ÇIKAR

213

 

ÇIKAR

 

Bir çıkar, dikkate
değer bir talep; bir şeyi paylaşma hususunda hak; bir faaliyette yer al­ma
hakkı; bir kişi veya grubun isteklerini tat­min edip kârlı gelen şey; bir
önceki şıktaki an­lamıyla ortak bir çıkara sahip olan bir grup; ye­rine
getirmeye çalışanlar için oluşturdukları değer yargı lan ve uymakzorunda
oldukları yö­netim biçimlerini belirlemede yardımcı ola­cak önemli bir hedef,
anlamlarına gelmekte­dir.

Bir kişinin çıkarı,
onun İçin kârlı olan, istedi­ği veya kendisini tatmin edeceğini düşündüğü
şeydir. Bu anlamda kişi kendi çıkarını bileme­yebilir veya başkaları o kişinin
çıkarını kendi­sinden daha iyi bilebilir. Bir çok kişiye birden kârlı gelen
şey, aynı şeyden yararlanan kişile­rin ortak çıkandır. İstediğimi/i elde etmeme­miz
bizim çıkarımıza olabilir. Eğer bir şeyi el­de etmek öteki şeyleri elde
edemememize yol açıyorsa veya elde edilen şey elde edemeye­ceklerimizi de
istememize yol açıyorsa durum böyledir. Bu yüzden, istekler ile çıkarlar ve kı­sa
dönemli çıkarlarla uzun dönemli çıkarlar arasında bir ayrım vardır. Çıkarlar bu
anlamıy­la fiilî ve potansiyel isteklerle ilişkilidir. Bir adama kendisi için
iyi olduğunu düşündüğü­müz şeyi, onun ne istediğini dikkate almadan
verdiğimizde onun çıkarını artırmış olmayız.

Bir çıkarı olmak, bir
hususla ilişkili olarak öteki insanlardan bir şey talep etmek demek­tir. Ahlakî
veya hukukî olan bu talep gerçek olmayabilir, incelendikten sonra yanlış
temel-lendirilmiş bulunarak reddedilebilir. Ama bu lalep aklın kabul
edebileceği ve bahse değer bir şey olmalıdır. Bu yüzden, bir çıkarı olmak, en
azından karar verme durumundu olanlara karşı sözünün duyurulması anlamına
gelmek­tedir. Bir şeyde çıkan olmak aynı zamanda o şeyde bir paya, bir parçaya
sahip olmak anla­mına da gelir. Tıpkı bir işe ortak olarak para yatıran İnsanın
kârdan bir pay sahibi olması ve yönetime katılması gibi. Bu İki kullanım, en
eski kullanım biçimlerindendir.

İki önemli düşünce
ekolü çıkarları ahlakî de­ğerlerden öne almıştır. Her insanın mutluluk isteyip,
acıdan (hem kendi acısı, hem de öteki insanların acısı) kaçındığına inanan
faydacılar (utilitarians), mutluluğu artıran ve acıyı azal­tan davranış
biçimlerinin teşvik edilip, tersine yol açan davranışların engellenmesinin kamu
yararına olduğunu ve ahlakî kuralların işlevi­nin ortak çıkarları artırmak
olduğunu söylü­yorlardı.

Marksistler ise
ahlakı, sınıf çıkarlarının bir iş­levi olarak görüyor, sınıflı toplumlardaki ha­kim
ahlâk sisteminin sömürücü sınıfların çıka­rına hizmet ettiğini, sömürülen
sınıfın, hedef­lenen sınıf çıkarlarım farketmeleri sonucunda bir ahlâk sistemi
oluşturabileceklerini söylü­yorlardı. Bu yüzden Marksistler, bir sınıfın is­tekleri
İle nesnel ve gerçek çıkarları arasında ayrım yapıyor, sınıfların nesnel
çjkarlarını, top­lumsal evrim içindeki yerini tesbit ettikten sonra görmeye
başladıklarını söylüyorlardı. Bu, sınıfların doğru bir kavrayış elde edeme­den
gerçek çıkarlarına yönelik davranışlarda bulunamayacakları anlamına gelmiyordu.
Marksistler, sadece kendi teorilerinin toplum­sal evrimi doğru olarak
tanımladığına inansa-lar da, teori ortaya çıkmadan da sınıfların ger­çek
çıkarlarına yönelebildiklerini kabul edi­yorlar. Yine de bir sınıfın gerçek
çıkarlarının ne olduğunu tesbit edebilmek için bu anlayı­şın kazanılması
gerekmektedir.

XVIII.yüzyıldan bu
yana sosyal kurumların işlevi haklardan çok çıkarları korumak ve ge­nişletmek
olarak açıklanmaktadır, örneğin demokrasi, ortak çıkarları olduğunu kabul eden
sınıfların bu çıkarlarının elde edilmesine ortam hazırlayan bir sistem olarak
tanımlan­maktadır. Özellikle hükümet etme işi, müm­kün olan en fazla çıkar
grubunu bir araya ge­tirmek olarak anlaşılmaktadır.

(SBA) Bk. Değer;
Faydacılık; Marksizm.