Damat İbrahim Paşa Külliyesi -Şehzadebaşı- Tarihçe, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

0
93

Damat İbrahim Paşa Külliyesi, Nevşehirli Damad İbrahim Paşa tarafından İstanbul’da XVIII. Yüzyılın ilk yarısında yaptırılan iki ayrı külliye.

Şehzadebaşı’ndaki Külliye. Şehrin mer­kezinde Beyazıt ile Şehzadebaşı’nı bağ­layan Şehzadebaşı caddesiyle bunu di­kine kesen Dedeefendi caddesinin bir­leştiği köşede inşa edilen cami. medre­se, çeşme, sebil, kütüphane ve çarşıdan meydana gelen külliye, iki tarafından bu caddelere sınır olduğu gibi önündeki ana cadde boyunca da karşılıklı dükkân­ları sıralanıyordu. Bunların önlerinde ya­kın tarihlere gelinceye kadar sütunlara oturan kemerler olduğundan burası Direklerarası adıyla tanınmaktaydı. Külli­yeye ait yapılar, Sultan III. Ahmed’in sad­razamı Nevşehirli Damad İbrahim Paşa tarafından 1718’den 1730’a kadar sü­ren sadâreti sırasında yaptırılmıştır. Ca­minin kapısı üstündeki kitabe, burası­nın aynı zamanda medrese (dârülhadis) olduğuna atıf yapılarak 1132 (1719-20) yılında inşa edilmiş olduğunu gösterir. Şair Nedim’in divanında İbrahim Paşa Sebili için yazılmış altı beyitlik tarihte de 1132 yılı verilmiştir. İbrahim Paşa’nın külliyeye komşu olarak yaptırdığı çarşı­nın on iki beyitlik tarihinin, “Nedîmâ böy­le tahrîr eyiedi târih-i itmamın / Yapan bu çârsüyu cûd-ı İbrâhîm Pâşâ’dır” şek­lindeki son beyti 1141 (1728-29) tarihi­ni gösterir. Böylece külliyenin tamam­lanmasının uzun sürdüğü anlaşılır. Va­kıflar Genel Müdürlügü’ndeki buna dair bir vakfiye sureti de 1141 yılı Şevval ayında tanzim edilmiş olup “… eşi Fatma Suttan ile birlikte Şehzadebaşı’nda mevcut mülk arsaları üzerinde yaptırdıkları on üç hücreli medrese, bu­nun dershanesiyle kütüphanesi ve sebil, şadırvanla çeşmesinden teşekkül eden külliyeye ait…” kaydı bulunmaktadır. Fa­kat en azından cami ve medrese 1720′-de bitmiş olmalıdır ki Süâhdar Mehmed Ağa’nın belirttiğine göre 14 Receb 1132’de büyük bir törenle açı­lışları yapılmıştır. Râşid Mehmed Efendi ise bu açılışın bir gün sonra olduğunu kaydeder. 1133 yılı Cemâziyelâhirinde yazılan bir fermanda da Şehzadebaşı’nda Fat­ma Sultan ile Damad İbrahim Paşa’nın yaptırdıkları kütüphane ve dârülhadisin evkafından olan Nakşa’da (Naksos) tarla ve bağlardan bahsedilmektedir. Vakıf­lar Genel Müdürlüğü’ndeki vakfiye su­retinden anlaşıldığına göre ise Sehzadebaşı’ndaki külliyenin evkafı Aydın san­cağında iki köy, Karlı-ili’nde bir köy, Pa­şa sancağında Manastır nahiyesinde mukâtaalar. Ege adalarından Nakşa ada­sında tarla, bağ ve bahçelerdir. Bunlara ilâve olarak külliyenin önündeki cadde boyunca inşa edilen bir tarafta kırk beş, diğer tarafta otuz yedi dükkânın geliri de buraya tahsis edilmiştir.

Münir Aktepe tarafından yayımlanan vakfiye özetine göre külliyede şu gö­revliler hizmet edecekti: Medrese şeyhül-kurrâsı, dersiam, dört kütüphane görev­lisi, kütüphane cittçisi, yazı hocası, mes-nevihan. ferâizci, onun halifesi, mesci­din imamı, müezzini, kandilci, kayyum, buhurcu, temizlikçi, dârülhadis ve kütüp­hanenin kapıcıları, şadırvan ve avlu te­mizlikçisi, külliyenin çöpçüsü, dört sebil­ci, çeşmenin kepçe muhafızı, suyolcu, helaların temizlik ve bakımını yapacak kişi, basit tamirlere bakacak usta ile kur­şuncu, lağımcı ve taşçı. Bu çok kalabalık kadro ayrıca vakfın zenginliği hakkında fikir vermektedir.

Uzun yıllar çok perişan halde kalan cami, şadırvan ve medrese, 1959-1960 yıllarında Vakıflar İdaresi tarafından res­tore edildikten sonra bazı müessesele­re tahsis edilmiş, bu sırada revakların araları da camekânlarla kapatılmıştır.

Cami

Külliye dikdörtgen şeklinde bir alan içinde kurutmuş olup iki caddenin birleştiği köşesinde bir sebil ve yanın­da çeşme bulunur. Bunun arkasında ise cami yer almaktadır. Dedefendi cadde­sinden girilen caminin kıble duvarı ve yan cephesi önünde her biri aynalı to­nozlu, yedi bölümlü iki revak vardır. Taş ve tuğla dizileri halinde karma malze­me ile yapılan cami kare biçimindedir ve üstünü yaklaşık 10 m. çapında bir kub­be örter. Kubbeye geçiş dilimli, altları mukarnaslı köşe trompları ile sağlanmış­tır. Bugün görülen minare çok yeni ol­makla beraber caminin sağ köşesinden girilen orijinal minaresinin de burada ol­duğu ve sebille çeşmenin arkasındaki masif bir kaideye oturduğu anlaşılmak­tadır. Hadîkatü’l-cevâmi’öe bildirildi­ğine göre caminin minaresi ve minberi, kısa bir süre kaptan-ı derya olan, aynı soydan Küçük (Sinek) Mustafa Paşa (o. 1177/1763-64) tarafından yaptırılmıştır.

Cami sade ve zarif biçimde tezyin edil­miştir. Dış revak sütun başlıkları baklavalı tiptedir. Revak aynalı tonozları ka­lem işi nakışlarla bezenmiştir. Kapının söveleri de kabartmalarla süslüdür. İçe­ride tromplar, pencere alınlıkları, mih­rabın etrafı ve kubbe son tamirde taze­lenen kalem işi nakışlarla bezenmiştir.

Kütüphane

Nedim’in on dokuz beyitlik bir kasidesinden kendisinin hâfız-ı kütüb tayin edildiği anlaşılan bu kütüphane, girişin sol tara­fında ve camiye nazaran simetrik durum­da, tamamen onun eşi ve her bakımdan benzeridir. İki cephesinin önünde, sü­tunlara oturan kemerlere dayanan ayna-!t tonozlu revaklar uzanır. Kare biçimli ana mekân ise cami gibi aynı büyüklük­te bir kubbe ile örtülmüştür. Hünkâr imamı Arapzâde Abdurrahman Efendi tarafından yazılan kitabesine göre kü­tüphane 1132 (1719-20) yılında tamam­lanmıştır. Değerli yazmalardan meyda­na gelen kitaplar Süleymaniye Kütüphanesi’ne taşındığından yakın bir geşmişte boşalan kütüphane binası başka iş­lere tahsis edilmiştir.

Ana girişin sağında ve solunda yer alan cami ve kütüphanenin önlerinde geniş bir avlu yer alır. Bunun ortasındaki mermer havuzlu şadırvan son yıllarda tamir gör­müş olmakla beraber havuz kısmının dış yüzlerindeki kabartma süslemeler eskidir.

Medrese (dârülhadis)

Lağvedilmeden az önce düzenlenen 20 Ağustos 1330 tarihli listede yer alan bilgilere göre medresenin üç muhdes baraka ile on yedi odası olup bunlar her ne kadar toprak seviyesinde ise de iyi yapıldıkla­rı, ayrıca arka pencereleri bulunduğu için az rutubetlice ve tatminkâr bir durum­dadırlar. Havalandırma ve güneşten is­tifade etme bakımından da iyi olan bu odalar ikişer kişi ikamet edebilir geniş­liktedir. Medrese, bazı ufak ıslahat ile yirmi beş kişinin oturacağı bir hale ge­tirilebilir.

Avluyu iki taraftan medrese revaklan ile arkalarındaki odalar çevirir. Revaklar gibi hücreler de kubbelidir. On üç kub­beli odadan sebilin sırasında olan üç ta­nesi dikdörtgen planlı ve üstleri aynalı tonozlarla örtülüdür. Bu odaların önle­rinde revaklar yoktur ve iki tanesi ara­larındaki kubbeli bir eyvanla bağlantılı­dır. Bunların normal medrese hücresi ol­mayıp başka bir gayeye hizmet etmek üzere yapılmış olduklarına ihtimal veri­lebilir. Medresenin sol köşesindeki dar bir koridorun sonunda ise üç hela bulun­maktadır.

Sebil ve Çeşme

Külliyenin iki cadde ara­sındaki köşesinde beş pencereli, geniş saçaklı sebili yer alır. Kaideden itibaren zengin biçimde kabartmalarla süslen­miş sebilin ayrıca pencerelerinin üstün­de bir yazı kuşağı dolaşır. Tarih manzu­mesinin son beytinde, “Reşîdâ müjde edip teşnegâna söyle târihin Sebîl-i ayn-ı İbrâhîm Pâşâ’dır İçin sahha” denil­mektedir. Dış kapının yanındaki çeşme ise Râşid ve Tâib tarafından yazılmış iki ayrı manzum kitabeye sahiptir. Râşid Efendi’nin dört beyitlik kitâbesindeki, “Zebân-ı lülesi der teşneye târîh için Râ­şid / Su iç bu çeşme-i Dâmâd İbrâhîm Pâşâ’dan” beyti yapılış tarihini verir. Uzun bir tarih manzumesi halindeki ikinci kitabede bulunan tarih beytinde ise, “Zülâl-i birr ü ihsanından İbrâhîm Pâşâ’nın İçip şâd eylen ervâh-ı ıtâş-ı ehl-i îmânı” denilmektedir. Klasik çeşmeler tipinde bir sivri kemerli nişten ibaret olmakla beraber iki yanında burmalı sütunçeler üzerinde kabartma süsleme görülür. Fa­kat tarihî bir eserin varlığını hiçe saya­rak yapılan yanlış bir sokak düzenleme­si yüzünden çeşmenin ayna taşı ve se­bilin eteği yola gömülmüştür.

Hazîre

Sebilin yanında ve caminin yan duvarı önünde ana caddeye paralel ge­niş bir hazîre yer almaktadır. Cephede mukarnaslı başlıklara sahip sütunların üzerinde, içleri dökme şebekelerle ka­patılmış sivri kemerler sıralanır. Hazîre, bir sütuna oturan çifte kemerle enine iki ayrı bölüme ayrılmıştır. Damad İbrahim Paşa’nın parçalanan cesedinden topla­nabildiği kadarı önce, Süleymaniye yakı­nında Nevruz Kadın Sıbyan Mektebi ya­nında kızı ile damadına ait konağın bah­çesine gömülerek üzerine bir taş dikil­mişti. Sonraları cami naziresine onun adına yeni bir taş dikilmiştir. Aynı hazf-rede oğlu Damad Mehmed Paşa ile aynı soydan Küçük Mustafa Paşa’nın da ka­birleri bulunmaktadır.

Çarşı

Külliyeye gelir sağlamak için Şehzadebaşı caddesi üzerinde karşılıklı ola­rak iki sıra halinde inşa edilen bu dük­kânlardan medreseye bitişik olanlar otuz yedi, karşı sırada ve yeniçerilerin Eski Odalar denilen kışlasına komşu olanlar ise kırk beş tane idi. Bunların, İlkçağ’da Akdeniz çevresindeki eski şehirlerin ço­ğunda olduğu gibi Önlerinde direklere dayanan saçakları vardı. Böylece İbrahim Paşa Çarşısı, antik direkli caddeler ge­leneğini Türk mimarisinde yaşatan bir eser olmuştur. Ancak karşı sıradaki dük­kânlar ve önlerindeki sütunlar XIX. yüz­yıl içlerinde yıkılıp kaldırılmış, İstanbul halkının hayatında çok büyük yeri olan ünlü Direklerarası kısmı XX. yüzyıl baş­larına kadar durmuştur. Fakat cadde­den tramvay hatları geçirilirken medre­seye bitişik dükkânların önlerindeki bu kemer ve sütunlar da kaldırılmıştır. Bu­gün mimarileri çok bozulmuş bir halde bu tonozlu dükkânların bir kısmı mev­cuttur. Araya bir çirkinlik âbidesi gibi sokuşturulmuş olan eski sinema, şim­diki iş hanları da külliyenin bütünlüğü­nü bozan bir unsurdur. Yıllar önce alı­nan, Direklerarası’nın hiç olmazsa bu tarafının ihya edilmesi yolundaki Anıt­lar Yüksek Kurulu kararı da uygulanma­mıştır.

Nevşehirli Damad İbrahim Paşanın bu külliyesi, onu yaptıran kişinin tarih içindeki önemi kadar şehrin en işlek ana caddesi üzerinde bulunuşu ile de dikkatle korunması ve bütünlüğü bozulmaksı­zın yaşatılması gereken bir mimari eser­dir. Ayrıca küçük külliyeler arasında Türk sanatının klasik döneminin son yapıla­rından biridir. Bunun yanında külliyenin cami. kütüphane, medrese, sebil ve çar­şıdan meydana gelen plan düzenleme­si, başka bir benzerine rastlanmayan son derecede ahenkli ve başarılı bir ör­nektir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi