunlar hızla gelişen ve iskân edilen yer­ler olarak görülmektedir. Bu kısmen XVI. yüzyıldaki nüfus artışı dolayısıyla halkın yeni yerleşim birimleri araması, kısmen de vakıf idaresinin gelirlerini arttırmak maksadıyla iskânı ve kolonizasyonu teş­vik etmesinden kaynaklanmıştır. 1516′-da burası defterde Dandere veya Sâdık-dere adıyla geçmekte olup Belovidovo adı hiç zikredilmemektedir. Bu sırada Dandere on iki müslüman, yirmi sekiz hıristiyan hâne, yani yaklaşık 200 kişilik nüfusuyla bölgenin en geniş yeriydi. Da-rıdere XVI. yüzyıl boyunca nüfusu gide­rek artan bir kasaba durumundaydı. 1528’de on beş hâne müslüman, otuz dokuz hâne gayri müslim (yaklaşık 260-270 kişi), 1558’de otuz sekiz hâne müs­lüman, altmış hâne hıristiyan (yaklaşık 490-500), 1590’da otuz sekiz hâne müs­lüman, 150 hâne hıristiyan (yaklaşık 940-950) nüfusa sahipti. Ayrıca civardaki köy­ler de giderek nüfusu fazlalaşan iskân birimleri durumuna geliyordu[482]. Buna göre köylerin çoğunun gelişmesi normal büyümeden çok daha hızlı olmuş­tur. Özellikle 1558 tarihli tahrirden, müs­lüman iskânının geniş ölçüde şimdi Yu­nanistan’a ait bulunan Ege ovalarında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bölge­deki hemen bütün hıristiyanlar ya Os­manlı ordusunda hizmet eden voynuk-lardı veya madencilerdi. XVI. yüzyıl boyunca müslüman ve hıristiyan cemaat­lerin her ikisi de aynı hızla büyüdü, biri­nin diğerine oranı hep aynı kaldı, ihtidâ-lann herhangi bir rolü olmadı. 1558’de müslümanların % 3,8’ük, 1590’da ise % 3,2’lik kısmı daha önceki ihtidalara dayanmaktaydı.

XVII ve XVIII. yüzyıllarda şehrin ve böl­genin nüfusu büyümeye devam etti ve bu dönemde hıristiyanlar arasında yer yer ihtidalar meydana geldi. Bu tedricî gelişme cizye ve avarız defterleri yardı­mıyla takip edilebilmektedir. Bazı köy­lerde müslüman mühtediier dil bakımın­dan da Türkçe’yi benimsemişler, diğer­leri Bulgarca konuşmayı sürdürmüşler­di. Bu sonuncular Pomak olarak bilin­mektedir. Türkçe yer ismi taşıyan ve Yö­rük menşeli olan öbür köylerde bugün Bulgarca konuşulmaktadır.

Özellikle XIX. yüzyılda bölgede çok sa­yıda yeni ve küçük köy ve mahalle orta­ya çıktı. Ekilebilir arazinin çok sınırlı ol­ması dağınık yerleşmeye yol açtı. Dan-dere’den batda Nevrekop’a (Goce Delcev) kadar Bulgaristan’ın bütün güney sahil bölgesini kaplayan ve Pomakluk denilen yerin doğusunda bulunan bu dağlık böl­ge için eski seyahatnamelerde bilgi yok­tur. Şehir ve kaza hakkında 1310 (1892-93) tarihli Edime Vilâyeti Salnamesi bir fikir vermektedir (s. 477-481). O sı­rada şehrin 622 hâne olduğu, iki cami, iki medrese ve iki tekkeye sahip bulun­duğu belirtilmektedir. Bu tekkelerden biri Rifâiyye tarikatına ait olup Orta İs­lâm mahallesinde Şeyh Hafız Ali Efendi tarafından inşa edilmiş, ikincisi ise Hacı mahallesinde Şeyh Hacı Ahmed Efendi tarafından yaptırılmıştır. Camileri kimin yaptırdığı hakkında bilgi yoktur. Dan­dere kazasında bu dönemde 752’si hıris­tiyan hanesi olmak üzere toplam 20.600 kişi yaşamaktaydı. Bu küçük hıristiyan cemaatinin iki kilisesi ve bir sıbyan mek­tebi bulunmakta, ayrıca bunlar meclis­te, ticaret odasında, ziraat bankasında ve yarısı hıristiyanlardan oluşturulan be­lediye meclisinde temsil edilmekteydi. Dandere kazasında toplam kırk dokuz cami ve mescid, altı medrese ve iki kili­se vardı. Bulgar kaynaklan da bölgede çok gelişmiş aba dokuma sanayiinden, el sanatları, sığır yetiştiriciliği ve ticaret­ten bahsetmektedir. Bu durum, bugün 100 kadarı restore edilip koruma altına alınan zengin evlerinden kolayca anlaşıl­maktadır. Şehirdeki iki âbidevî kilise ise hıristiyan cemaatinin refah durumuna şahitlik eder. Bunlar süslü duvar tablolan ve ikonlara sahip olan 1832 tarihli Meryem ve 1871 tarihli Saint George ki­liseleridir.

1877-1878 kışında Darıdere, General Cereven kumandasındaki Rus ordusu tarafından kısa bir süre işgal edildi. Bal­kan savaşlarından sonra Bükreş Antlaş­ması imzalanırken Bulgaristan’a dahil edildi; eski kazanın güney kısmı Elmalı, Ilıca ve özellikle tarihî eserleri, cami ve medreseleriyle Şahin Yunanistan’a bıra­kıldı. Bu kısım o zamandan beri kapalı bir askerî bölge durumundadır. Bulgar­ca konuşan müslüman ahali Pomaklar ise bölgenin Lozan Barış Antlaşması’nda mü­badele kapsamına alınmamış olması se­bebiyle yerlerinde kaldılar. 1913’ten son­ra Darıdere kazasının bir kısmı kuvvetli bir Bulgarlaştırma kampanyasına sahne oldu. Bunda sözü edilen tarihî not defterindeki bilgiler ve diğer sahte ta­rihler önemli rol oynamıştır. Bu faaliyet­lerin bir parçası olarak 1934’te, birçok Türkçe yer adı da dahil olmak üzere bü­tün tarihî isimler Bulgarlaştınldı. Sınırın diğer yakasında Yunanlılar da aynı uy­gulamayı yaptılar. 1985’te Jivkov idare­sinin zorla Bulgarlaştırma kampanyası­nın bir parçası olarak Zlatograd bölge­sinin komünist valisi mevcut bütün ca­mileri ve hatta mezarlıkları İmha etti. Köylerde ancak 1990’dan sonra İslâmî hayat yeniden canlanmaya başladı. Es­kiye oranla daha az müslümanın yaşa­dığı şehirde henüz hiçbir cami inşa edil­memiştir (1992). 1978 sayımlarına göre burada 8142 kişi yaşamaktaydı.

Diyanet İslam Ansiklopedisi