ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK, ÇOKKÜLTÜRCÜLÜK VE ANTROPOLOJİDE YENİ YÖNELİMLER Antropoloji

273
PAYLAŞ

 

Çokkültürlülük ve Çokkültürcülük

Endüstri toplumunun yarattığı yoğun göç ve bu karmaşık nüfusun kentlerde top­lanması, pek çok farklı kültürün ve kültürel eğilimin yan yana yaşamasına yol aç­tı. Özellikle ayrımcılık, ırkçılık gibi akımlar yüzünden bu nüfuslar yan yana yaşa­malarına karşın, bir içe kapanma eğilimine girdiler ve bu süreçte kültürel kimlikler güçlendi. Her ne kadar tüketim toplumunun kalıpları insanları kültürel ve sınıfsal farkları ne olursa olsun birbirine benzetiyor olsa da, endüstri toplumunun yarattı­ğı sosyal devletin zayıflamasıyla ulusal ve sınıfsal dayanışma ve güvenlik mekaniz­malarının gerilemesine bağlı olarak, başka dayanışma biçimleri ortaya çıktı. Bun­lar arasında etnik ve dinsel grupların, cemaatlerin ve hemşehrilik ilişkilerinin öne çıktığı görülüyor. Özellikle endüstrileşmiş Batı ülkelerinde etnik azınlık ve göçmen dernekleşmeleri artık, yöresel bağlar, etnik aidiyet ya da iş temelinde meydana gel­mektedir. Bu gibi dernekler, üyelerine iş ya da dayanışma sağlama temelinde işlev kazandılar. İşlevleri kimi zaman sendika ya da siyasal parti gibi daha geniş birlik­lerin işlevleriyle örtüşebilmektedir. Bu yeni toplumsal örüntü çokkültürlülük ola­rak adlandırılmaktadır.

Bunun üzerine endüstri toplumunu yönetenler, bu gelişmelerin yol açacağı ça­tışmaları en aza indirebilmek için yeni çözümler aradılar. Bu çözümlerin başında, yeni endüstri toplumunun çok kültürlü yapısının kabul edilmesi gelmekteydi. Böy­lelikle endüstri toplumunun ilk dönemine özgü türdeş ulus kurgusu, yerini çeşitli kültürlere mensup insanların endüstriyel toplum etrafında örgütlendiği yeni bir toplum kurgusuna bıraktı. Bu süreçte bu kimliklerin yok edilmeye veya özümlen- meye çalışılması yerine korunması ve topluma bu yolla entegre edilmesi benim­sendi. Bu yeni siyasete ise çokkültürcülük denmektedir.

Kültürel Çahşmalar Okulu

Çokkültürlü yapıların kabul edilmesi, özellikle endüstrileşmiş Batı ülkelerinde kent sosyolojisini kentleri oluşturan bu almaşık nüfusun kültürel niteliklerini ve bu ye­ni ortamdaki kültürel değişmesini araştırmaya yöneltti. Bunun yanı sıra endüstri toplumunda egemen hale gelen kitle kültürü ve kültür endüstrisi (sinema, kitle ile­
tişim araçları, edebiyat biçimleri vs.) araştırılmayı hak eden bir ağırlık kazandı. Bu çerçevede sosyoloji ile antropolojinin kesişme noktasında kültürel çalışmalar adı­nı alan yeni bir çalışma sahası doğdu. Kültürel çalışmalar okulu, büyük ölçüde kentli toplumun odağında gelişen popüler kültürün, iletişim biçimlerinin, tüketim tarzlarının, modanın, toplumsal cinsiyetin kültürel dışa vurumlarmm, kitle iletişim araçlarının, boş zamanların, yeni edebiyatın, kimliğin ve kimlik ideolojilerinin in­celendiği geniş bir alan olarak tanımlanabilir.

Uygulamalı Antropoloji

Artık antropologlar yalnızca çeşitli kültürleri incelemek, mevcut sorunları sapta­mak ve bunların nedenlerini araştırmakla yetinmemekte; toplumsal ve kültürel so­runların çözümünde yapıcı bir rol oynamaya da çalışmaktadırlar. Bu çabalar sonu­cunda uygulamalı antropoloji doğmuştur. Bugün insanlar ve toplumlar, dünya ekonomik sisteminden ve küreselleşmeden kaynaklanan yeni durumlara uyum ve uyarlanma sorunları yaşamaktadır. Zira artık sağlıklı ve bütünlüğü koruyarak uyar­lanmayı sağlayacak geniş zamanlar yoktur. Gelişmeler çok hızlı ve çok etkilidir. Teknoloji bir yandan doğal afetlerle başa çıkma kapasitesini arttırsa da, öte yandan ekolojiye geri dönüşsüz zararlar verebilmektedir. Bu durum, pek çok küçük ölçek­li topluluğun yaşam alanlarını tehdit etmektedir. Bu türden bir gelişme, eski hayat­larını sürdürmeye çalışan pek çok yerli halkın yeni hastalıklar ve yer yer soykırım­lar yüzünden ölümünü, pek çoğunun da açlığa ve yetersiz beslenmeye maruz kal­masını, bu toplulukların çevresel zenginliğini oluşturan ve bir anlamda onların ya­şam güvencesi olan birçok hayvan ve bitki türünün yok olmasını, çevre kirlenme­sini ormansızlaşmayı, nükleer tehditleri, kimi yerlerde mülksüzleşmeyi ve toprak- sızlaşmayı getirmiştir. Bunlar insanlık adına pahalı maliyetlerdir. Bunun gibi, hızla kalkınmaya çalışan ekonomisi azgelişmiş ülkeler de insanlarına benzer sorunları yaşatmaktadır. Dolayısıyla kalkınma ile insan varlığı arasında bir çatışma doğmak­tadır. Uygulamalı antropoloji bu uyumsuzluğun giderilmesine yönelik sistemli ça­baları kapsar. Kalkınma projelerinin ve endüstri yatırımlarının insana ve çevreye verdiği zararı en aza indirmeye olanak verecek toplum ve kültür araştırmasını yü­rüten antropologlar, böylelikle kültürel ve ekolojik zenginliğin iktisadî gelişmeye feda edilmemesine çalışırlar. Zira iktisadî gelişme geçici bir zenginlik ve refah ya­ratsa da, bu gelişme pahasına yok edilen insanî ve çevresel zenginliğin bir daha geri getirilemeyecek olması, bu gelişmenin insanlığa gerçek maliyetini artırır. Ba­raj projeleri, boru hattı yapımları, endüstri bölgelerinin geliştirilmesi, enerji santral­lerinin yapılması, ormanların yoğun üretime ve endüstriyel tarıma açılması, bu gi­bi sonuçlar doğurur. O yüzden bugün kalkınma projelerinin pek çoğu, oluşturaca­ğı toplumsal ve çevresel etkiyi de ölçme gereği duymaktadır. Artık bu araştırma sü­recine yoğun biçimde antropologlar da katılmakta ve bu sayede uygulamalı antro­polojiye ilişkin geniş bir birikim oluşmaktadır.

Endüstriyel Antropoloji

Antropometri: insan bedeninin ve iskeletinin boyut, biçim ve bileşim yönünden ölçülmesidir.

Endüstri toplumunun ihtiyaçları, fiziksel antropolojinin de bu yönde yeni teknik ve yöntemler geliştirmesine yol açmıştır. Ergonomi de denilen endüstriyel antropolo­ji, fiziksel antropoloji ile antropometrinin en yeni uygulama alanıdır. İnsanların kullanımına sunulan makinelerin, araçların, mobilya ve giysilerin tasarlanmasında antropometriden faydalanılarak belli standartlar oluşturulmuştur. Örneğin okullar­da kullanılan mobilyalar, askerler için hazırlanan üniformalar, otomobillerin iç do­nanımı, uçaklarda kokpitlerin tasarımı gibi konularda endüstri antropolojisinin ve­ri ve tekniklerinden yararlanılmaktadır.