Çırağan Baskını/Vakası/Olayı Nedenleri, Sonuçları, Hakkında Bilgi

Çırağan Vakası. Çırağan Sarayı’nda göz hapsinde tutulan V. Murad’ı kaçırma teşebbüsü.

Akif dengesinin bozulması yüzünden tahta çıktıktan üç ay sonra hal’edilerek Çırağan Sarayı’nda oturmasına izin verilen V. Murad çeşitli zamanlarda buradan kaçırılmak isten­miştir. Bunlardan kanlı olarak bastırıla­nı Ali Suâvi’nin giriştiği Çırağan Vak’asdır.

V. Murad’ın annesi Şevkefzâ Kadın Efendi, oğlunun sıhhatinin iyi olduğu ve II. Abdülhamid’in haksız yere tahtı ele geçirdiği propagandasını yayıyordu. II. Abdülhamid bu dedikoduları etkisiz ha­le getirmek üzere yerli ve yabancı dok­torlara V. Murad’ı tekrar muayene etti­rerek gerçekten hasta ve tedavisinin de imkânsız olduğuna dair bir rapor aldığı halde üç ay sonra V. Murad’ı kaçırmak üzere kurulmuş gizli bir cemiyetin varlı­ğı ortaya çıkarıldı. İngiliz elçiliği eski hizmetlilerinden Rum asıllı İstavridis ile Lehistan göçmenlerinden Jüli’nin de dahil olduğu gizli cemiyetin elebaşıları kadın kıyafetinde saraya gi­rerlerken yakalandı. Yapılan muhakeme sonucunda her biri Ömür boyu sürgün cezasına çarptırıldıysa da II. Abdülhamid tarafından affedildiler.

Teşkilâtlarına mensup olması dolayı­sıyla Sultan Murad’ın sağlığı ve akıbe­tiyle yakından ilgilenen masonların güvenini kazanmış olan İbrahim Edhem Paşa’nın sadrazamlıktan azlinden sonra İstanbul’daki mason teş­kilâtı tarafından V. Murad’la ilgili ola­rak gizli bir cemiyet kuruldu. Komitenin kurucusu Prodos mason locasının üstâd-ı âzami olan Kleanti Skaliyeri idi. Rum asıl­lı bir tüccar olan Kleanti V. Murad’ı da­ha veliaht iken on sekizinci dereceden mason locasına kaydederek onunla sıkı bir dostluk kurmuştu. Sultan Murad’ın cariyelerinden Nakşibend Kalfa, Şûrâ-yı Devlet Tanzimat Dairesi muavinlerinden Ali Şefkati Bey ile Evkaf Nezâreti Senedat Odası Mukabelecisi Aziz Bey gizli cemiyetin belli başlı üyeleriydiler. Aziz Bey’in faaliyetleri ve cemiyetin  ikinci başkanı gibi telakki edilmesinden dola­yı bu cemiyete “Kleanti Skaliyeri – Aziz Bey Komitesi” denilmiştir.

Kleanti Skaliyeri su yolunu kullanarak sık sık Çırağan’a giriyor, Sultan Murad ve Valide Sultan’la görüşüyordu. Paris’­ten özel olarak getirttiği bir doktoru da aynı yoldan Çırağan’a sokmuş ve bir haf­ta süreyle V. Murad’ı tedavi ettirmişti. Skaliyeri. V. Murad’ı tekrar tahta çıkar­mak için büyük devlet adamlarını elde etmek üzere Nakşibend Kalfa vasıtasıy­la giriştiği teşebbüs başarısız kalınca İn­giliz elçiliğine başvurdu. İngiliz elçiliğin­den beklediği desteği alamayan Kleanti-Aziz Bey Komitesi II. Abdülhamid’i bir suikastta öldürerek V. Muradı tekrar tahta geçirmeye karar verdi. Cemiyet üyelerinden Hacı Hüsnü Bey durumu bağlı olduğu Kâşgar elçisi Yâkub Han vasıtasıyla padişaha bildirdi. II. Abdülha­mid de Hacı Hüsnü Bey’i cemiyet hak­kında bilgi toplamak üzere görevlendir­di. Cemiyet Şubat 1878’den itibaren su­ikast planını uygulamak için birkaç de­fa harekete geçtiyse de hükümet daha önce tedbir aldığı için başarıya ulaşa­madı. Bu sırada patlak veren “Ali Suâvi Vak’ası” komitenin harekete geçme­sini geciktirdiği gibi Hacı Hüsnü Bey’in de tutuklanmasına sebep oldu. “Çırağan Vak’ası” olarak bilinen bu olayın Skaliyeri-Aziz Bey Komitesi’yle ilişkisinin olup ol­madığı tesbit edilememekle birlikte bu konuda çeşitli spekülasyonlar yapılmıştır.

II. Abdülhamid’in tahta çıkmasından sonra onun izniyle İstanbul’a dönen ve 16 Aralık 1877’de bütün resmî görevlerine son verilen Ali Suâvi’nin bu tarihten ölümüne kadar geçen yaklaşık beş aylık sürede ne yaptığı kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar onun bu sırada Üsküdar Komitesi adıy­la gizli bir cemiyet kurduğunu ileri sürerken bazıları da İngiliz ve Ruslar’la sı­kı münasebette bulunduğunu iddia et­mektedirler. Fakat 93 Harbi’ni yenilgiy­le sona erdiren Edirne Mütarekesi ve Ayastefanos Antlaşrnası’nın ağır hükümlerinin Ali Suâvi’yi çok etkilediği muhakkaktır.

Ali Suâvi, taraftarlarına cami ve med­rese gibi yerlerde yoğun bir propagan­da başlattı. Özellikle bu sırada İstanbul’­da toplanmış bulunan Rumeli muhacir­leri arasına giren propagandacılar II. Abdülhamid aleyhine ve V. Murad lehine sözler söylüyorlardı. V. Murad’ın tahta çıkması halinde Ruslar’la yapılan antlaş­ma şartlarının bozulacağını ve Ruslar’ın İstanbul önünde yenilgiye uğratılacağını İleri sürüyorlardı. Bu gibi propagandacı­lardan bazıları olaydan dört gün önce yakalanarak hapsedilmişti. Çırağan Sa­rayı ile de haberleşen Ali Suâvi, Sofya’­da ve Filibe’de görev yaptığı için gayet iyi tanındığı Filibeli muhacirler arasın­dan epeyce taraftar topladı. Onlara Bul-garlar’a karşı bir direniş teşkilâtı kur­duğunu, padişah tarafından kendilerine silâh ve ihsanlar dağıtılacağını söyleye­rek Çırağan Sarayı önünde toplanmala­rını İstedi. 19 Mayıs 1878 günü Basket gazetesinde bir mektup yayımlayan Ali Suâvi, “Müşkilât-ı hâzıra pek büyüktür, lâkin çaresi pek kolaydır. Yarınki nüsha­mızda cümlenin müsaadesiyle bu çare­yi kısacık şerh ve beyan edeceğim. Bu­gün şu mektubum yarınki neşre enzâr-ı umûmiyyeyi celb içindir efendim” diye­rek ihtilâl yapacağını âdeta ilân etti. Er­tesi gün Rumeli muhacirleri sabahın er­ken saatlerinden itibaren Çırağan civa­rındaki Mecidiye Camii’nde toplanma­ya başladılar. Ali Suâvi de Üsküdar’daki evinden Kuzguncuk’a geldi ve orada top­lananlarla birlikte mavnalarla Çırağan yakınlarına geçti. Karadan ve denizden sarılan sarayın muhafızları etkisiz hale getirildikten sonra Ali Suâvi yanına bir­kaç kişi alarak ikinci kattaki Sultan Mu-rad’ın dairesine çıktı. Daha önceden ha­berli olduğu için giyinmiş vaziyette bek­leyen V. Murad’ın bir koluna kendisi, di­ğer koluna da Nişli Salih girerek onu saraydan çıkarmaya çalışırlarken Beşik­taş Karakolu muhafızı Hasan Ağa (Yedi-sekiz Hasan Paşa) bir grup askerle sara­yı kuşattı. Hasan Ağa kapılara nöbetçi diktikten sonra yanında birkaç adamıy­la birlikte sarayın üst katına çıktı. Sul­tan Murad’ın iki kişinin kolunda aşağı­ya indirildiğini görünce daha önce tanı­madığı, fakat elebaşı olduğunu anladığı Ali Suâvi’nin başına sopa ile vurarak onu öldürdü. Sultan Murad bu olay karşısın­da heyacana kapılarak kendisini hazine dairesine attı ve kapıyı da arkasından kilitledi. Çıkan çatışmada Nişti Salih, Ar­navut Salih, Hacı Ahmed ve Molla Mus­tafa gibi elebaşılarla birlikte yirmi üç ki­şi öldü. otuzu yaralı olmak üzere pek çok kişi yakalandı.

Bazı araştırmacılara göre 250, bazıla­rına göre 500 kişilik bir muhacir gru­buyla Çırağan Sarayı’nı basan Ali Suâvi’­nin gerçek maksadı ve kendisini kimle­rin desteklediği bugüne kadar ortaya çı­karılamamıştır. Fakat bu olay II. Abdülhamid’i büyük ölçüde etkilemiştir. Nite­kim olayın bastırılmasından sonra ya­kalananları bizzat sorguya çeken padi­şah ilk tedbir olarak muhacirlerin İstan­bul dışına çıkarılmalarını isterken Sultan Murad ve ailesini de Yıldız Sarayı içinde bulunan Malta Köşkü’nde göz hapsine aldırdı. Vükelâ heyeti padişahın isteği üzerine V. Murad’ın bundan sonraki du­rumunu görüşerek aldığı kararlan 21 Cemâziye tarihli bir tezkire ile bil­dirdi. Kararda V. Murad’a ait elli sekiz kalem kıymetli silâh, tabanca vs. ile, Sul­tan Abdülaziz’e ait para ve doksan yedi parça mücevherin emaneten Mâbeyn-i Hümâyun’a konulması. Sultan Murad’ın Topkapı Sarayı’nda sıkı koruma altına alınması veya Kütahya, İsparta ve Sivas’­ta oturtulması, annesi Şevkefzâ Kadın’ın da Hicaz’a gönderilmesi tavsiye ediliyor­du. Hükümetin bu tavsiye karan üzeri­ne eski padişahın elinde bulunan silâh, para ve mücevherler müsadere edildi. II. Abdülhamid olayın arkasında bulun­ması muhtemel kişileri öğrenmek isti­yordu. Bu sırada Nişii Mahmud imzalı bir jurnalde bu olayın vükelâ tarafından tertiplendiğinin bildirilmesi padişahın şüphelerini büsbütün arttırdı. Olayın ger­çek faillerini ortaya çıkarmak üzere Mâ-beyn Başkâtibi Said Bey’in (Küçük Said Paşa) başkanlığında kurduğu komisyon pek çok kişiyi sorguya çekti. Bu kişiler­den çoğu, Ali Suâvi’nin vükelânın kendi­lerini desteklediğini ifade ettiğini söylü­yorlardı. Fakat esas elebaşılar öldürül­düğü ve evlerinde yapılan araştırmalar­da da herhangi bir belge bulunamadığı için olayda parmağı olan devlet adam­larının kimler olduğu anlaşılamadı. Her­kesten şüphe eden II. Abdülhamid. Baş­vekil Mehmed Sâdık Paşa’nın, “Artık Sul­tan Murad’ın çaresine bakmalı” gibi söz­ler sarfetmesinden telâşlanarak, olay­dan yedi gün sonra, Sâdık Paşa’yı azlet­ti.Yerine sadrazam un­vanıyla tayin ettiği Mütercim Rüşdü Pa-şa’dan da aynı şekilde şüphelenen ve birtakım jurnaller alan padişah bir haf­ta sonra onu da azletti. Daha pek çok devlet adamı aynı şüphey­le çeşitli görevle İstanbul dışına çıkarıldı.

Tahkikat komisyonu, Ati Suâvi’nin Üs­küdar’daki yalısında onunla birlikte otur­muş olan Filibeli Ahmed Paşa ile dama­dı Hafız Nuri Bey, Uzuncaâbad Hasköylü Hacı Mehmed ve Hafız Ali’nin ifade­lerine dayanarak hazırladığı fezlekeyi 30 Mayıs 1878 günü İdâre-i Örfiyye Dîvân-ı Harbi’ne verdi. Alyanak Mustafa Paşa başkanlığında Dîvân-ı Harb’de yapılan muhakeme kısa sürede tamamlandı. 2 Haziran 1878 günü açıklanan mahke­me kararına göre olayla birinci derece­de ilgili bulunan Hafız Nuri ölüm cezası­na. Filibeli Ahmed Paşa, Hafız Ali ve Ha­cı Mehmed olaya katılmamakla birlikte gizli cemiyete üye oldukları için ömür boyu sürgün cezasına çarptırıldılar. Nu­ri Bey (Üsküdarlı Kız Nuri diye meşhur) ile İzzet Paşa’nın oğlu Süleyman ve Bağdatlı Gürcü Süleyman (Mahmud Şevket Paşanın babası) beylere üçer yıl kürek cezası verildi. Basiret gazetesi sahibi Ali Efendi’ye. olaydan bir gün önce Ali Suâ-vi’nin mektubunu yayımladığı için 25 li­ra para cezası verildi ve gazetesi de ka­patıldı. Filibeli Şevki ile Salih’e dörder, diğerlerine üçer yıl mahkûmiyet cezası verildi. Ayrıca V. Murad’ın kilercibaşısı Çankırı lı Ali. aşçı basısı Bolulu Hasan, Şeh­zade Selâhaddin’in lalası Ali Efendi ve Ahmed Ağa aileleriyle birlikte memle­ketlerine gönderildiler. Çırağan Vak’ası hakkında Türkçe gazetelere sansür ko­nulduğu için ne olduğunu anlayamayan ve hadiseyi çeşitli şekillerde yorumlayan İstanbul halkı, esnaf ve muhacir temsilcileri gerçeği öğrendikten sonra beledi­yeler aracılığıyla dilekçeler vererek olay­dan duydukları üzüntüyü ve padişaha olan bağlılıklarını dile getirdiler.

Ali Suâvi Vak’ası ile ilgili tahkikatın so­nuçlandığı sırada Kleanti Skaliyeri-Aziz Bey Komitesi’nin yeni bir teşebbüsü baş­lamadan bastırıldı. Malta Köskü’nde sı­kı bir koruma altında tutulan V. Murad Kleanti’ye bir mektup yazarak eğer kur-tarılmazsa Malta Köşkü’nün kendisine mezar olacağını bildirdi. Mektubu oku­yan Kleanti II. Abdülhamid’e hitaben bir bildiri kaleme aldı. Altına da “Komite” imzasını atarak Eastern Expres gazete­sine gönderdi. Gazete müdürüne de ya­zı yayımlanmazsa öldürüleceği tehdidin­de bulundu. Müdür VVhitaker durumu Mâbeyn Müşiri Said Paşa’ya bildirerek ne yapması gerektiğini sordu. O da bil­diriyi yayımlayabileceğini söyledi. Bildiri yayımlanır yayımlanmaz ilk nüshası Said Paşa’ya gönderildiğinden o da padişaha takdim etti. Büyük bir telâşa kapılan II. Abdülhamid gazetenin müdürünü sara­ya çağırtarak sorguya çektikten sonra gazetesini kapattığı gibi kendisini de İs­tanbul’dan kovdu. Said Paşa’nın da ola­yın içinde olduğundan şüphelenen padi­şah onu da Anadolu’ya sürdü. Bu hadi­seden sonra Sultan Murad tekrar Çırağan Sarayfna nakledildi. Daha önce gö­revlendirdiği Hacı Hüsnü Beyden epey­ce bilgi toplayan II. Abdülhamid ikinci bir Çırağan Vak’ası patlamadan Skaliye­ri-Aziz Bey Komitesi’nin yakalanmasına karar verdi. 8 Temmuz 1878 günü Zap­tiye Nâzın M. Arif Paşa’ya gerekli tali­matı verdi. Arif Paşa ertesi günün ge­cesi bir ekiple Aziz Bey’in Cerrahpaşa’daki evini bastı. Toplantı halinde bulu­nan cemiyetin pek çok üyesi yakalandı. Fakat asıl elebaşılardan Kleanti, Nakşi-bend Kalfa ve Ali Şefkati Bey gizli yoldan kaçmayı başardılar. Mason localarının yardımlarıyla Kleanti ile Nakşibend Kalfa Yunanistan’a. Ali Şefkati Bey de Fransa’­ya gittiler. Yakalananların sorgulamaları yapıldıktan sonra Serasker Kapısı’nda ku­rulmuş olan Alyanak Mustafa Paşa baş­kanlığındaki Dîvân-ı Harb’e verildiler. Sor­gulama ve yargılama 13 Ekim 1878 ta­rihine kadar üç aydan fazla sürdü. Mah­keme, bu olayın da Ali Suâvi Vakasıyla bağlantılı ve ona benzer olduğu kanaati­ne vardı. Herjki olayda da iç güvenliğin ihlâl edildiği noktasından hareketle ce­zalar verildi. Kleanti Skaliyerİ. Aziz Bey. Nakşibend Kalfa, Ali Şefkati Bey ve Dr. Agâh Efendi birinci derecede suçlu bulu­narak idama mahkûm edildiler. Fakat cezaları padişah tarafından on beşer yıl kalebentlik cezasına çevrildi. İkinci de­recede suçlu bulunan on kişiye on ikişer, üçüncü derecede suçlu bulunan sekiz ki­şiye altışar, dördüncü derecede suçlu bulunan iki kişiye üçer yıl kalebentlik cezası verildi. Komite hakkında padişaha bilgi veren Hacı Hüsnü Bey hakkında özel bir karar verilerek 15 Şevval 1295’te altı yıllık ka­lebentlik cezası altı yıl Antep’te sürgün cezasına çevrildi. Ali Suâvi Vak’ası’ndan dolayı üç yıl kalebentlik cezasına çarptı­rılan Nuri Bey’in cezası da bu olaydan do­layı altı yıla çıkarıldı.

Ali Suâvi Vak’ası’ndan hüküm giyen­lerle Kleanti Skaliyerİ-Aziz Bey Vakası’ndan hüküm giyenler hep birlikte Özel me­murların gözetiminde 1 Kasım 1878 gü­nü cezalarını çekecekleri yerlere sevked İdiler. Atina’daki evinde Nakşibend Kalfa ile birlikte yaşayan Kleanti II. Abdülhamid’in hafiyeleri tarafından adım adım takip edildi. Kleanti hangi işe el attıysa padişah tarafından çeşitli yollar­la engellendi. II. Abdülhamid Kleanti’nin hayatından çok, giderken beraberinde götürdüğü evrakla İlgileniyordu. Özellik­le tahta çıkmadan önce Midhat Paşa ve arkadaşlarına verdiği “Maslak Mukave­lesi” adlı belgenin Kleanti’de olduğunu sanıyordu. V. Murad iyileştiği takdirde saltanatı tekrar ona devredeceğini taah­hüt ettiği bu belgeden başka komite ile ilişkisi olan devlet adamlarının listesini de elde etmek istiyordu.

Kleanti Skaliyerİ II. Abdülhamid’in ta­kibatından kurtulmak için Osmanlı Devleti’nin Atina konsolosu Ali Nuri Bey ara­cılığıyla padişahtan af diledi ve ona ba­zı belgeler gönderdi. Padişah Kleanti’ye 25 ve Medine’de oturmak şartıyla Nak­şibend Kalfa’ya da 7 altın maaş bağla­dığını ve onları affettiğini Atina elçisi Fe­ridun Bey vasıtasıyla bildirdi (1886) Kle­anti affedildiği için memnun olmakla birlikte Nakşibend Kalfa’nın Medine’de oturması şartına bağlı olarak verilen ma­aşı kabul etmeyeceğini bildirdi. Böylece ikisi de Atina’da oturmaya, padişah da baskı yapmaya devam etti. II. Abdülhamid’in hafiyeleri KleantTnin yeğenini el­de ederek onun vasıtasıyla evrakı ele geçirmeye çalıştılarsa da başaramadı­lar. Uzun süren takip sonunda Kleanti tekrar Ali Nuri Bey aracılığıyla Maslak Mukavelesi’nin kendisinde olmadığını, bunu Midhat Paşa’nın İngiltere’ye gider­ken beraberinde götürdüğünü bildirdi. Bunun üzerine padişah Kleanti’yi takip etmekten vazgeçti. Naksibend Kalfa da Skaliyeri’nin ölümünden sonra Mısır’a gitti ve orada öldü. Ali Şefkati Bey ise Avrupa’da çıkardığı İstikbâl adlı gaze­tede Abdülhamid yönetimi aleyhine neş­riyattan dolayı 16 Haziran 1881’de gı­yaben rütbe ve memuriyet haklarından mahrum edilerek ömür boyu sürgün ce­zasına çarptırıldı ve malları müsadere edildi. 1896’da Paris’te ölen Ali Şefkati Bey Perleşez’e defnedildi.

Ali Suâvi Vak’ası İle Kleanti Skaliyeri -Aziz Bey Vak’ası arasında bir hayli or­tak noktanın bulunması dikkate şayan­dır. Her iki olayda da Sultan Murad’ın Çırağan’dan kaçırılması hedef alınmış, her ikisi de ulemâ, ordu ve devlet erkâ­nı iştiraki olmaksızın tertip edilmiştir. Gerek Ali Suâvi gerekse Kleanti Skaliye­ri’nin Sultan Murad’ı hemen tahta çıkar­maktan çok Londra’ya kaçırmak istedik­leri anlaşılmaktadır. Ali Suâvi Vak’ası’nda bulunan üç kişinin aynı zamanda Klean­ti Komitesi üyesi olmaları bir rastlantı olmasa gerektir. Bu ortak noktalar dik­kate alındığında ayrı ayn gibi görünen bu iki olayın büyük bir teşkilâtın, yani milletlerarası mason localarının muva-fakatıyla yapıldığı ihtimalini kuvvetlen­dirmektedir.

Belgeleri ele geçiremediği için olayla­rın arkasına gizlenen esas suçluları or­taya çıkaramayan II. Abdülhamid’in bu iki olaydan sonra vehmi daha da arttı. Aynca bu iki olay masonlar hakkında bir­takım kanaatler edinmesine de vesile oldu. Padişaha göre masonlar Ermeni­ler ve Rumlarla birlikte hareket ediyor­lardı, özellikle İngiltere ile birlikte Os­manlı Devleti’ni yıkmak ve kendisini de­virmek konusunda mutabık idiler, II. Ab­dülhamid, olaylara karışanların Genç Os­manlılar’la ilişkileri konusunda açık ka­yıtlara rastlamamakla birlikte Kleanti ile Ali Şefkati’nin Sultan Murad ile görüş­meleri sırasında Midhat Paşa ve Nâmık Kemal’den bahsetmeleri, Ali Suâvi’nin de eskiden Genç Osmanlılar Cemiyeti’ne mensup olması yüzünden olayın fikir yö­nünden Genç Osmanlılar’la irtibatlı ol­duğuna  inanmaktadır. Bundan  dolayı padişahın Genç Osmanlılar’a karşı duy­duğu güvensizlik bu olaylardan sonra daha da artmıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi