Daha

Hakan Günday – Daha

Dayanılmaz olan tek şey, hiçbir şeyin dayanılmaz
olmamasıdır. (Rimbaud)

Sfumato

(Babası anlatıyor, Gaza dinliyor)

Dedim, oğlum Ahad, hayat buraya kadar.

Tek gerçek hayat dersi: Hayatta kal!

Bugün sen de benimle geleceksin!

Kazancını bir yabancıyla paylaşmak istemediği için suç
ortağı olmak istiyormuş oğluyla.

…o yaz karnemi alır almaz insan kaçakçısı oldum.

…artık sadece yeni hatalar yapacağım.

Tanrı’dan sonraki en büyük icat olan karakter kadar
öngörülemeyen hatalar.

Doğu ile Batı arasındaki fark Türkiye’dir. Hangisinden
hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır bilmiyorum ama aralarındaki mesafe
Türkiye kadar. (s. 22)

Biz et taşıyorduk, sadece et.

Aruz (İran sınırında malın giriş çıkışını kontrol eden
eleman)

Kaçakları Yunanistan’a geçiren teknelerin kaptanları Harmin
ve Dordor.

Yüzümün değil de içimin sivilcelenmeye başladığından
emindim. Çünkü yavaş yavaş da olsa, kaçaklardan midem bulanmaya başlamıştı. (s.
33)

Sırf birilerinin canı bir ülkeden diğerine gitmek istediği
için benim canım çıkıyordu!

Kamyonun kasasına yeni taktırdığımız havalandırmayı…

Çalıştırmadığım için bir Afgan’ın boğularak ölmesine neden
olmuştum. 26 yaşındaydı ve bana kâğıttan bir kurbağa yapmıştı.

Adı Cuma’ydı. (s. 33-34)

Sorun da buydu zaten. Herkese, başka hayatların roman gibi
gelmesi. Oysa sadece hayattı hepsi.

(Aruz’un oğlu Felat’la Gaza telefonun iki ucundalar)

Lan, nereden tanıyacağım seni dağda? Bir parola bulalım.

Ben çiçek diyeyim sen de…

Ben de Cuma diyeyim.

Bir daha ne Felat’la konuştum ne de askere gittim.

Kişisel bir mesele değildi nefret suçu. Nesnel bir şiddetti.

Ne zaman bir zeminde talaş görsem, bilirim ki orada kir
bırakan bir hayat yaşanmıştır.

Kasabanın adı Kandalı’ydı.

Yirmi dört kişilik bir gurup bekliyordu depoda.

Aralarında da dünyanın en güzel kızı.

Nasıl âşık olunur bilmiyordum ama böyle bir şey olmalıydı;
soyguna gidecekmiş gibi planlar yapmak. (s. 59)

(leopar desenli giysi)

Aşk, avlanmakla ilgiliydi. Yoksa hangi kadın hayvan gibi görünmek
isterdi?

Ona hediyem iyi bir yemek olacaktı.

Annesi olduğunu düşündüğüm kadın

İki heceli bir kelime söyledi ve yüzüme tükürdü.

Başımı ellerimin arasına alıp gözlerimi kapadım ve kim
olduğumu anladım.

Onlar benim bir canavar olduğumu düşünüyordu.

İçlerinden birini bana kurban vermeleri on dakikan fazla
sürmüyordu.

Artık âşık değildim. (s. 69)

Korkunç bir yaratığa dönüşmem sadece beş yıl sürmüştü.

Başkalarının acısı benim için sadece bir oyundu.

Neden evinde oturmuyordu hiçbiri?

Gideceğin yerde hiçbir değerin yok,

Her türlü acıyı hak ediyorsun. (s. 73)

Asla hatırlamak istemediğim, ancak unutmak için anlatmaktan
başka çaremin olmadığı o kadar çok şey yaptım ki… Üstelik bunları da başka şeyleri
asla hatırlamamak için yaptım.

Meğer önce yarını unutmak gerekiyormuş. (s. 75)

Sadece kötü adamlardan kaçanlar yoktu… Kaçan kötü adamlar da
vardı!

Para istemek için elimi uzattım. Elimi tutup beni kendine
çekti.

Dordor’la Harmin’e anlattım.

Hangardakiler Dordor’un teknesine bindiler.

Dordor, şöyle dedi.

“Hepsini öldürdük.”

Öldürülenlerden biri Libya’da bir aşirettendi.

Aruz, bir gece Dordor’u arayıp şöyle dedi.

Hanginiz?

Dordor

66 yerinden bıçaklanarak öldürüldü.

…neyi hatırlamıyorsan bil ki o sağlıklıdır! (s. 81)

Kaçak göçmenin kaçak işçiye dönüştürülerek kaçak mal
üretiminde kullanılması, sürdürülebilir ekonomi ve sürdürülebilir kötülük
açısından olağanüstü bir avantajdı. (s. 83)

Jandarma yazan mavi arabasıyla yanımda durup camı açtı.

Hayırdır? Misafir mi var?

Gel, bırakayım seni.

Karakol binasının önüne gelip durdu.

Burada bir bekle bakalım sen

Tam iki gece geçirdim o hücrede.

Yakalandık mı?

Ne yakalanması lan…

Yadigâr denilen orospu çocuğu daha çok para istiyor… Anladın
mı? (s. 107)

Demek ki kahraman başçavuş Yadigâr amca, sadece bir karakol
komutanı değil, aynı zamanda, şirin kasabamıza el birliğiyle kurulmuş ve
operatörlüğünü bizim yaptığımız bir suç makinesinin garanti belgesiydi. (s.
109)

Türkiye 43’üncüsü oldum. Başarımın onlarla hiçbir ilgisinin
olmadığını çok iyi bilmelerine rağmen, bütün öğretmenlerim kendileriyle
gururlanarak beni tebrik etti. (s. 113)

Kaymakam bana ikisi çalışmayan dört düğmeli bir kol saati
hediye etti.

Biliyor musun? Demişti Harmin.

Kısırdöngü asla yok olmaz. Sadece genişler, sonra da kendini
unutturur. (s. 121)

Dolayısıyla gerçek bir hayat yaşamak istiyorsan, gerçekten
de bir amacın olsun istiyorsan, önce ölüm korkusunu atacaksın üstünden. (s.
122)

(depodakiler hakkında sosyolojik tetkikler. Bu bölüm güzel. s.127, 128, 129…)

15 yaşındaydın ve ne vicdanım vardı ne de bir arkadaşım.

Kaşları daima gözlerini eziyor. (s. 129)

…biyolojik gerçekler bir günde değişse ve insan yalan
söylediği anda, beyin kanamasından ölse, dünya öyle boşalırdı ki dinozorlara
yeniden yer açılırdı. (s. 134)

Yaşlılar kazıklandıklarının tam olarak bilincine varmış ve
artık her şey için çok geç olduğunu fark etmiş olan insanlardı. (s. 138)

Rastin’le arkadaşları hapislere girip canlarını verirken,
gündelik hayatlarını sürdürme ve olan biteni görmeyip duymama suçlarından cezalandırılan
insanları izledim. (s. 157)

Kriz, alternatif bir güç kaynağıdır. Bu kaynaktan
yararlanmak adına, liderin, ülkesini sürdürülebilir kriz düzeyinde sabitlemesi
şarttır. Bunun için yapılması gerekense, küçük iç çatışmalar yaratmaktır.

Asla bir iç savaş çıkarmadan, yüzlerce iç çatışma üretebilen
lider, ülkesini o çok ince çizgi üzerinde yürütebildiği sürece olağanüstü bir
güce kavuşur. (s. 170)

Yola bak diye bağırdım.

Ama sadece bana baktı.

Hiçbir zaman emin olamadım.

Kaza mıydı, yoksa intihar mı? (s. 186)

Cangiante

Cesetlerin altında geçirdiğim 317. saatte, üzerimde dolaşan
eller hissettim ve ancak o zaman derimin dışına çıktım. Başımın etrafındaki
şalı çözdüklerinde, bir sedyedeydim. (s. 237)

Suçlu olup olmadığımın ne önemi vardı? Suçluysam bile, 13
günlük bir cehennemle yıkanmış ve bütün günahlarımdan arınmıştım. (s. 249)

İstanbul’da bir yetiştirme yurduna yerleştirilecek ve okula
devam edecektim. (s. 255)

Sonraki yol özel bir okula tam burslu olarak kaydedildim.
(s. 266)

Yanlış zamanda delirmiştim. (s. 281)

Chiaroscuro

Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, geleceğe doğru yeterince
hazırlanamamış ve geçmişime yakalanmıştım. (s. 289)

Deli olarak girdiğim binadan hem deli hem de bağımlı olarak
çıkmıştım. (s. 306)

Meğer bütün bu para altındakini bulanlara bir ödülmüş.

Uzun zaman önce, etleri toprak tarafından kavrulmuş ve
kemikten ibaret kalmış iki ceset. (s. 325)

Otelde on ay boyunca yaşadım.

Paramın tükeniş hızını görünce taşınmak zorunda kaldım. (s.
343)

Sokağa çıktığımda titremeye başlıyordum. Sürekli kendi
kendime konuşuyor ve bunu durduramıyordum. (s. 345)

…dördüncü yılda bir mucize oldu!

Hiç tanımadığım insanlarla birlikte hiç tanımadığım bir
insanı linç ettim. (s. 346)

İki gün geçti ve kapımı kimse çalmadı. Ne tutuklandım ne de
biri gelip hesap sordu. (s. 354)

Pasaportun geldi.

Unione

Birazdan Cuma’nın ülkesine girecektim. Az kaldı, dedim
geliyorum. (s. 406)

Hayatını aldığım günden beri içimde taşıdığım Cuma’yı evine
teslim ettim.

Bakışlarım eğildi ve bir çocuk gördüm. En fazla on beş
yaşındaydı.

Çocuk, tüfeğin namlusunu üzerime doğrulttu ve ateş etti. (s.
417)

Doğan Kitap

Ekim 2013