ÇEVRECİLİK

214

 

ÇEVRECİLİK

 

Ekoloji (Çevrebilim)
teriminden ilk kez 1868’de yazdığı Doğa Tarihi adlı incelemesin­de Ernst
Haeckel sözeder. Terim o zaman çok dar anlamdadır ve bir hayvan türünün
anorganik ve organik çevresi ile bütün ilişkile­ri toplamının araştırılmasını
Öngörür. Ancak zaman içinde terimde önemli değişimler ol­muştur.

Öncelikle ekoloji bir
hayvan türünün değil, bir çevre düzeninde yaşayanların tamamının birbirleriyle
olan çeşitli İlişkileri ve dengesi olarak anlaşılmaya başlanmıştır. İkinci
olarak ekoloji kavramının içine insan türü de girmiş ve insanın çevresine yönelik
ilgide büyük bir yoğunlaşma ortaya çıkmıştır. Üçüncüsü ekolo­jinin içeriğindeki
genişleme onu biyolojinin bir alt’dalı olmaktan çıkarmış, birçok bilim da­lının
ilgilendiği bir alan haline getirmiştir. Ve artık amaç, saf bilimsel bir
İlgiden dünyayı bekleyen felaketleri önleme, geleceği değiştir­me çabasına
dönüşür. Çünkü ekolojik çalışma­ları sırasında sanayileşmenin giderek önemli
ekolojik çelişkiler ürettiği düşüncesi uyanmış­tır.

Kısaca bu çelişkiler
şöyle Özetlenebilir:

 1- Sa­nayileşme dünya nüfusunu denetimi imkansız bir
artışa götürmektedir;

 2- Sanayileşme süre­cinin temel dayanağı olan enerji,
hammadde ve maden kaynakları yenilenemez niteliktedir­ler ve tükenmeye yüz
tutmuşlardır. Bu durum nükleer enerji kaynaklarının devreye girmesi­ne neden
olmakladır

; 3-
Sanayileşme süreciy­le birlikte su ihtiyacı karşılanamaz olmuş, ye­raltı su
kaynaklarına el atılmış, su dolaşımı bo­zulan dünyada hava değişiklikleri
başlamıştır;

 4- Kullanılabilir tarımsal alanlardaki azalma, tarımsal
üretimi özellikle genetik çalışmalar yoluyla arttırmaya yönelinmesine yol
açmıştır; bu da çok ciddi ekolojik dengesizlikler ortaya çıkarmaktadır;

 5- Çevre kirlenmesi, biyolo-jik,fiziksel ve kimyasal
kirleticilerle gezegen­deki yaşamı tehdit etmektedir;

6- Bütün bun­lar
insanların ruh sağlığını bozarak ruhsal kir­lenme etkisi de yapmaktadır.

Yaşanılan dünya böyle
bir perspektiften ba­kıldığında sanayileşme ile birlikte büyük bir fe­lakete
doğru yol aldığımız sonucu çıkmakta­dır. Böylece doğal olarak ekoloji kavramı
söz konusu değişimleri yaşamak, başlangıçta bir boş zaman değerlendirme uğraşı
veya azınlık bir entellektüel faaliyeti olan ekoloji hareketi önemli bir
politik ilgi alanına ve politik güce dönüşmek zorunda kalmıştır.

Çevre Hareketi
özellikle Almanya olmak üzere bütün sanayileşmiş batı toplumlarında, bu arada
giderek dünyanın diğer bölgelerinde 1970’li yılların ortaklarından beri güç
kazan­maktadır. Ancak her ne kadar dünyanın çeşit­li bölgelerinde benzer
isimler alsalar ve bu isimler (Yeşiller gibi) doğacı bir yaklaşımı
çağ-rıştırsalar da, artık çevreciliğin ilgi alanı yalnız­ca çevre ile sınırlı
değildir. Ayrıca o, homojen bir yapı da göstermez. Çevre kirlenmesine, nükleer
santrallere, silahlanmaya tepki duyan sıradan vatandaştan; ekonomide,
politikada, eğitim ve kültürde varolan düzene alternatif arayışı İçinde olan
aydına kadar birçok kişiyi içine alır. Açık seçik bir biçimde dile getirilen
bir teorisi, manifestosu, liderleri yoktur. Poli­tik ve ekonomik etkinliklere
öncelik verilmez. Bir fikre bağlanmak yerine, yaşanılan yere ve zamana özgü bir
pratik oluşturulması önemli­dir. Hareket İçinde demokratik ve ademi mer­keziyetçi
bir tutum benimsenir. Alternatif amaçlar, ekolojik bakımdan uyumlu, doğayla
bütünleşmiş, büyümeyi amaçlamayan, barışçı bir dünya olarak özetlenebilir. Yine
özellikle Almanya’da çevrecilere katılanların büyük aile, gençlerle yaşlıların
birlikteliği, anneliğe önem verilmesi, rasyonalizme karşı çıkılması gibi
amaçlarıyla. Doğu dinlerine ve gelenek­sel toplumlara yakınlık göstermeleri
dikkat çekiridir.

Politik çevrecilik
ancak 1960’larm sonları İle 1970’lerin başlarında kayda değer hale gelme­ye
başlayan ve fiili siyasal etkisi hala çok belir­gin olmayan, Batı siyasetinde
belli bir yapısı olmasa da, büyüyen bir eğilimi kapsayan gev­şek bir kavramdır.
Geniş anlamda çevrecilik, ekonomik büyümenin, sık sık ‘hayat kalitesi’ diye
atıfta bulunulan standartların korunma­sından çok daha az önemli olduğu siyasal
bir tutumu anlatır. Uygulamada çevreciler, bu tedbirler ekonomik verimliliği
azaltsa da, çev­re kirlenmesinin kontrol altına alınması lehin­de tavır koyma
eğilimindedirler. Aynı zaman­da, sözgelimi Avustralya çevrecilerinin, ülke
topraklarındaki uranyum azalmasına karşı çık­maları gibi, doğal madenleri
işleyen sanayiler geliştirilmesine karşı çıkarlar. Onlar aynı za­manda nükleer
enerjiye güvenliğin büyük bir düşmanı olarak muhaliftirler ve gencide bü­yük
ölçekli endüstriyel genişlemenin düşmanı­dırlar. Siyasal bir güç olarak
çevrecilik bazı or­ta dereceli başarılar kazanmıştır. Sözgelimi Yeni Zelanda’da
ve Batı Almanya’da teşkilat­lı çevreci partiler vardır; Yeni Zelanda
‘Değer-ler’partisi, Almanya’da ise ‘Yeşil’ partinin ad­ları benimsedikleri
siyasal tutuma işaret eder. İngiltere’de ise ‘Ekoloji’ partisi 1979 seçimin­de
pek çok seçim bölgesinde mücadele vermiş­tir.

Her ne kadar bu tür
değerlere duyulan İlgi­nin yalnız başına bir toplumu yönetecek orga­nize
edilmiş politikalar oluşturması çok güçse de, ana ilgiye mantıksal olmaktan çok
psikolo­jik bir İlgiye bağlı olan pek çok başka politika­lar benimsenmiştir.
Endüstriyel demokrasi, şahsi ahlak konusundaki yasaların serbestleşti­rilmesi
ve çoğunlukla da pasifizmin derecesi gibi politikalar siyasal açıdan belli
başlı ekolo­jik koruma hamlesiyle ilişkilidir. En ateşli tü­ründe çevrecilik,
güçlü biçimde iddia edilen dünya kaynaklarının tükenmesi korkusu saye­sinde
ekonomik büyümeye karşı tasarlanmış bir ekonomik-teknolojik muhalefet
politikası ve daha basit ve maddi açıdan daha az müref­feh bir sosyo-ekonomik
sisteme bağlanma ha­lini almaktadır. Geniş bir tabana yaslanan siyasal
partilerden ziyade, hükümet politikaları­nı etkileyebilecek Roma Kulübü ve
Sierra Lodge gibi çevreci görüşü benimseyen ulusa! ve uluslararası çeşitli öncü
baskı grupları var­dır.

(SBA)

Bk. Çevre; Çevre
Kirlenmesi; Ekoloji; Karşı— KülHİr; Şehitvilik.