Cin Suresi Konuları, Özellikleri, Fazileti, Kaçıncı Sure, Kaç Ayet, Hakkında Bilgi

0
85

Cin Suresi, Kur’ân-ı Kerîm’in yetmiş ikinci sûresi.

Mekke devrinde nazil olmuştur, yirmi sekiz âyettir. Fasılası “elif” (ı) harfidir. Adını, bir cin topluluğunun Hz. Peygam-ber’den Kur’an dinlediğini bildiren birin­ci âyetten alır. Sûrenin nüzul sebebini açıklayan rivayetlerin de temas ettiği bu dinleme olayı Ahkâf sûresinde de (46/ 29-31) söz konusu edilmektedir. İbn Hişâm’m rivayetine göre cinlerin Hz. Peygamberin Kur’an okuyu­şunu dinlemeleri, hicretten üç yıl önce Tâif dönüşü sırasında vuku bulmuştur. Bu sûreye, birinci âyetinin İlk kelimele­rinden dolayı “Kul ûhiye” sûresi de de­nilir. Kur’an’da “kul” (de ki) emriyle baş­layan beş sûrenin en uzunudur.(Diğerle­ri Kâfirûn, İhlâs, Felak ve Nâs süreleridir)

Cin süresinde. Kur’an dinleyen ve onun üstün belagatı ile yüce gerçeklerinden etkilenip imana gelen cinlerin ilâhî vah­ye duydukları hayranlık dile getirilirken vahyin etkili gücü ve çarpıcı özelliği or­taya konmakta, Kur’an âyetlerinin ihti­va ettiği iman gerçekleri cinleri bile et­kileyip yola getirdiği halde Mekke müş­riklerinin bu gerçeklere karşı direnme-lerindeki tutarsızlık gözler önüne seril­mektedir. Üstelik onların inancına göre cinler sıradan yaratıklar olmayıp çok de­fa Tanrı yerine koyarak taptıkları ve Tanrı’ya ait yetkilerle donatılmış sanıp sığın­dıkları üstün varlıklardır (En’âm 6/ 100; es-Sâffât 37/158; Sebe’ 34/ 14).

Sûrenin nüzul sebebine gelince, Ab­dullah b. Abbas’tan nakledilen bir riva­yete göre, şeytanların semadan haber almaktan menedildiği bir dönemde Hz. Peygamber ashabından birkaç kişiyle birlikte sûk-ı Ukâz’a doğru gidiyordu. Semadan kovularak geri dönen şeytan­lara kavimleri neden hiçbir haber geti­remediklerini sorunca onlar da engel­lendiklerini ve üzerlerine alevlerle saldırıldığını söylediler. Bunun üzerine ka­vimleri onlardan bunun sebebini her ta­rafta araştırmalarını istedi. İçlerinden Tİ-hâme’ye doğru ilerleyenler, sûk-ı Ukâz’a gitmek üzere Nahle’de bulunan Hz. Peygamber’in olduğu yere varmışlardı. Bun­lar, o sırada ashabına sabah namazını kıldırmakta olan Resûl-i Ekrem’in oku­duğu Kur’an âyetlerini işitince haber al­malarını engelleyen şeyin ne olduğunu anlayarak geri döndüler ve kendilerini hayran bırakan Kur’an’a inandıklarını, ar­tık rablerine hiçbir şeyi ortak koşmaya­caklarını açıkladılar. Bu rivayet bazı hadis kay­naklarında, Buhâri’de yer almayan, “Resûlullah cinlere ne Kur’an okumuş ne de onları görmüştür” cümlesiyle başladığın­dan, söz konusu olayda Hz. Peygamber’in kendisinden Kur’an dinleyen cin­leri görmediği anlaşılmaktadır. Gerek Cin sûresinin ilk iki âyetinde, gerekse konu ile ilgili diğer âyetlerde(Ahkâf 46/29-31) bu hususta bir açıklık bulunmamak­tadır. Bununla birlikte bu tür rivayetler­den. Hz. Peygamberin cinleri hiçbir zaman görmediği gibi bir sonuç çıkarmak da gerekli değildir. Mi’racda rabbini gör­düğü bazı âlimlerce kabul edilen ve en büyük meleklerden biri olan Cebrail ile sürekli görüşen Hz. Peygamberin cinle­ri ve şeytanları görmüş olması da tabi­idir. Ayrıca konuyla ilgili çeşitli rivayet­lerden ve bilhassa Abdullah b. Mes’ûd’-dan gelen hadislerden, Hz. Peygamberin cinlere de vahyi tebliğ etmek için de­ğişik zamanlarda altı defa kendilerine Kur’an okuduğu anlaşılmaktadır.

Sûrenin muhtevası Allah’ın birliği, yü­celiği, gizli aşikâr her şeyi hakkıyla bil­diği, cinler hakkında abartılmış bilgi ve inançların yanlışlığı ve asılsızlığı, Kur’an vahyinin cinler üzerindeki etkisi ve âhi-ret hayatının kesin olduğu gibi husus­lardır. Bu gerçekler, sûre içindeki çok kesin ifadelerle gözler önüne serilmiş­tir. Buna göre cinlerin de mümini, kâfi­ri, iyisi ve kötüsü vardır. Allah’a inanma­yan cinler de tıpkı insanların kâfirleri gi­bi cehennemin yakıtı olacaklardır. İna­nan İnsanların onlardan çekinmesine ge­rek yoktur. Çünkü onlar, Allah’a sığınan­lara ve O’nun koruduklarına hiçbir zarar veremezler, kendilerine sığınanlara da bir fayda sağlayamazlar. Zaten Kur’an geldikten sonra cinler eskisi gibi etkili olamamaktadır. Cinlerin gaybı bildikleri ve her şeyden haberdar oldukları sanılmamalıdır. Allah, murad ettiği peygam­berler hariç, kendi gayb bilgisine kim­seyi muttali kılmamışır. Ahiretteki azap ve mükâfat dahil olmak üzere Allah’ın vahiy yoluyla bildirdiği her şey gerçek­leşecektir.

Sûrenin ilk yarısında cinlerin diliyle ifa­de edilmiş olan dinî gerçekler, ikinci ya­nsında ya doğrudan ilâhî ifadeler şek­linde veya Hz. Peygamber’e söyletilmek suretiyle tekrar dile getirilir. İlk bakışta aynı şeyleri tekrar eder nitelikte görü­nen bu ikinci grup âyetin sûrede yer alı­şı, vahiy bilgisinin -cinlerin elde ettikleri de dahil- her türlü bilgi ve habere üs­tünlüğünü vurgulama ve sıradan bir bil­gi olmadığını belirtme hikmetine bağlı olmalıdır. Nitekim ilk çağlardan beri cin­lerden bilgi toplama peşinde koşanlar ve bu uğurda ömür tüketenler, bütün insanlığın değil bir tek insanın hidayeti­ne yetecek kadar bilgi birikimi elde ede­memişlerdir. Ortaya koydukları bazı bil­gi kırıntıları ise son derece çelişkili ve tutarsız şeylerden ibarettir.

Cin sûresini okumanın faziletlerine dair Sa’lebî ve Vahidî gibi bazı müfessirlerce Übey b. Kâ’b’den rivayet edilen ve daha sonraki bazı tefsirlerde yer alan, “Kim Cin sûresini okursa kendisine Hz. Muhammed’in peygamberliğine inanan ve inanmayan bütün cinlerin sayısınca kö­le azat etmişçesine sevap verilir” anlamındaki hadisin mev­zu olduğu kabul edilmiştir.

Cinlerin insan türünü etkilediği ve onların sağlığına zarar verdiği İnancıyla, cin şerrine mâruz kaldığı kabul edilen bazı hastaların üzerine Cin sûresinin kırk bir defa okunması, sûre içinde beş defa tekrarlanan “ahadâ” kelimelerinde hastaya üflenmesi bazı yörelerde benim­senen bir usuldür. Ancak İslâm Hteratüründe bununla ilgili olarak güvenilir her­hangi bir kayıt mevcut değildir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi