Cezmi – Namık Kemal Kitabının Kitap, Özeti, Konusu, Hakkında Bilgi

37

Cezmi, Nâmık Kemal’in tarihî romanı.

Türk edebiyatında tarihî roman türün­de kaleme alınmış ilk örneklerden sayı­lan eser aslında iki cilt olarak planlan-mışsa da sadece birinci cildi yazılabilmiş-tir. Nâmık Kemal’in ikinci romanı olan Cezmi konusunu, XVI. yüzyılda II. Selim devrinde başlayıp aralıklarla yarım yüz­yıl kadar devam eden Osmanlı-İran sa­vaşlarından alır. Nâmık Kemal’in 1877′-de Midilli’ye gittikten sonra yazdığı ro­manın başında, XVI. yüzyılın genel siya­sî durumuyla romana adını veren Cezmi’nin tasvirlerinin yapıldığı, asıl olayla doğrudan ilgisi bulunmayan bir giriş bö­lümü yer alır.

Romanın diğer kahramanları gibi ta­rihten alınmış gerçek bir kişi olan Cez­mi hem şair yaratılışlı hem de cesur bir delikanlıdır. Romanda bir sipahinin oğlu olan Cezmi’nin yetişmesi, özellikleri ve İran savaşlarında gösterdiği kahraman­lıklar yanında bu savaşlarda tanışıp dost olduğu Âdil Giray’ı esaretten kurtarma­sı sırasında İran’da başından geçen olay­lar anlatılmıştır. Nâmık Kemal burada, idealize ettiği Cezmi’nin şahsında biraz da kendini, özellikle Kars’ta geçirdiği gençlik yıllarının hâtırasını ve orada öğ­rendiği ata binme, ok atma. cirit oyunu gibi konulardaki bilgisini ortaya koymak istemiştir.

Cezmi, Osmanlı-İran savaşlarında gös­terdiği kahramanlıklarla Özdemiroğlu Os­man Paşanın dikkatini çeker ve takdi­rini kazanır. Yine bu savaşlar sırasında Kırım ordusu kumandanı Kalgay Âdil Giray ve kardeşi Gazi Giray’la tanışarak dost olur. Romanda daha sonra, bu sa­vaşlardan birinde İranlılar’a esir düşen ve Kazvin Sarayfnda tutulan Âdil Giray ile kendisine aşık olan iki kadının, şahın karısı Şehriyâr ve kız kardeşi Perihan’ın macerası ele alınır.

Âdil Giray, hem Sünnî hem de güzelli­ği yanında gerektiğinde erkek gibi dövüşebilen yiğit bir kız olan Perihan’a âşık­tır. Şehriyâr ise çeşitli entrikalarla Âdil Giray’ı elde etmeye çalışırken Perihan’la Âdil Giray İran tahtını Şiîler’in elinden kurtarmak için planlar yaparlar. Buna gö­re İran’da bir iktidar değişmesi sonucu Âdil Giray hükümdar olacak, böylece yö­netim Sünnîler’in eline geçecek ve Os­manlı İmparatorluğu ile sürekli bir ba­rış yapılacaktır. Cezmi bu planı gerçek­leştirmek üzere İrana çağrılır. Bu ülke­ye gelen Cezmi büyük tehlikeler atlatarak Âdil Giray’la görüşür ve beraberce gereken tedbirleri alırlar. Ancak Vezir Mirza Süleyman ile Şehriyâr durumdan haberdar olunca Âdil Giray ve Perihan’ı öldürmek üzere karşı bir plan yaparlar. Fakat çatışma esnasında Şehriyâr öldü­rülür. Âdil Giray’la Perihan da üzerlerine gelen yüzlerce kisiyle kahramanca çarpışır ve ölürler. Bu sırada yaralanan Cezmi, Âdil Gİray’la Perihan’ı aynı me­zara gömdükten sonra ülkesine döner.

Nâmık Kemal, ilk romanı İntibah’a göre Cezmi’de roman tekniğine biraz daha hâkim olmakla beraber burada da konuşmaların azlığı ve hareketsizlik dik­kati çekmektedir. Ayrıca tasvirlerin ge­nellikle sübjektif ve mübalağalı oluşu, psikolojik tahlillere yeterli derecede yer verilmeyişi ve romantizmin etkisiyle ola­yın trajik bir şekilde son bulması eserin tenkit edilen taraflarıdır. Buna rağmen Cezmi genç yazarlara, tarihe ve özellik­le Osmanlı tarihine eğilmek ve konula­rını oradan seçmek suretiyle güzel eser­ler yazabilecekleri yolunda bir örnek ol­ması bakımından devri için büyük önem taşımaktadır.

Osmanlı Devleti’nin özellikle 93 Harbi’ni takip eden günlerde batı sınırların­da görülen çözülme ve dağılma, Nâmık Kemal’i ittihâd-ı İslâm ideolojisi etrafın­da doğudaki İslâm ülkelerini bir araya getirme düşüncesine yöneltmiştir. Haya­tının son yıllarına doğru Nâmık Kemal’­de ağırlık kazanan bu fikir Celâleddin Haizemşah’tan sonra daha geniş bir şe­kilde Cezmi’de ortaya konulmaya çalı­şılmıştır. Yazara göre bu birliğe tek en­gel İran’daki Şiî iktidardır; bu iktidarın Sünnî bir hükümdar ailesine geçmesi du­rumunda birlik kolayca gerçekleşebile­cektir.

Tiyatro eserlerinde konuşma dilinden kesinlikle uzaklaşılmaması gerektiğini savunan Nâmık Kemal, üslûp oyunları­na son derece uygun olan roman türün­de kendini sanatkârane üslûba iyice kap­tırmış, hatta Cezmi’de bunun en aşırı örneklerini ortaya koymuştur. Eser ta­rihî bir roman olmasına karşılık mahallî unsurlardan, devrin yaşayış tarzını ve mekânla ilgili özelliklerini vermekten bü­yük ölçüde mahrumdur. Nâmık Kemal yine romantizmin etkisiyle diğer roma­nı İntibahla piyeslerinde olduğu gibi burada da iyi ve kötü karakterleri karşı karşıya getirmiş, kendisi iyilerin yanın­da yer alırken kötüleri cezalandırmıştır.

Edebiyat tarihçileri arasında Cezmi’yi en isabetli şekilde değerlendiren Ah­met Hamdi Tanpınar, eserin tarihî kad­ro içinde bir ideoloji romanı olduğunu, Nâmık Kemal’in burada ittihâd-ı İslâm, vatan sevgisi ve insan haklarına dair fi­kirlerini ortaya koyduğunu belirtir. Tan­pınar ayrıca, eserdeki yer yer mübalâ­ğalı üslûpla konu ile doğrudan ilgisi bu­lunmayan olayların büyük ölçüde Vıctor Hugo’nun Sefiller’inden geldiğini, bazı konuşmalarda bu tesirin açıkça görüldü­ğüne dikkat çekerek Nâmık Kemal’in bu romanda tarihin verdiği hazır hikâyenin sınırlan dışına pek çıkamadığını söyler. Nâmık Kemal, eseri kaleme alırken fay­dalandığı kaynaklar arasında Hammer’in Devlet-i Osmâniyye Târihi ile Târih-i Peçevîve Sahâîîü’I-ahbâr’ı zikretmiş­tir.

Birinci baskısı cüzler halinde yayımla­nan Cezmi’nin ilk iki cüzü 1880’de, üçün­cü, dördüncü ve beşinci cüzleri 1882’de, altıncı ve son cüzü ise 1883 yılı sonların­da çıkmıştır. Bundan sonra 1887, 1888 (iki defa) ve 1919 yıllarında dört baskısı daha yapılan Cezmi’nin yeni harflerle yayımlanan sadeleştirilmiş metni de bir­kaç defa basılmıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi