CEMİL MERİÇ KİMDİR

671
PAYLAŞ

 

1912 yılında Balkan Savaşı esnasında ailesi Yunanistan Dimetoka’dan Hatay’a göç eden Cemil Meriç 1916’da doğdu. 1936’ya kadar Hatay Fransa’nın mandası altında olan Suriye sınırlarının içerisindeydi. Ortaöğretimini tamamladığı Reyhanlı Rüştiyesi ve Antakya Sultani’sinde eğitim Fransız kültürü ağırlıklıydı. istanbul’da Yabancı Diller okulunda 2 yıl eğitim aldı. ikinci yılın sonunda ikinci Dünya Savaşı sebebiyle Fransa’da yapması gereken staj iptal edildi ve Elazığ Lisesi Fransızca öğretmenliğine atandı. Gerek eğitim süreci, gerekse meslek hayatı sırasında devrin önemli dergilerinde yazı ve tercümeleri yayınlandı. 1946 yılında istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Fransızca okutmanı oldu. 1954 yılında uzun zamandır şikâyetçi olduğu gözlerindeki rahatsızlıktan dolayı birkaç başarısız ameliyat geçirdi. 1955 yılında Paris’te bir hastanede gerçekleşen ameliyattan sonra gözlerinin iyileşemeyeceği anlaşıldı ve görme yeteneğini tamamen kaybetti. O yıldan itibaren çok zengin olan kütüphanesine çekilerek başta kızı ve oğlu olmak üzere devrin önemli yazar ve entelektüelleri ile müdavimlerinden oluşan bir halka ona kitap okuyarak, notlar tutarak ve konuşmalarını kaydederek fikir hayatını sürdürmesini sağladılar. 13 Haziran 1987 tarihinde hayata gözlerini yumdu (Meriç, 2010: 63- 72). Cemil Meriç şair, mütercim, eleştirmen ve her şeyden önce büyük bir düşünürdür. O bir akademisyen değildi. Gerek teknik, gerekse yöntem bakımından eserlerini, makale ve yazılarını bilimsel kalıp ve sınırlar içerisinde değerlendirmek zordur. O kendi ifadesiyle bir mütefekkirdir. Kendine has üslubu ve tarzı, imzası, “alamet- i farikası” gibi hemen diğerlerinden ayırt edilebilir. Kitaplarının bir yerinde çağdaş düşüncenin mimarı olarak ilan ettiği Machiavelli gibi “üslup kaygısı taşımayan”, metinlerinde bile kalıplara sığmayan bir şahsiyettir. Cemil Meriç’de sosyolojinin teknik, yöntem ve içeriği ve akademik çerçevedeki yazılardan ziyade eleştirel metin ve ifadelere rastlanır. Bu metinlerde Batı ve Do- ğu toplumlarının özellikleri, sosyolojinin Batı Avrupa’da doğuşu, gelişmesi, önemli sosyolog ve düşünürler, ideolojiler, toplumsal tabaka ve sınışar gibi konular üzerinde değerlendirmelerde bulunulur. Bu değerlendirmeler çoğu zaman kitapları arasındaki küçük paragraşar, cümle ve satırlardan ibarettir.   Mümtaz Turhan’a göre, “Batı medeniyeti bilime, bilim zihniyetine ve bunların meydana getirdiği teknikle hak ve hürriyet prensiplerine dayanan kurumlardan oluşmuş bir düzendir. Bu sistemin esasının oluşturan kurumlara bütün gerekleri, fonksiyonları, mana ve ruhu ile sahip olmadıkça Batılılaşmadan bahsetmenin hiçbir değeri yoktur. Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerinin tek ve gerçek manası, dünyanın gidişine ayak uydurabilmek ve tekrar geri kalmamak için bazı doğmalara, kurallara saplanmamak, fikri hareketlilik ve toplumsal dinamizmi sağlamak ve korumaktır. Cemil Meriç sosyoloji alanında bir akademisyen olmamakla birlikte 1965- 1969 yılları arasında istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerine ders vermiştir. Bu derslerin notları vefatından sonra toparlanarak “Sosyoloji Notları ve Konferanslar” adlı kitapta bir araya getirilmiştir (Meriç, 1993: 11). Cemil Meriç”in gözleri görmediği için Türkçe ve Fransızca 11.000 seçme eserden oluşan kütüphanesindeki kitapları başta kızı Ümit Meriç ve oğlu Mahmut Ali Meriç olmak üzere dönemin önemli fikir adamı ve sanatçıları ile Cemil Meriç”in müdavimlerinden oluşan seçkin bir grup ona düzenli bir şekilde kitap ve dergi okumaktadırlar. Aynı şekilde makalelerini ve yazılarını hazırlarken ve notlar alırken de aynı kişiler ona yardımcı olurlar (Meriç, 1993: 11- 12). Cemil Meriç’in Fransızcaya hâkimiyeti ve meslek olarak Fransızca hocalığını çeşitli kademelerde sürdürmesinin yanında uzun yıllar yaptığı çeviriler onun lisan konusundaki hassasiyetini artırmıştır. Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet’ten daha büyük bir şair olamayacağını anladığından şiir yazmayı bıraktığını dile getirse de onun nesirleri adeta birer şiirdir: “Bu Ülke” ve “Jurnal Cilt 1- 1955-65” adlı eserlerinden alınan şu kısa metin buna güzel bir örnek teşkil eder: “izm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri. itibarları menşelerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı” (Meriç, 2010: 92). “Bu ülke 89’dan Beri Su Alan Bir Gemi. 89’da tasfiye edilen yalnız Batı aristokrasileri, yalnız derebeylik nizam-ı içtimaisi değil, 89 burjuvasının zaferi, ihtiyar şarkın da ölüm çanı” (Meriç, 1992: 109). Cemil Meriç, tenkitçi (eleştirel) sosyologlar çizgisine mensuptur. Batı sosyolojisi Türkiye’ye girdikten sonra, Türk aydınları ve akademisyenleri sosyolojiye karşı ya taklit veya eleştiri tutumunu benimsemişlerdir. Ezici çoğunluğu temsil eden ve taklit tutumunu benimseyenler, Batı sosyolojisini kendi içinde veya Türk toplumuna uygulanabilirliğ i açısından hiçbir sorgulamaya girişmemişler, olduğu gibi almaya ve uygulamaya çalışmışlardır. Çok küçük bir azınlıktan oluşan eleştiri tutumunu benimseyenler ise Batı sosyolojisini hem kendi içinde hem de Türk toplumuna uygulanabilirliği açısından sorgulamışlardır. Sosyolog Recep Şentürk bu çizgiye mensup olan sosyologları Sait Halim Paşa, izmirli ismail Hakkı, bir dönem ve kısmen Ziya Gökalp, Cemil Meriç, Kemal Tahir, Nureddin Topçu, Baykan Sezer ve Korkut Tuna şeklinde sıralamaktadır (fientürk, 2008: 1035). Cemil Meriç daha ziyade tarih, toplum, ideoloji, toplumsal değişme ve fikir adamlarına ilişkin bilinenlerin ötesinde değerlendirmelerde bulunur. O Batı sosyolojisini eleştirel bir bakış açısıyla “ideoloji” veya yeni “teoloji” olarak da adlandırması na rağmen, tümüyle bunlardan ibaret olarak ele almaz. Cemil Meriç tabu ve kalıpları yıkar, her türlü düşünce, kurum ve kişileri insafsı zca eleştirir. Çok fazla eleştirilen ve insafsızca saldırılan kişi ve kurumların olumlu yanlarını vurgulayarak, hakkını teslim etmeye çalışır. Bir yerde adeta yerin dibine soktuğu bir fikir akımı yahut kişiyi bir başka yerde gökleri çıkarır. Bu durum bir çelişki olmaktan ziyade o fikir akımı veya kişinin her iki boyutuna da bir şekilde var olduğunu düşünmesidir. Köksal Alver, “Cemil Meriç’in Sosyoloji Tasavvuru” adlı makalesinde Cemil Meriç’in eleştirel sosyolojisini eleştirerek şöyle bir yargıda bulunmaktadır: Eleştirel sosyolojinin radikal bir yorumunun sosyolojiyi zayıflatma hatta yıkma eylemine dönüşme tehlikesini barındırdığını da görmek gerekir. Özellikle Meriç’in yaklaşımında eleştirel sosyoloji, bir tür sosyoloji düşmanlığına, sosyoloji yıkıcı- lığına dönüşme tehlikesini barındırmaktadır. Sosyoloji hakkında çok keskin hükümleri, yargıları değerlendirmeleri olan Cemil Meriç’in bakış açısı- nın da eleştirel okunması gerektiği ortadadır (Alver, 2009: 348). Cemil Meriç kendisi ile yapılan bir mülakatta fikir hayatını, geçirdiği değişim ve dönüşümleri belirli tarihi dönemlere ayırmıştır (Göze, 1975: 78). Ancak eserleri tarih sırasıyla okunduğunda onun her zaman eleştiren ve sorgulayan tavra sahip olduğu ve herhangi bir inanç ve düşünce sisteminin kalıplarına hapsolmadığı dikkati çeker.

Cemil Meriç’e Göre Sosyoloji

Cemil Meriç, sosyolojiyi “içtimai fizik” veya “fizyoloji” adları ile temelini Saint Simon’un attığı bir bilgi dalı olarak kabul eder (Meriç, 1974: 156). Cemil Meriç’e göre tarihin, medeniyet tarihinin ve “ümran” adını verdiği sosyoloji biliminin gerçek kurucusu ise ibn Haldun’dur (Meriç, 1974: 157), (Meriç 1993a: 177). ibn Haldun’dan sonra ise sosyoloji biliminin 4 kurucusu vardır: Saint Simon, Proudhon, Marks ve Comte. Bunlar içinde en fazla Comte’un yeri belirtilmiştir (Meriç 1993a: 246). Sosyoloji Cemil Meriç’e göre sosyoloji bilimi “yeni bir ideoloji” ve “buhranların çocuğu”dur. Comte, Fransız ihtilalinin ölüme mahkûm ettiği Katoikli- ği, “insanlık dini” ismi altında hortlatan bir yarı delidir. Le Play sürüyü şer kuvvetlerine kaptırmak istemeyen kiliseyi temsil eder; şer kuvvetlerine yani sosyalizme. Durkheim sarsılan düzeni rasyonalizm rayına oturtmak isteyen bir haham torunudur. Ortak vasıfları kötü birer nasir olmaktır ve dava Hristiyan Batı toplumunu istikrara kavuşturmaktır (Meriç, 2010: 185). Ona göre sosyoloji aynı zamanda mevcut düzenin savunmasını üzerine alan yeni bir “teoloji”dir (Meriç, 1993: 177). Cemil Meriç Amerikan sosyolojisi hakkı nda da şu kanaate sahiptir. Ona göre ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni putlar çıkmı ştır ortaya; Truman, Marshall Planı ve Amerikan sosyolojisi. Bu bilimsel sosyolojinin ilk amacı, Amerikan iş çevrelerinin mutlak egemenliğini sağlamaktır. Bunun yolları ndan biri olarak da “sosyodrama”keşfedilmiştir. Sosyodrama’nın temelinde şöyle bir peşin hüküm yatmaktadır. Amerikan toplumu mümkün dünyaların en iyisi, ama işletmelerde ufak tefek aksaklıklar görülüyor. Cemil Meriç’e göre o günün Sovyet sosyolojisi ise sosyolojinin sadece bir karikatürüdür (Meriç, 2010: 186). Sosyolojiyi bir sı- nıf gerçeği sayan Sovyet Rusya’da uzun zaman sosyoloji okutulmamıştır. Ne kadar objektişik iddia ederse etsin, sosyoloji çok çabuk ideoloji olabilir. Sosyolojinin en büyük keşişerinden biri, bir ideoloji olabileceğini kabul etmesidir (Meriç, 1993a: 210). Sosyoloji tarafsız bir ilim dalı olabilir mi? 1965-66 yılı ders notlarında Cemil Meriç bu soruyu sorar. Her türlü düşünceye kapısını açan Batı’nın Doğu’ya kapalı olduğ unu ibn Haldun’un o güne kadar el kitaplarında adının geçmemesinden yola çıkarak vurgular. Yalnız Doğu’ya mı? Marx, 1917’den sonra düşünce tarihine kapı- ları kırarak girer. Aynı metin içerisinde Cemil Meriç ideoloji kavramını hem dünya görüşleri, hem de toplumsal bilimleri de kapsayan tarzda ele alır. “ideolojiler de kilise gibi yobaz (fanatik) yetiştirirler. Taraf tutmayan insan şahsiyeti felce uğramış insandır. Kimse tarafsız değildir ve tarafsız sosyoloji de yoktur. Sosyoloji, biyoloji değildir. Parça parça sosyal bilimler vardır. Çünkü insanı kinlerinden, sevgilerinden soyamayız. Sosyal bilimler kadar yalanın cirit oynayabileceğ i saha yoktur. Bütün sosyal bilimler insan denilen dişleri ve tırnakları henüz sökülmemiş olan o mahlûkun suç ortaklığını yapmaktır. Cemil Meriç, sosyolojiyi bir ideoloji olarak değerlendirirken, onun sadece bir ideoloji olmadığının da farkındadır. Yine onun ifadesine göre,”Sosyolojinin bize kazandırdığı ilk vasıf, hakikati yalanlardan soyabilmektir.” (Meriç, 1993a: 19- 20). Sosyoloji endüstriyel toplumun çocuğudur. Bir Demystification’dur, yani insan düşüncesine hürriyet getirir, kutsal tanımaz (Meriç, 1993a: 193).

Bilgi Sosyolojisi

Cemil Meriç bilgi sosyolojisinin de sosyolojinin de en büyük müjdecisinin ibn Haldun olduğu düşüncesindedir. Ancak bilgi sosyolojisini sağlam ve sosyal temellere oturtan önce Saint Simon’dur. Sonra da Balzac (Meriç, 1993a: 202). Sosyoloji endüstriyel toplumun çocuğudur. Bir demystification’dur, yani insan düşüncesine hürriyet getirir, kutsal tanımaz. Bilgi sosyolojisinin II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’da itibar kazanması Cemil Meriç şu şekilde açıklıyordu: “Bir parça beyin göçüyle izah edilebilir; ama asıl sebep insanların birbirine güvenmemesi, reklamın ve propagandanın insan şuurunu bulandırmasıdır. Müselsel (art arda sıralanan) yalanlardan şuuru bulunan Amerikalı karşısındakinin niçin böyle söylediğini araştırmak ihtiyacını duymuştur. Oysa bilimsel bir terbiyeden geçenler düşüncelerini bir altyapıya bağlamak ihtiyacı nı duyarlar. Ancak cemiyetin içinde birçok sınışar doğduğu, yani birçok bilgi doğduğu zaman, bilgi sosyolojisi kurulur.” (Meriç, 1993a: 202- 204).

Cemil Meriç’e Göre Türkiye’de Sosyoloji

Cemil Meriç Türkiye’deki ilk sosyolojik yaklaşımlar hakkında çok olumsuz kanaate sahiptir. Fransa’da liselere alınmayan sosyolojinin bizde kürsüsünün bulunması- nı çok sert ifadelerle eleştirir. Ziya Gökalp’ın, Mehmet izzet’in, Necmeddin Sadak’ı n temsil ettiği sosyolojinin hedefinin Türk zekâsını kendisini zerre kadar ilgilendirmeyen konularla meşgul etmek, gelecek nesillerin uyanmasını engellemek olduğunu iddia eder (Meriç, 1993: 177). “Comte’un, Le Play’in, Durkheim’in herhangi bir sorumuza cevap vermesi beklenebilir mi?” diye sorar (Meriç, 1993: 177). “Yeni teoloji”nin önderleri -Gustav Le Bon ve Edmond Demolins gibi yamakları yla birlikte- ikinci Meşrutiyet’in en itibarlı kâhinleri. Hangi meselemize aydınlık getirdiler? Başka bir düşüncenin başka bir medeniyetin çocuğuydular. Büyük bir aceleyle ithal edilen bu “sahte bilim” tek işe yaramış: Nesillerin uyanmasını önlemek (Meriç, 2010: 185). Cemil Meriç devam eder: “Sosyoloji talebesi, Sorokin’den aktarılmış garip bir sosyoloji tarihinde yüzlerce isimle karşılaşır. Gerçekte hiçbirinin kendi davası ile ilgisi yoktur” (Meriç, 1993: 178). Cemil Meriç, “Kültür ve Medeniyet” adlı bir konferansında da Ziya Gökalp hakkı nda çok farklı değerlendirmelerde bulunmaktadır: “Ziya Gökalp’a gelince, o da bir çöküş devrinin adamıdır. Bütün değerlerin çökmeye yüz tuttuğu, topraktan enkazdan başka pek az şeyin kaldığı bir devirde yaşadı. Gökalp samimidir, ciddidir, dürüsttür. Belki yaşadığı devirde ondan çok daha bilgili insanlar vardı. Gökalp’ın onlardan farkı işi ciddiye almış olmasıdır.” (Meriç, 1993a: 307).

Cemil Meriç’in Üzerinde Durduğu Temel Kavramlardan Biri: ideoloji

Cemil Meriç lisan konusundaki titizliğini ideoloji kelimesini üzerinde dururken de gösterir. Sözlük ve ansiklopedilerde yıllara göre bu kavramın doğuş ve şekillenme sürecini inceler. Ona göre, hiçbir bilim hakikatin bütününü sunmaz. insan bilimlerinin hepsi de bir yanıyla ideolojidir. ideoloji, yani belli bir medeniyetin, belli bir inancın, belli bir cemaatin müdafaa silahıdır (Meriç, 1986: 51). 1950’lere kadar Batı’nın hiçbir büyük sözlüğünde ideolojinin sosyal ve politik manalarını bulamayız. Yirminci asrın ikinci yarısına kadar ideoloji, “düşünceler bilimi” dir (Meriç, 1986: 52). ideoloji ile bilimin sınırlarını çizmek son derece güç. Yirminci asırda tarih, çok defa ve açıktan açığa siyasi bir ideolojidir. iktisat da sosyoloji de öyle. Gramsci’ye göre, her aydın, belli bir toplumsal sınıfın çıkarlarını allayıp pullayan bir ideologdur. ilkel toplumlar dış dünyayı açıklamak için mitlere başvururlar, gelişmiş toplumları n sosyal ve politik dünyada pusulası ise ideolojilerdir (Meriç, 1986: 53). ilkel toplumlar dış dünyayı açıklamak için mitlere başvururlar, gelişmiş toplumların sosyal ve politik dünyada pusulası ise ideolojilerdir.

Sosyolojinin ve Tarihin Kâşifi: İbn Haldun

ibn Haldun sosyolojinin ve tarihin kâşifidir. Çağdaş düşünce Batı’da Machiavelli ile Doğu’da ibn Haldun’la başlar. Ortak yönleri o zamana kadar teoloji ve ahlakın emrindeki sosyal bilimleri onların emrinden çıkarmaları, totem ve tabuları yıkmaları- dır (Meriç, 1993a: 177). ibn Haldun, hem medeniyet tarihinin, hem de sosyolojinin kurucusu. Toplumsal bilimlerin dayandığı temel prensiplerden birçoğunu ilk defa olarak o ifade eder ve uygular (Meriç, 1974: 157). Cemil Meriç ibn Haldun’u kendi semasında tek yıldız olarak adlandırır. “Ortaçağı n karanlık gecesinde muhteşem ve münzevi bir yıldız; ne öncüsü var, ne de devamcısı. Mukaddime, çağları aydınlatan bir fecir; girdapları, mağaraları, zirveleriyle.” (Meriç, 1974: 150, Meriç, 1993a: 175). ibn Haldun içinde yaşadığı çalkantılı devirleri anlamaya çalışmıştır. Buhranı ne Tanrı’nın iradesiyle izaha kalkışmıştır, ne dış güçlerle. Çöküşün sebebi toplumun iç yapısıdır. Geçen asrın sonlarına kadar hiçbir Avrupalı tarihçi böyle bir anlayışa erişememişti (Meriç, 1974: 153). ibn Haldun tarihi teolojiden temizler, ölçüsü akıldı r. Toplumsal olaylarda tesadüf yoktur. Darwin’in, Marks’ın, Adam Smith’in birçok görüşleri çekirdek halinde onda mevcuttur. Toplumsal olayların kanunlarını ele alır ve bilimde değer yargılarına yer vermez. insanı belirli bir coğrafya içinde değerlendirir ve her olayın kendi akışı içerisinde incelenmesi gerektiğini savunur (Meriç, 1993a: 70). Mukaddime’nin üç kaynağı vardır: 1. Eski Arap yazarları, islam tarihçileri, Mesudi, Tortuşi, Mesudi 2. Aristo, Platon (Farabi kanalıyla), Yunan Helenistlik kültürü. 3. Yaşanmış hayat (Meriç, 1993a: 176). ibn Haldun yeni bir bilim kurduğunun farkındadır. Tarihi “insan bilimlerinin bilimi” yapan bir ihtilal. Umran’la asabiyet, yeni bir bilimin iki anahtarı. Ümran, geniş manasıyla medeniyet, yani: bir kavmin yaptıklarının ve yarattıklarının bütünü, toplumsal ve dini düzen, adetler ve inançlar (Meriç, 1974: 154). “Mukaddime” 1850’de Batı dillerinde yayınlanmasına rağ- men Avrupa yine de tanımaz Mukaddime’yi. Çünkü insan tarafsız değildir. Batı için Doğu ilkeller ülkesidir. Vicdanını rahat ettirmek için fethettiği ülke ne kadar büyük bir medeniyete sahip olursa olsun Avrupa onun insanın sevgi ve saygıya layık olmadığı na ferman çıkarır (Meriç, 1993a: 174).

İbn Haldun’un Çağdaş Toplumsal Bilimin Kurucusu Olarak Gördüğü Machiavelli

Cemil Meriç’e göre Machiavelli’nin yaşadığı Rönesans aslında bir cinayetler çağıydı. “Rönesans feodalitenin can verdiği bir devir. “Hükümdar” hem bir el kitabı, hem de bir psikoloji kitabı. iç ve dış savaşlarla harap olan italya’yı ancak bir yırtı- cı kurtarabilir. Gündelik ahlak çok mukaddestir, ama politikada sökmez. Tabiatta tek kanun var: en kuvvetlinin hakkı. Bütün diğer kanunlar zayışarın ezilmemek için yarattıkları suni kanunlardır. Machiavelli Prens adlı kitabıyla politikacıya yalan öğretirken, yalanı, riyayı ortadan kaldırmıştır” (Meriç, 1993a: 148- 149). Hükümdar 1513’de kaleme alınır ve Laurent de Medicis’ye yollanır. Kapağı bile açılmaz. Protestanlarla Katolikler birbirlerini Makyavelizm’le suçlarlar. Canterbury başpiskoposuna göre Hükümdar’ı şeytan yazmıştır. Cemil Meriç’e göre ibn Haldun kendi semasında tek yıldızdır. Ortaçağın karanlık gecesinde muhteşem ve münzevi bir yıldız; ne öncüsü var, ne de devamcısı. Mukaddime, çağları aydınlatan bir fecir; girdapları, mağaraları, zirveleriyle. Cemil Meriç’in en çarpıcı tespiti de şudur: Machiavelli’nin bütün düşmanları Makyavelisttir. Jean Jacques Rousseau bu büyük zekâyı şüpheden ve lanetten kurtarmaya çalışır ve Toplum Sözleşmesi adlı eserinde bu kitap “insanları hükümdarları n şerrinden kurtarmak için yazılmıştır, vazifesi halkı ikazdır” der. Machiavelli’nin mezar taşının üzerine yıllar sonra “Hiçbir övgü onun ismi kadar yüce değildir” yazılmıştır (Meriç, 1993a: 186- 187).

Saint Simon ilk Sosyolog ilk Sosyalist

“Saint Simon ilk Sosyolog- ilk Sosyalist” Cemil Meriç’in akademik kalıplara en yakı n eseri sayılabilir. Ancak yine de Cemil Meriç’in üslubu klasik akademik kitapları n dilinden hayli farklıdır. Edebiyatçı ve şair kimliğinin izleri bu kitapta da kendisini gösterir. Cemil Meriç’in en akademik eseri dahi edebi bir metindir, şiir ve üslup harikasıdır. Cemil Meriç Batı Avrupa’da feodalitenin çözülmesini, sanayileşme ve şehirleşme sürecini şu şekilde anlatıyor: “Bir dünya çökmüştür, yeni dünya henüz doğmak üzere. Yıkılan şatoların enkazı üzerinde fabrikalar yükseliyor” (Meriç, 1967: 21). Bu kitapta Cemil Meriç’in mükemmel Türkçesiyle Saint Simon’a ait metin şu şekilde yer alır: “Tutalım ki Fransa bir anda en büyük elli fizikçisini, elli kimyacısını, elli fizyolojistini, elli mühendisini, elli şairini, elli fabrikatörünü, elli bankacısını kaybetti. Ne olur? Bu üç bin üreticinin kaybı Fransa’yı cansız bir bedene çevirir. fiimdi de hükümdarın bey kardeşini, tüm kral ailesini, saray nazırlarını, mabeyncileri, sandalyalı, sandalyasız bakanları, müsteşarların hepsini, en zenginlerinden on bin toprak ağasını, yani asil bir hayat yaşayan on bin kodamanı kaybettik diyelim. Üzülürdük şüphesiz ama iyi kalpli olduğumuz için üzülürdük. Fransa’nın yaşayı- şında ne değişirdi? Hiç. Boşalan yerleri yüz binlerce Fransız hemen doldurabilirdi. Demek ki bizi eşek arıları yönetiyor, demek ki tepetaklak bir düzen bu (Meriç, 1967: 12- 13). Saint Simon’un çıkardığı “Organisateur” adlı dergide işlenen başlıca konular endüstriyel rejimin nasıl kurulacağıdır. Saint Simon topluma yeni bir anayasa sunmaktadır. Mühendislerden, edebiyatçılardan, sanatçılardan kurulu bir “yeni buluşlar” meclisi, fizyolojistlerden, matematikçilerden bir “inceleme meclisi”, başyeri zekâya ayı- ran bu garip ütopyada halka uygun görülen rol ne? Yeni düzende şeşeriyle kaynaşmıştır halk. Kralın ise hiç adı geçmez (Meriç, 1967: 13- 14). Saint Simon’a göre, Avrupa’nın iktisadi hayatı beylerin, fikir hayatı rahiplerin elindeydi. Birinciler üretimi düzenliyordu, ikinciler imanı. Yani sosyal hayatın bütün çarklarını işleten bu iki sınıftı. Bir zamanlar rahipler kılavuzluk etmiş insanlara, şimdi filozoşar, bilginler, sanatçılar kılavuzluk edecek (Meriç 1967: 29- 33). Saint Simon’dan sonra toplum ikiye ayrıldı: Çalışanlar aylaklar. Tembellik bir imtiyazdı eskiden, bir asillik belgesiydi. Saint Simon için aylak yani eşek arısı, çalı şmadan yiyendir: Rahip, asker, toprağa alın terini katmayan mülk sahibi. Saint Simon için bal arısı topluma yararlı bir iş görendir: Tüccarlar, fabrikatörler, çiftçiler, bankacılar, bilginler, sanatçılar, memurlar, işçiler. Emek, Saint Simon’dan beri küçültücü olmaktan çıkmıştır (Meriç, 1967: 40).   Emile Durkheim’e göre, Saint Simon hem sosyolojinin hem de sosyalizmin kurucusu: “Saint Simon’un düşüncesi XIX. Asırda gelişen bütün düşünce akımlarını kucaklayacak kadar karmaşık; tarih metodu, pozitif felsefe, sosyalizm. Hepsini tek kelimede toplamış Saint Simon: Endüstriyalizm (Meriç, 1967: 46). Sosyoloji Comte’un uydurduğu bir kelime. Saint Simon sosyal realiteyi inceleyen bilime “insan bilimi”, “sosyal fizyoloji”, “hürriyet bilimi” adını verir. (Meriç 1967: 114). Saint Simon’un sosyolojisi tarihe dayanan bir sosyoloji (Meriç, 1967: 124).

Cemil Meriç’e Göre Karl Marks ve Max Weber

Cemil Meriç Karl Marks’ın tek başına zamandan ve mekândan koparılarak ele alınması na karşı çıkar. Saint Simon’un, Feuerbach’ın, Hegel’in olmadığı yerde Marx’ın tek bahsi anlaşılmaz. Marksizm bir metoddur (Meriç, 1993a: 139- 140). Marx da politikadan ahlakı kovmuş, ahlakı bir burjuva yalanı olarak vasışandırmı ştır. Oysa Proudhon insan cemiyetini adalet temeli üzerine yükseltmek ister. Marx bir bakıma Machiavelli’nin devamıdır (Meriç, 1993a: 151), (Meriç, 1993a: 192). Cemil Meriç “iki Düşman Kardeş” adlı yazısında birbirlerinin zıddı gibi görülen Marks ve Weber’in benzer noktaları üzerine vurgu yapar. “Avrupalıya göre, Marksla Weber, sosyolojinin iki düşman kardeşidir. Ama Doğu söz konusu oldu mu, rakipler anlaşmazlıklarını unuturlar, coğrafi kaderciliği “bilimsel” bir hakikat gibi sergiler Marks; “Ülkedaş”larının Doğuyu sömürürken vicdan Azabı duymamaları için bir kurt masalı uydurur: ATÜT (Asya Tipi Üretim Tarzı) (Meriç, 2010: 187). Cemil Meriç tarihin bir Avrupa bilimi olduğunu iddia eden Weber’in 1860’larda Fransızca’ya çevrilmiş olan “Mukaddime”den habersiz olmasını sitem eder. Ona göre, “Weber, Protestan insanının yani Hristiyan Avrupa’nın destancısıdır. Marksizm’in tek büyük faydası olmuştur: Dikkatimizi liberal Avrupa’nın yalanlarına çekmek, yani toplumsal bilimlerin birer ideoloji olduğunu öğretmek. Weber de, “bir nevi Marksizm’in” panzehiri olarak takdire şayan”dır (Meriç, 2010: 187-188). “Politika ve ilim” başlıklı yazısında Cemil Meriç Max Weber’in Türkiye’de henüz fazla tanınmamasını onun Marks gibi takipçileri olmamasıyla ilişkilendirdiği yazısında (Meriç, 1974: 217) ise Max Weber’in asıl yönüne vurgu yapar. Temel kabul ve varsayımları birer dogma olarak benimsenen her doktrin bilim olmaktan çıkar, mitoloji olur. Sosyoloji ve iktisatta eleştiri bilimin ve bilim zihniyetinin temel unsurudur. Weber’e göre bir sosyologun öğrencilerine vermesi gereken ilk ders şu: hiçbir zaman kusursuz bir rejim kurulmamış olmasıdır. Tarih kolayca mitolojiye dönüşebilir. Weber, gerçeğin topyekûn yorumunu yapmak iddiasını güden tarih felsefelerine düşmandır. Felsefenin görevi, sosyolojiyi metafizikten kurtarmak ve doğrulanabilir bir araştırma disiplinine tabi kılarak ona gerçek bir bilim hüviyeti kazandırmaktır. Sosyolojinin görevi ne toplumu ıslah etmektir, ne de ihtilalciler yetiştirmek. O da bütün bilimler gibi, realite hakkında ancak kısmi açıklamalar sunabilir. Topluma yön vermeye kalkışan, sosyolog olmaktan çıkar, teknisyen olur (Meriç, 1974: 222- 223).

Toplumsal Sınıflar Hakkındaki Yaklaşımı

Cemil Meriç’in Toplumsal Sınıflar Hakkındaki Yaklaşımı Cemil Meriç Batı Avrupa’da büyük değişmeleri sağlamış olan burjuvazi ve diğer toplumsal sınışarın tarihi ve toplumsal yapıları ile geçirdikleri süreçler üzerinde düşünce üretir. Feodalite, burjuva sınıfı ile proletarya ile sosyal sınışarın yansıma-   Birinciler üretimi düzenliyordu, ikinciler imanı. Yani sosyal hayatın bütün çarklarını işleten bu iki sınıftı. Bir zamanlar rahipler kılavuzluk etmiş insanlara, şimdi filozoşar, bilginler, sanatçılar kılavuzluk edecek. Sosyolojinin görevi ne toplumu ıslah etmektir, ne de ihtilalciler yetiştirmek. O da bütün bilimler gibi, realite hakkında ancak kısmi açıklamalar sunabilir. Topluma yön vermeye kalkışan, sosyolog olmaktan çıkar, teknisyen olur. larına karşılık gelen “entelektül” ve “intelijansiya” gibi zümreler üzerinde durur. Bu sınıf ve tabakaların Türk toplumu dâhil diğer doğulu toplumlardaki karşılıklarının niteliğini tartışır. Sadece Batı Avrupa’nın tarihi ve toplumsal şartları içerisinde doğan burjuvazinin özelliklerini Cemil Meriç şu şekilde sıralar: a. Rasyoneldir. b. Evrenseldir. Bütün insanlık adına hareket ettiğini söyler. c. Hürriyeti savunur, çünkü fikirlerini yaymak için hürriyete ihtiyacı vardır (Meriç, 1993a: 103- 104). Burjuvazi kendi sınıfının aristokrasiyle mücadelesinde mutlak hürriyete taraftardı r, halk sınışarı söz konusu olunca susar (Meriç, 1993a: 104- 105). Cemil Meriç “hürriyet” kavramını ve bizde hürriyetin ne anlama geldiğini toplumsal sınışar çerçevesinde şöyle yorumlar: “Bizde hürriyet yok. Ne hürriyeti? Fikir var mı ki hürriyeti olsun? Fikir de yaşamak için dövüşmek zorundadır. Gerçekten varsa kendini bir zümreye kabul ettirir. Muayyen bir zümre gerçekten varsa hürriyetini pençesiyle fetheder. Hürriyet içtimai (toplumsal) sınışarın varlıkları, yani gerçek kuvvetleri ölçüsünde mevcuttur. Sınıfsız bir hürriyet yani havada hürriyet sadece cemiyetin çöküşünü gösterir. Cehaletin hürriyeti. Söylenecek sözü olan her zaman ve her yerde hürdür. Var oldukça hürdür (Meriç, 1992: 381). Cemil Meriç, Namık Kemal, fiinasi ve Ziya Paşa’nın dönemlerinin en önemli fikir adamı ve aydınları olmalarına rağmen Batı’daki gibi bir intelijansya oluşturamamaları nın sebebini dayandıkları toplumsal bir sınıfın bulunmamasına bağlamaktadı r (Meriç, 1993a: 139- 140). Entelektüel, toplumsal bir sınıfın parçasıdır. Düşman sınışa dövüşerek gelişir ve olgunlaşır. Türkiye’de toplumsal sınışar mevcut olmadığından entelektüel de yoktur diyen Cemil Meriç buna göre kendisinin de entelektüel sayılamayacağını ifade etmektedir. Entelektüel bir sınıfın parçasıdır. Gerçek entelektüel önce ülkesinin haklarını, düşman bir dünyaya haykırmakla görevlidir (Meriç, 1993: 208- 209). Aydınla entelektüel aynı kimse midir? Hayır. Entelektüel, ya zamanını doldurmuş değerlerin aktarıcısı, ya yeni bir dünya kurmaya çalışan bir içtimai (toplumsal) sınıfın yol göstericisidir. Aydın ne mazisini bilir, ne gelecek hakkında aydınlık tasavvurları vardır (Meriç, 1993: 210). Cemil Meriç Mukaddime’nin az gelişmiş ülkelerin niçin gelişemedikleri hakkında bize ipuçu verdiğinden söz eder. Ona göre Kuzey Afrika tarihini asırlar boyu damgalayan siyasi, iktisadi ve içtimai başarısızlıkların sebebi, yine bu ülkede toplumsal bir zümrenin (Batıdaki burjuvaziye benzer bir sınıfın) yokluğudur (Meriç, 1974: 153). Cemil Meriç yine toplumsal sınışarın yapı ve ilişkilerinin sanat ve edebiyat alanı ndaki yansımaları üzerinde de durur. Ona göre, “ Belli sınıf ilişkileri, belli bir içtimai yapı, belli edebiyat türlerini yaratır.” (Meriç, 1993a: 112) demektedir. Cemil Meriç Batı Avrupa’nın feodalite, krallık, kilise, burjuvazi ve proletarya dâhil olmak üzere diğer toplumsal sınıf ve tabakaları ile bunların iktisat, tarih, toplum, kültür ve sanat alanına yansımalarını en açık anlatan ve aynı zamanda toplumsal sınışar ekseninde Türk tarih ve toplum yapısı hakkında fikir üreten düşünürdür.   Aydınla entelektüel aynı kimse midir? Hayır. Entelektüel, ya zamanını doldurmuş değerlerin aktarıcısı, ya yeni bir dünya kurmaya çalışan bir içtimai (toplumsal) sınıfın yol göstericisidir. Mümtaz Turhan’ın eserlerini, çeşitli sorunlara karşı geliştirdiği düşüncelerini ve sosyolojik yaklaşı mlarını özetleyebilmek. Mümtaz Turhan 1908 yılında dünyaya geldi. 1928 yılında Almanya’ya giderek Berlin ve Frankfurt Üniversitelerinde yüksek öğrenim yaptı. Frankfurt Üniversitesinde psikoloji doktorasını tamamladı ktan sonra 1936 yılında istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tecrübi Psikoloji Çalışmaları kürsüsünde akademik faaliyetlerini sürdürdü. Kültür Değişmeleri ve Garplılaşmanın Neresindeyiz adlı kitapları en önemli eserleri arasındadır. Mümtaz Turhan psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyal antropolojinin kavram, kuram ve yaklaşımları ndan yola çıkarak Türk toplumunun geçirdiği tarihî, toplumsal ve kültürel değişim sürecini anlamaya çalışan bir bilim adamıdır. Bir yönüyle köylerde gerçekleştirilen saha çalışmasına dayanan “Kültür Değişmeleri” adlı eserinde Mümtaz Turhan serbest ve zorunlu kültür değişmesi kavramları çerçevesinde Türk tarihini çeşitli dönemlere ayırarak incelemiştir. Mümtaz Turhan ele aldığı konular ve yaklaşım biçimiyle Türk sosyolojisine ciddi katkılar sağlamı ştır. Kültür Değişmeleri adlı eseri kültür, kültür değişmeleri ve köy araştırmaları konularında öncü ve model olmuştur. Düşünce sisteminin merkezine bilim ve bilim zihniyetini yerleştiren Mümtaz Turhan’ın köy kalkı nması, toprak reformu ve milli eğitim konuları nda düşünce üretmiştir. O bütün alanlarda bilimin ve bilimsel düşüncenin rehberliğini savunur. Ona göre Türk toplumunun önünü açacak ve kalkınmasını sağlayacak olan tabaka aydınlardır. Bu yüzden bilim adamları ve teknisyenler yetiştirmek için yüksek öğretime önem verilmeli ve Batı Avrupa ve Amerika’ya eğitim için öğrenci gönderilmelidir. Cemil Meriç’in eserlerini, çeşitli sorunlara karşı geliştirdiği düşüncelerini ve sosyolojik yaklaşımları nı sıralayabilmek. 1912 yılında Fransa’nın mandası altındaki Hatay’da dünyaya gelen Cemil Meriç burada Fransı z kültürü ağırlıklı bir eğitim aldı. Fransızca öğ- retmeni ve okutman olan Cemil Meriç kırklı yaşlarda görme yeteneğini kaybetti. O tarihten vefatı na kadar yakınlarının yardımıyla okuma ve yazma faaliyetini sürdürdü ve ardında birçok eser bıraktı.   Cemil Meriç eleştirel sosyologlar çizgisine dâhil edilmektedir. Batı sosyolojisi ülkemize girdikten sonra Türk aydın ve akademisyenleri sosyolojiye karşı ya taklitçi yahut eleştirel bir tavır sergilemişlerdir. Cemil Meriç de Batı sosyolojisini hem kendi içinde hem de Türk toplumuna uygulanabilirliğ i açısından sorgulayan düşünürler arasındadır. Cemil Meriç Batı Avrupa tarihini, toplumsal olayları, toplumsal sınıf ve tabakaları eleştirel bir bakı ş açısıyla incelemiştir. Türk toplumunun tarihi ve kültürel değişme süreçlerini de eleştiri süzgecinden geçirmiştir. Sosyolojinin Batı Avrupa’da ve ülkemizdeki durumunu ve konumunu tartışarak her konudaki yaygın düşünce, önyargı ve tabuları n üzerine giderek eleştirel bakış açısının yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır. Cemil Meriç Batı ve Doğu toplumları, Batı Avrupa’da toplumsal sınışar, oryantalizm, ideolojiler, aydınlar gibi konularda fikir üretmiştir. Ayrıca ibn Haldun, Saint Simon, Proudhon, Machiavelli, Karl Marks ve Max Weber başta olmak üzere birçok Batılı düşünür ve Türk aydını hakkında değerlendirme ve eleştirilerde bulunmuştur.