Cüyüşi Camii Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

33

Cüyüşi Camii, Kahire’de Mukattam dağı üzerinde bir Fatımî cami-meşhedi.

Adı, Fatımî Halifesi Müstansır-Billâh’ın Ermeni asıllı veziri Emîrü’l-cüyûş Bedr el-Cemâli’nin unvanından gelmektedir. Girişin üstünde, binanın kimin adına ya­pılmış olduğu belirtilmemekle beraber meşhed olduğunu gösteren 478 (1085) tarihli bir inşa kitabesi yer almaktadır. Ancak bu meşhed Bedr el-Cemâirnin mezan değildir; çünkü Makrîzi’nin belirttiğine göre Cemâli, Bâbünnasr’ın dı­şına gömülmüştür. Nitekim orada hâlâ bir Fatımî türbesi mevcut olup Description de î’Egypte’teki bir haritada da “Şeyh Bedr Şapeli” (mescid-meşhed) olarak gösteril­mektedir. Bedr el-Cemâlî Kahire’yi tah­kim eden bir kumandandı: şehrin sur­larının ayakta kalan kısımları ve üç ka­pısı onun bu yöndeki başarısının delille­ridir.

Meşhedin mimari özellikleri, daha son­ra Fustat Mezarlığı’nda Hz. Peygamber ailesinden bazı kişiler adına yapılmış olan Fatımî anıt yapılarına benzemektedir. Cüyûşî Camii, o dönemde inşa edilen di­ğer meşhedler arasında ayakta kalabi­len en iyi durumdaki eserdir: Osmanlı döneminde de tekke olarak kullanılmış­tır. Cami bir avlu çevresine kurulmuş kü­çük bir yapıdır. İbadet mekânı ile aynı doğrultuda bulunan ve taçkapı karak­teri taşımayan, minarenin altında sade görünümlü bir kapısı vardır. Minarenin iki tarafında ve yan kısımlarda odalar bulunmaktadır. Avlu cephesi. Fatımî mi­marisinde sıkça rastlanan üç kısımlı ter­tiplemeye uygun olarak, iki çift sütun tarafından taşınan ve yanlardan İki kü­çük kemerle kuşatılan geniş bir omur­ga kemerle düzenlenmiştir. İbadet me­kânı, basit köşe kemerlerine oturan bir kubbe İle örtülü mihrap önü bölümü dı­şında çapraz tonozlarla kapatılmıştır. Bu mekânın kuzeydoğusunda dışarı doğ­ru çıkma yapan küçük bir kubbeli oda mevcuttur. Bu oda Creswell tarafından sonraki bir ilâve olarak kabul edilirken Ferid Şefîî odayı duvar örme tekniğine göre orijinal yapıya dahil etmektedir.

Mihrap, niş kemeri üstündeki dolgu­larda bulunan stuko oymalarla göz alıcı biçimde süslenmiştir. Yarım kubbede, ibadet mekânının diğer bölümlerinde de görülen XVIII. yüzyıl Osmanlı üslûbun­da bir tezyinat bulunmakta ve bir kita­be bu süslemelerin 1144 (1731 -32) yılın­da yapıldığını belirtmektedir. Kubbenin içi de stuko oymalarla süslenmiştir ve tepede “Muhammed” ve “Ali” İbareleri­ni ihtiva eden bir madalyon, eteklerde de bazı âyetlerin işlendiği bir yazı şeridi bulunmaktadır.

Minare, mihrap önündekini andıran bir kubbe ile örtülmüş iki katlı dört kö­şe bir kule şeklindedir ve bu haliyle IX. yüzyılda yapılmış olan Tunus’taki Kayrevan Ulucamii’nin minaresine benzemek­tedir. Minarenin en önemli özelliği, dik­dörtgen gövdenin üst kenarında bulu­nan ve Mısırda, bina üstünde kalabilmiş örneklerin en eskisini teşkil eden ista-laktitli korniştir. Binanın diğer bir Özel­liği de çatısının üzerinde kubbeye ba­kan güneydoğu tarafında, birer oyma mihrabı olan, genişlikleri 1 metreden daha az, köşke benzer iki küçük kubbe­li odanın bulunmasıdır. Bu odalarda bi­rer mihrabın yer alması, inzivaya çekil­mek amacıyla halvethâne olarak tasar­landıklarını hatıra getirmektedir. Bu ya­pılarla onlardan uzakta bulunan mina­re, binanın aslında muhafızlar için inşa edilip cami biçiminde gizlenmiş bir gö­zetleme kulesi olarak yorumlanmasına da sebep olmuştur. 0. Grabarın kabul gören yorumuna göre bu yapı Bedr el-Cemâli’nin askerî başarılarına ithaf edil­miştir. YÛSUf Râgıb ise bu yoruma, caminin, Fâtımîler tarafından mezarlıklarda yapılmış pek çok özel dinî yapıdan biri olduğu görü­şünü eklemektedi.

Diyanet İslam Ansiklopedisi