Çorlulu Ali Paşa Külliyesi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

23

Çorlulu Ali Paşa Külliyesi. İstanbul’da klasik Osmanlı üslûbunun son temsilcilerinden bir külliye.

Cami, tekke, medrese (dârülhadis), kü­tüphane, hazîre ve meşrutalardan olu­şan külliye, il merkezinin kaynaklarda lr-gatpazarı / Esirpazarı / Makasçılar, gü­nümüzde ise Çarşıkapı olarak anılan mev­kiinde ve eski Simkeşhâne binasının ye­rinde 1707-1709 yılları arasında kurul­muştur. Banisi, II. Mustafa’nın damadı ve III. Ahmed’in sadrazamlarından olan Çorlulu Ali Paşa’dır (ö 1711). İlk önce ay­nı zamanda tekkenin tevhidhânesi ola­rak kullanıldığı anlaşılan cami, bir yıl sonra da diğer bölümler inşa edilmiştir. Külliyeyi meydana getiren binaların za­man içinde birtakım onarımlar geçirmiş olmalarına rağmen büyük ölçüde orijinal şekilleriyle günümüze ulaştıkları görülmektedir. Cami-tevhidhânenin harım gi­rişiyle minarenin kaideden yukarısı XVIII. yüzyılın ikinci yansında, muhtemelen 23 Mayıs 1766 depreminden sonra yeni­lenmiştir. Külliyenin güney sınırını teşkil eden Yeniçeriler caddesi (eski Divanyolu) üzerindeki çeşme ile üstündeki pence­renin de aynı dönemde eklendikleri an­laşılmaktadır. Ahşap meşrutaların geçen yüzyılın ikinci yarısında yenilendikleri sa­nılmaktadır. Hangi tarikata ait olduğu tesbit edilemeyen ve XIX. yüzyılın ba­şından itibaren de İstanbul tekke liste­lerinde adına rastlanmayan tekkenin bu dönemden itibaren aslî fonksiyonunu yi­tirdiği ve külliyenin medresesine ilhak edildiği düşünülebilir. Külliye binaları 1960-1961’de. şadırvanlar ise 1963’te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ta­mir ettirilmiş ve medrese bölümü bir süre Arapkir Kültür Derneği’ne verilmiş­tir. Günümüzde cami-tevhidhâne cami, medrese ve tekke hücreleri turistik eş­ya dükkânı, dershane ile medrese avlu­su kahvehane ve kütüphane de imam meşrutası olarak kullanılmaktadır.

İstanbul’un yoğun bir ticaret kesimin­de yer alan külliyenin arsası kuzey-gü­ney doğrultusunda ikiye ayrılmış, batı­da kalan kısma kendi içlerinde bir bü­tün oluşturan cami ile tekke, doğudaki kısma da medrese ile kütüphane yerleş­tirilmiştir. Külliye binalan güneydeki Ye­niçeriler caddesinden biraz geride inşa edilerek caddeye açılan cami-tekke ile medresenin girişlerinden artan alan, ba­ninin de kabrinin bulunduğu nazireye tahsis edilmiştir. Cadde üzerinde basık kemerli girişlerden başka, mukarnas-lı başlıklarla donatılmış sekizgen kesit­li sütunlara oturan sivri kemerleri ve demir parmaklıkları ile hazîre pence­releri sıralanır. Güneydoğu köşesinden kıvrılarak Bileyiciler sokağı üzerinde de bir müddet devam eden bu pencere dizisinin arasında, medrese kapısının sa­ğına sonradan kondurulmuş olan çeş­me ile üstündeki pencere taşıdıkları ba­rok üslûp özellikleriyle tezat teşkil etmektedir.

Camitekke girişinin üzerinde yer al­dığı bilinen, “zikredin lâ ilahe illallah 1120 (1708)” metinli kitabe ortadan kalkmış­tır. Üstü açık bir geçitten ve basık ke­merli ikinci bir kapıdan sonra ulaşılan yamuk planlı avlunun doğu sının boyun­ca medrese hücrelerinin arka duvarı, ba­tı sınınnda da tekke hücreleri sıralanır. Avlunun merkezine şadırvan, kuzeyine cami-tevhidhâne, güneydoğu köşesine de selâmlık birimlerini barındırdığı an­laşılan bir bina yerleştirilmiştir. Cami-tevhidhânenin gerisinde avlunun deva­mını teşkil eden üçgen bir sahadan baş­ka kuzeydeki Medrese Çıkmazrndan bu­raya açılan ve avlu kotuna göre yüksek­te kaldığı için önüne merdiven yapılmış olan tâli bir kapı ile içinde helaların bu­lunduğu medrese / tekke bağlantısını kuran geçit yer almaktadır.

Güneydoğu köşesinde medrese hüc­relerinin teşkil ettiği kitleye bitişen cami-tevhidhâne. kare planlı bir harim ile beş gözlü bir son cemaat yerinden ve bunların sınınnda yükselen bir minare­den meydana gelir. Taşıyıcıları ile kemer­lerinde beyaz mermer kullanılmış olan son cemaat yerinde, sivri kemerli beş açıklıktan ortadakine rastlayan kare iz-düşümlü bölüm kubbe ile, yanlarda yer alan ve ikişer kemer açıklığına rastlayan dikdörtgen izdüşümlü bölümler de ay­nalı tonozlarla örtülmüşlerdir. Üst ya­pıdaki üç örtü biriminin aşağıdaki beş açıklığa tekabül etmesi, bazı erken dö­nem Osmanlı binalarında karşılaşılan, an­cak XVIII. yüzyıl başları için pek alışılmış olmayan bir durumdur. Öte yandan siv­ri kemerlerin oturduğu köşeleri püskül­lü başlıklar değişik tasarımlan ile dik­kati çekmekte ve Lâle Devri’nden sonra Osmanlı mimarisinde ağırlığı hissedile­cek olan barok üslûp etkilerinin muhte­melen ilk belirtilerinden birini teşkil et­mektedirler.

“es-Seyyid Mehmed Hicâbr İmzalı sü­lüs bir âyet kitâbesiyle taçlandırılmış olan harim girişinin bulunduğu kuzey duvarı boyunca iki katlı mahfiller uzanmakta­dır. Üç sıra tuğla-bir sıra kesme köfeki taşı almaşık örgüye sahip olan harim duvarlarındaki pencereler klasik Osman­lı mimarisindeki tertibe uygun olarak çift sıra halinde düzenlenmiş, alttakile-rin dikdörtgen açıklıkları mermer söve-lerle kuşatılıp almaşık örgülü sivri tah­fif kemerleriyle taçlandırılmış, sivri ke­merli tepe pencereleri ise alçı revzenler-le kapatılmıştır. Harimi örten kubbe içe­riden basık kemerli tromplarla, dışarı­dan kare bir pandantifle donatılmıştır. Kubbenin ve tromplann yüzeyi, içleri rû-mîlerle doldurulmuş, sa’lbekli palmet-lerden ve şemselerden oluşan klasik Os­manlı üslûbuna uygun kalem işleriyle süslüdür. Mihrap ile ahşap minberin her­hangi bir özelliği yoktur.

Toplam on üç adet olan kare planlı tekke hücrelerinden kuzey-güney doğ­rultusunda uzanan on ikisi pandantifli kubbelerle, güneybatı köşesinde bulu­nan dikdörtgen planlı hücre ise aynalı tonozla örtülmüştür. Basık kemerli kapı­lar, dikdörtgen açıklıklı pencereler, ocak­lar ve dolap nişleriyle donatılmış olan bu hücrelerin önünde mermer sütunla­ra ve baklavalı başlıklara oturan tuğla örgülü sivri kemerlerin teşkil ettiği, bi­rimleri aynalı tonozlarla örtülü bir revak uzanır. Hücrelerin duvarları ile revak cep­hesinde cami – tevhidhâne harimindeki almaşık örgünün benzeri kullanılmıştır. Aynı malzeme ve teknikle inşa edilmiş bulunan selâmlık bölümü, yarısı kubbe ile, yarısı da aynalı tonozla örtülü bir kö­şe revakından ve kare planlı, kubbeli üç mekândan ibarettir. Mermerden sekiz­gen prizma biçimindeki haznesi ve bak­lavalı başlıklarla donatılmış sekiz adet mermer sütuna oturan basık piramit bi­çimindeki ahşap çatısı ile şadırvan kla­sik üslûbun oranlarını yansıtır. Ayna taş­lan çatıkkaş kemerlerle donatılmıştır.

Cami-tekke girişinin eşi olan medre­se girişinin üzerindeki 1120 (1708) ta­rihli, ta’lik kitabenin manzum metni şair DünTye aittir. Dikdörtgen planlı medre­se avlusunun güneydoğu köşesinde ders­hane, bunun kuzeyinde kütüphane, mer­kezinde şadırvan ve batı sınırında tale­be hücreleri bulunmaktadır. Cami-tek­ke kanadından farklı olarak medreseyi teşkil eden binaların duvarları kesme köfeki taşı ile örülmüştür. Sekizgen priz­ma biçimindeki dershane basık kasnaklı bir kubbe ile örtülüp batı yönünde sivri kemerli bir giriş revak! ve her yüzünde düşey eksen üzerinde yer alan ikişer pencere ile donatılmıştır. Cephesi mer­merle kaplı olan giriş revakı, mukarnaslı başlıkları ve sütunların aralarına yer­leştirilmiş korkuluk levhaları ile ahenkli oranlara ve özenli bir işçiliğe sahiptir, Revakın ortasındaki birim kubbe ile yan kanatlar ise aynalı tonozlarla kapatıl­mıştır.

Boyut ve tasarım bakımından tekke hücrelerinin eşi olan medrese hücreleri sekiz tanedir. Kuzeydoğu köşesinde av­lu yönünde çıkıntı teşkil eden, dikdört­gen planlı, aynalı tonoz örtülü farklı bü­yüklükte iki mekân bulunmaktadır ki müderris ve muîd odaları olmaları muh­temeldir. Kare planlı, aynalı tonoz örtü­lü kütüphane birçok benzeri gibi fevkanîdir. Medrese şadırvanı cami-tekke şa­dı rvanındaki tasarımı daha mütevazi dü­zeyde tekrar eder. Medresenin avlusun­da bir de 1202 (1787-88) tarihli kitabe­si olan bir hayrat kuyunun bileziği bulunmaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi