Constantin Brancusi kimdir?

38

Constantin Brancusi kimdir? Hayatı ve eserleri:  (18761957) Romen asıllı Fransız heykelci. Soyut heykel alanında çağdaş ve özgün bir üslup geliştirmiştir. Romanya’da Pestisani’de doğdu. Varlıklı bir köylü ailenin çocuğu idi. Yedi yaşında evden kaçtı. On sekiz yaşında Craiova’da bir mobilyacının yanın­da çalışmaya başladı, aynı zamanda bir sanat okuluna yazıldı. 1891’de burs kazanarak Bükreş’te Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi. 1902’de Romanya’dan ayrıldı, önce Münih’e, bir süre sonra Fransa’ya geçti, 1904’te de Paris’e yerleşti. Burada Ecole des Beaux-Arts’a girdi. Daha sonra okuldan ayrılarak kendi bağımsız atölyesini kurdu. Modigliani ve Henri Rousseau gibi sanatçılarla tanıştı. I. Dünya Savaşı öncesi yıllarda, çeşitli ülkelerden sipariş alacak kadar tanındı. 1913’te New York’ta açılan Armory Show sergisine beş yapıtla katıldı. İlk kişisel sergisini de 1914’te New York’ta açtı. Prenses X adlı yapıtının 1920’de açılan Fransız Sanatı Sergisi’ne kabul edilme­mesinden sonra, kendisine verilmek istenen her türlü ödülü geri çevirdi. Venedik ve Sao Paulo bienallerine Fransa adına katılmayı da reddetti. Yapıtlarını yalnız ABD’de sergiledi. Genellikle kendi içine kapalı bir yaşam sürdürdü, 1957’de Paris’te öldü. 1920’lerde yaptığı Sonu Olmayan Sütun adlı çelik heykeli 1937’de, doğduğu bölge olan Tirgu-Jiu’ye dikildi; 100. doğum yılı da Romanya’da Brancusi Yılı olarak kutlandı.

Brancusi, Paris’teki eğitimi sırasında Rodin’in doğalcı (natüralist) üslubunu başarıyla uygulamayı öğrenmiştir. 1906’da Societe Nationale des Beaux-arts’da sergilediği yapıtlarında bu etki açıkça belli olur. Nitekim sergiyi gezen Rodin de bunu farkederek Brancusi’ye birlikte çalışmayı önermiştir. Brancusi’nin bu öneriyi kabul etmemesi, kendine özgü üslubunu daha o sıralarda belirlemiş olmasından ötürüdür. 1900’lerde sanatta temel kuralların yeniden gözden geçirilmesine neden olan Afrika sanatı Paris’te yeni yeni keşfediliyordu. Brancusi bu akımdan etkile­nen ilk sanatçılardan biri olmuştur. Savurgan Evlat, La Chimere gibi 1910’larda yaptığı heykeller soyut, yalın, dışavurumcu ve hatta fantastik biçimleriyle ilkel Afrika heykellerini çağrıştırır. Soyutlama tutku­su, onu “mutlak biçim”in ardındaki kalıcı ve evrensel değerleri aramaya yöneltmiştir^ Bu yapıtlar onun kendine özgü mistisizmini ve alaycılığını da yansıtır.

Brancusi ’nin aşırı geometrikleştirilmiş soyut bi­çimlere büyük bir duygu katması, yapıtlarına vurucu bir anlatım gücü kazandırmıştır. Horoz, Uçan Kap­lumbağa ve 1923-1949 arasında sürekli yinelediği bir konu olan Boşluktaki Kuş adlı yapıtlarında soyutlama düzeyi yükseldikçe mistisizm duygusu da yoğunlaşır. Brancusi’nin en önemli özelliği saf biçime, olağanüstü ve nesnel verilerle tanımlanmayan anlamlar yükleye­rek etki uyandırabilmesidir. Soyutlama işlemi ile biçimi en temel öğelerine indirgemiştir. Ona göre biçim, tarihi olmayan, zaman dışı bir özün karşılığı­dır. Amacı nesnenin özünü vermeye çalışan “saf sanat”a varmaktır.

Aralarında bir ayırım gözetmeden her türlü heykel malzemesini aynı yetkinlikte kullanabilen ender sanatçılardandır. Mermer ve bronz heykellerin­de bir mücevherci kadar kesin ve titiz olan işçiliği, anıtlarında da aynı başarılı düzeye ulaşır.

Sanat yaşamı boyunca çok kesin ve sürekli bir gelişim çizgisi izlemiş, geçmişten kalan biçimsel mirasa fazla ilgi göstermemiştir. Klasizm ve Naturalizm’i (Doğalcılık) daha en başta reddettiği gibi, güncel sanat akımlarına da yakınlık duymamıştır.

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Anadolu yayıncılık, 1983