CİNN

184

 

CİNN

 

Cinn, gizlenmek,
saklanmak anlamlarına gelir. Terim olarak gözle görülmeyen varlıklara denir.
Kur’an-ı Kerim’de geçtiği ve kullanıldı­ğı şekliyle anlaşılabilmesi için kelimenin
sözü edilen teknik anlamı dışında ve özellikle yerle­şik Arap kültüründe
kazandığı içerikten farklı bir düzlemde ele alınması gerekir. Çoğunluk­la eski
Arap kültüründe kelimeye yüklenen if­rit, kötü ruh vb. tanımlar Cinn’in yanlış
anlaşıl­masına yol açmaya devam etmektedir. En’am, 76.ayctte “Gece üzerine
örtülünce bir yıldız gördü.” cümlesinde “örtü”,
“cenne” ile ifade edilmiştir kî kelime cinn ile aynı kökte birleş­mektedir.
Bundan hareketle cinn’in kesif ka­ranlık olan ve fakat İnsanın duyunılanabilir
gözlem alanı dışında kalan varlık olduğu sonu­cu çıkarılmaktadır. Her ne kadar
beş duyu or­ganımızın gözlem ve deney alanı dışında ise de, cinn, kendi
gerçekliği olan varlıktır.

Şüphesiz bu konu algı
ve duyularımız dışın­daki varlıklar karşısında takındığımız durum­la
İlişkilidir. Çünkü soyut ve gerçekliği olan varlık olan cinn ötesinde, ses ve
görüntü için de aynı şey sözkonusudur. Nitekim frekansı 2ü’nni altında olan hiç
bir titreşimi kulağımız ses olarak İşitmediği halde biz, bu düzlemde nice
titreşimlerin olduğunu kesin olarak bili­yoruz.

Kur’an-ı Kerim de
cinleri cismani (nicel-so-mut) varlıkları olmadığı İçin, bizim cismani
varlığımız ve dolayısıyla duyularımız tarafın­dan algılanmadıklarını söyler.
Belki onlar maddi olmayan ruhi varlıklar veya kuvvetler­dir. Tabii bu tanım,
cinlerle birlikte melekler ve şeytanlar için de geçerlidir. Peki bu görün­mez
varlıkların maddi olmayan tabiatları ne­dir?

Kur’an-ı Kerim’e göre
melekler nur’dan, cin­ler de keskin ateşin dumansız alevinden veya ateş
rüzgarlarından yaratılmışlardır. Şu halde tabiatları maddi-cismanİ olmamakla
birlikte yine de bir orijine sahiptir; belki buna madde veya cisim olmayan
madde denebilir. Bu mad-dc-olmayan madde, nur-ışık olan türünden melekler
yaratılmıştır. Ancak nur ile yakın iliş­kisi olan ışık üc ateş arasında bir
bağın olduğu gözden kaçmaz. Kimi İslam bilginlerince mad­di olmayan görünmez
varlık olan cinn kelimesi, bizce hissedilebilir bir takım organizmalar için de
kullanılabilir. Ancak bir, Özel yapısı ve fizyolojik yapısı bizimkinden hayli
farklı olan bu organizmaların rollerinin ne olduğunu bil­miyoruz (Muhammed
Esed). Ne var ki Kur’an sık sık İki varlık dünyasından, yani mü-şahade alemi ve
gayb aleminden bahseder. Bu gayb denen varlık dünyalarında cin ve melek­lerden
başka Özel ve farklı varlıkların olup ol­madığını bilemeyiz, olmadığım da öne
sürçme­yi*.

Muhammed Esed’e göre,
“Kur’an-ı Kerim, insan idrakinin ötesindeki alanlardan (el~ gayb) ve
Allah’ın alemlerin Rabbi (Rabb el-a-lemin) olduğundan bahseder. Bu terimlerin
Çoğul olarak kullanılması diğer dünyaların da varolduğunu, dolayısıyla
bizimkinden ve muh­temelen birbirlerinden de farklı, ancak birbiri­ni etkileyip
bizim bilgi alanımız dışında bir şe­kilde birbirlerine nüfuz eden diğer tür
hayal tarzlarının da mevcut olduğunu açıkça göste­rir. Biyolojik çevresi
bizimkinden tamamen farklı canlı organizmaların mevcudiyetini far-zedersek
fiziki hislerimizin sadece olağanüstü şartlar altında onlarla temas
kurabileceği ka­bul etmemiz gerekir. Bundan dolayı onları gö­rünmez yaratıklar
olarak tanımlayabiliriz. Na­diren görülen onların hayatlarıyla bizimkile­rin
çatışması durumu -açıklanamadıklann-dan dolayı – insanın hayalinde ifrit,
hayalet ve­ya diğer tabiatüsıü belirtiler şeklinde yorumla­nan tezahürlerin
doğmasına yol açar.”

Cinler mantıklı
organizmalar olarak insanla bir takım ilişkiler içinde olabilirler. ESki
(cahi-liye) arap geleneğinde İlhamlarını metafizik kaynaktan aldığına inanılan
şairlerden her bi­rinin bir cin duşlu olduğu varsayılırdi. Bu cin­ler dosı
(halil) oldukları şairleri sanatsal yön­den besler, onlara ilham verirlerdi.
Kimi za­manlarda ve bazı insanların psişik ve akli ha­yatları üzerinde cinlerin
olumsuz etki ve faali­yetleri olur. Bu anlamda cinlerin çarptığı, etki­lediği
kimselere “mecnun” denir. Gerçekle iliş­kileri tümüyle kesilmiş olan
bu hastaların bu­günkü psikozlara tekabül ettiği düşünülebilir.

Kur’an, İnsanın
metafizik dünyaya duyduğu derin İlgi ve başkalarını hayrete düşürmek

amacıyla, fal, büyü,
sihir ve şeytani güçlerle İlişki kurduğu iddiasını bu bağlamda ele alıp
inceler.

Ancak Kur’an, bütün
bunların Ötesinde cin­lerin de insanlar gibi Allah’ın kulluk (ibadet) etmek
amacıyla yaratıldıklarını kaydeder (Za-riyat: 56). Bu anlamda bütün alemlere
Pey­gamber ve rahmet olarak gönderilen Hz.Mu-hammed (s.a.) aynı zamanda
cinlerin de Pey­gamberidir. Nitekim Peygamberimizi Kur’an okurken dinleyen kimi
cinler iman etmiş ve kendi toplulukları arasına döndüklerinde öğ­rendiklerini
tebliğ etmişlerdir (Ahkaf; 29, Cİnn; 1-2). Buna göre mü’min cinler yanında
kafir cinler de var olup bunlar zaman zaman vahyin bilgi kaynağına ulaşıp bilgi
almak iste­diklerinde, onların üzerine bir şihab düşer ve onları yok eder.

Ali BULAÇ