Ceyhun Atuf Kansu kimdir? Hayatı ve eserleri

33

Ceyhun Atuf Kansu kimdir? Hayatı ve eserleri: İstanbul’da doğdu (1919). Ortaöğrenimini Ankara Gazi Lisesi’nde (1938), yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamla­dı (1944). Uzmanlık stajını yaptıktan sonra, çocuk hastalıkları uzmanı ola­rak çalıştı. Ülkü, inkılapçı Gençlik, Yücel, Millet, İstanbul (1938-45), Var­lık (1950-75), Türk Dili (1952-74), Ataç (1962-63), Papirüs (1966-69), Yansıma (1972-74) dergilerinde yazdı. 17 Mart 1978’de öldü. Ölümünden sonra ailesince her yıl verilmek üzere adına şiir ödülü konuldu.

Ceyhun Atuf Kansu’nun ilk deney evreleri sayabileceğimiz, 1938-45 yıl­larında, hece ölçüsünü Ahmet Kutsi, Ömer Bedrettin’den öğrendiği sezilen kuruluşlarda geleceğinden haber veren dizeler bulunduğunu söyleyebiliriz. Olağanüstü yanlan olmayan alışılmış temaları işlerken bile, genellikle uya­ğa yaslanarak kurulan herhangi bir dörtlüğünde özgün buluşlar, şaşırtıcı imgeler çıkar karşımıza. “Bembeyaz ağaçlar vardır bakarım / Kardan elma­ların düşer dallarından” (Köroğlu’na Sesleniş, Ülkü dergisi, Nisan 1941) dizelerinde gördüğümüz gibi, tekniğini aşan renkler getirir.

Nâzım Hikmet’in Bedrettin Destanı’ndan sonra değişik takma adlarla. “Yürüyüş”te, “Ses”te, “Yeni Edebiyat”ta şiirinin en olgun ürünlerini ver­diği, Fazıl Hüsnü’nün, Ahmet Muhip’in kendilerini ortaya koyduğu. Garip’i oluşturan şiirlerin “Varlık”ta, “İnsan”da çıktığı evredir bu. 1945’lere kadar bu üç dört koldan yeni denizlere ulaşmak isteyen ırmakların uzağın­da gibidir Ceyhun. Doğayla bireysel yaşamı arasında gidip gelen duyarlık­ları, ölçü hesaplaşmalarından bir şeylerim yitirdiği belli olan kuruluşlar içinde vermeye çalışır. Giderek, kendi oluşumuna katkısı olacak beceriler de kazanır. Ama asıl kişiliği, Anadolu gerçeğinin çağdaş yorumlarla şiirinin tözü olarak görünmesinden sonra meydana çıkar. Anadolu insanının yaşa­mına “halkçı gibi değil, halk gibi” katılmak, Ceyhun ağacına gereksindiği özsuyu getirmiş, Yanık Hava aşamasının yollarım açmıştır.

“Haydi akıp gidelim yolcu yaprak / öreceğimiz çok şey var sencileyin” dizelerinde söylediği gibi, ucu sonu belirsiz yolculukta, elleri insan yürekle­rine dokundukça, yangınlığı şiirlerinde genişler, bütün güzelliğinin dengeliliği içinde, parıltısını 1941’lerin şair çocuğunun güneşlerinden alan dizeler aşamasına ulaşır.

Ceyhun Atuf Kansu’nun şiirinde, dünya görüşü, bütün düşünsel çatısı ile varolmasına karşın ağırlığını duyurmaz. Bildirisiyle, özünden yitirmeden yumuşamış; söylevse, türkülenmiş; öğretmekse, gün görmüş bilgelerin söz­cüklerinden tat akan söyleşilerine dönmüştür. Yanık Hava (1951), Yur­dumdan (1960) sürecinin hazırladığı Ceyhun’un kazandığı öteki özellikler şöyle saptanabilir:

Dünya görüşü olarak kabul ettiği Kemalizmin temel ilkeleri ışığında ulu­salla evrenseli birleştirmeye çalışmak. Ülke gerçeklerini sergilerken duyarlı­ğına teslim olmak, şairaneden korkmamak. Genellikle, geleneksel halk şi­irimizin söyleyiş olanaklarım serbest dize anlayışı içinde vermek.

Ninni çıkıyor köpük köpük Masal çağıltı akşam vakti Akıyor bir ırmağın gürültülü Sevinciyle halk dili

( Türkçenin Gözleri, Türk Dili, Nisan 1972)

dizelerinde amaçladığı dili ararken somut, soyut öğelerden imgeler yarat­mak.

Bu özelliklerin tümünü taşıyan şiirlerinden Bağımsızlık Gülü yakın tari­himize ilişkin bir duyumsatma ile başlar ansızın.

Yerden alıp o gülü Hangi gülü?

Bir topçu neferinin Sakaryalı yaz toprağında Sıcak kan gülü.

İçerik yönünden, tarihsel dalgınlığımız içinde bir yurttaşlık uyarısı gibi bu dizeler. Kuruluş yönünden, her dizede yılların birikimine bağlı olanak­lar görünmezden görünüre fışkırmıştır.

Şiirde gül, kan gülü – bilgeliğin ana gülü – halk gülü – çileler gülü – ba­ğımsızlık gülü nitelemeleriyle her bölümün özelliği gözetilerek verilir. Be­şinci bölümde “Türkiyeli o çileler gülü” dizesi, “Hoyrat ellerden alma” dü­şünüsü ile, altıncı bölümde “Mustafa Kemal bahçesinde ulusun beslediği” gerçeği ile “yediveren bağımsızlık gülü”, çoğulu ve ölmezliği çağrıştırır.

Çoğul ve ölmezlik, Ceyhun’un birçok şiirinde temel öğe olarak çıkar karşımıza. Çoğul, ulusal imecedir. Ölmezlik, en eski tarihlerden yaşadığı günlere, 1978’lerden geleceğe kadar uzar gider. Bu geçmiş/yaşanan za­man/gelecek boyutunda köyleri, kasabaları, ufak kentleriyle Anadolu var­dır. Ama bir coğrafya teriminin değil, içinde yaşamış, hasta çocuklarına umar götürmüş, değişim savaşımına katılmış açılı bir sevecenliğin Anadolusudur Ceyhun’unki. Bu nedenle ne “Milli Edebiyat” akımının ikinci sınıf şairlerinin köycülüğüne benzer, ne de son çağ ozanlarının sergilemeden başka özellikleri olmayan koşmalarındakine.

Yer yer coşumculara özgü beklentilerle donanmış acılı bir iyimserliktir Ceyhun’un şiirlerine hız veren. Hep mutlu, hep yarına dönük.

Bağımsızlık Gülü ile Buğday Kadın, Gül ve Gökyüzü kitaplarında bu özelliklere örnek olabilecek şiirler arasında Bağımsızlık Gülü, Nar Türkü­sü, Gül Gazetesi, Lyon Garında Askerler, Anadolu, Andersen, Jose Manu- el, Hiroşima, 8.15, Joan Baez, Sevgi’ye Ağıt kolaylıkla seçilebilir.

Yetmişe yakın şiirden oluşan Sakarya Meydan Savaşı’’nda öykü içinde şiirsel anlatım becerisi, uzun destanın konusuyla coşku bütünlüğü arasın­daki dengenin korunmasını sağlamıştır.

Ülke-doğa, insan-toplumsal gerçek, duygu-düşün bağlamlarını şaşırtıcı inceliklerle verebilmek. Şiirimizin 1950’lerden sonraki evrimine Ceyhun Atufun en belirgin katkısı budur.

YAPITLARI:

Kaynak: Çağdaş Türk Edebiyatı 3, Cumhuriyet Dönemi 1, Şükran YURDAKUL, 1994, Evrensel Basım Yayın.