Çöğür Şairi/Şairleri Nedir, Özellikleri, Hakkında Bilgi

0
54

Çöğür Şairleri. Besteledikleri türküle­rini çöğür eşliğinde çalıp okuyan saz şa­irlerine bu ad verilir. XVII. yüzyılda bü­yük itibar gören çöğür, bu yüzyılda or­du ve halk zümreleri içinde geniş kitle­lere hitap eden saz şairlerinin başlıca sazlarından olmuştur. İstanbul’da yak­laşık 300 sazendenin çöğür çaldığını ifa­de eden Evliya Çelebi, bunlar arasında Demiroğlu, Molla Hasan, Kuroğlu, Gedâ Muslu, Kara Fazlı, Celeb Kâtibî. Sarı Mukallid, Kayıkçı Mustafa, Celeb Gedâyî, Hâkî ve Türâbînin isimlerini zikretmek­tedir. “Çöğürcü” tabirine ancak XVII. yüz­yılda rastlanıyorsa da “çöğür şairleri” sö­zünün o yıllarda henüz kullanılmadığı bi­linmektedir. Bu dönemde çöğür çalmak­la tanınmış sazendelerden yeniçeriler arasında yetişenlere “yeniçeri şairi” ve­ya sadece “şair” denilmekteydi. Bu se­beple ünlü saz şairi Âşık Ömer’in Şâirname’sinde “çöğür şairi” tabirine rast­lanmamaktadır. Bu şairlerin bir kısmı yeniçeri seğirdim odalarında veya diğer yeniçeri topluluklarında, bir kısmı da hal­kın ve devlet erkânının arasında sanat faaliyetlerini sürdürmekteydi. XVII. yüz­yılda çöğürün Osmanlı sarayına kadar yükseldiği. Sultan IV. Murad’dan (1623-1640) Sultan II. Ahmed’e kadarki devrede saraydaki yerini korudu­ğu görülmektedir. Asrın tanınmış çöğür­cülerinden Mehmed Ağa’nın IV. Murad’ın huzurundaki icralarda fasıl heyetinde yer alması ve buna benzer daha birçok örnek, bu yüzyılın ilk yarısında çöğüre olan rağbetin bir göstergesi olduğu gibi çöğürün sadece bir saz şairi çalgısı ol­mayıp Türk mûsikisinde fasıl sazı hüvi­yetini aldığını göstermesi bakımından da ilgi çekicidir. Kapsam olarak birçok halk çalgısını içine alacak şekilde geli­şen çöğür, yüzyılın sonunda her türlü halk çalgısı için kullanılan genel bir te­rim mahiyetini almıştır. Ayrıca IV. Murad’ın huzurunda yapılan bir alayda altı fırka halinde geçen mûsiki takımının so­nuncusu olan çöğürcülerin büyük bir tak­dirle izlendiği nakledilmektedir.

Çöğür şairleri tabiri XVIII. yüzyılın baş­larında ortaya çıktı. Çöğür eğitimi de önceki yüzyıldaki şekliyle devam etti. Bu dönemde Osmanlı sarayında çöğür der­si veren birçok sanatkâr arasında ünlü nakkaş ve saz şairi Levnide (ö. 1732) bu­lunuyordu.

II. Mahmud tarafından 1826’da yeni­çeriliğin kaldırılması sırasında onları ha­tırlatacak her türlü maddî ve manevî kül­tür zarar gördüğü gibi mehterhane ka­patılmak suretiyle asırlardır dayanışma halinde olan mehter mûsikisi-saz şair­leri kültürü arasındaki bağ koparılarak yerine Avrupa bandosu kuruldu. Çöğür şairleri de büyük ihtimalle yeniçerilikle ilgilerinin devam etmemesi için II. Mah­mud zamanında kurulan bir teşkilâta bağlandı. Böylece Osmanlı Devleti’nde mûsiki alanında Batılılaşma hareketi baş­larken çöğür şairleri tabiri de gittikçe unutularak yerini “âşık” ve “saz âşıklara bıraktı. Âşıkların en önemli sazı olan çöğür ise zamanla meydan sazı, di­van sazı gibi adlarla anılmaya başlandı. Ancak Tanzimat’tan sonra Batı tesiri al­tına giren Türk edebiyatı, bir sadeleşme ve halk edebiyatı verimlerine yönelme hareketi içine girince çöğür şairleri de bu özellikleriyle hatırlanmışsa da bu du­rum çöğür şairleri devrinin sona erme­sine engel olamamıştır.

XX. yüzyılın başında millî edebiyat ve Türkçü düşüncelerin tesiriyle halk ede­biyatı yeniden gündeme geldiğinde çö­ğür şairleri tabiri de zaman zaman kul­lanıldı. Bunlar arasında Rıza Nur’un Tanrıdağ Mecmuası’nda yayımlanan halk şiiri araştırmaları zikredilebilir. Günü­müzde ise hemen hemen unutulan çö­ğür şairleri, mûsiki unsuruna ağırlık ve­rerek saz şairleri hakkında araştırmalar yapan Haydar Sanal tarafından bir in­celemeye konu edildiği gibi {Çöğür Şâir­leri I: Armutlu) İstanbul Teknik Üniver­sitesi Türk Mûsikisi Devlet Konservatuarı’nın mûsiki tarihi dersleri müfredat programında da yer almıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi