Cemel Vakası/Olayı Nedir, Tarihi, Tarafları, Hakkında Bilgi

Cemel Vak’ası, Hz. Ali ile Hz. Aişe arasında cereyan eden savaş (36/656).

Üçüncü halife Hz. Osman’ın isyancılar tarafından şehid edilmesi üzerine Medine’de bu­lunan ashap Ali b. Ebû Tâlib’i halifeliğe getirdi. Hz. Ali’yi bekleyen en önem­li mesele Hz. Osman’ın katillerini bulup cezalandırmaktı. Ancak ortada belirli bir katil yerine, “Osman’ı hepimiz öldür­dük” diyen bir isyancı topluluk mevcut­tu ve şehre hâkim olan bu âsilerle he­men başa çıkılamayacağı açıktı. Öte yan­dan yeni halifeye yalnız Medine’de biat edilmiş, diğer vilâyetlerin durumu henüz aydınlanmamıştı. Halife, biata yanaşma­dıkları için Hz. Osman tarafından tayin edilen valilerin bir kısmını değiştirme ka­rarı almış, bunu Öğrenen Talha b. Ubeydullah Basra, Zübeyr b. Avvâm da Küfe valiliğini istemiş, ancak onlann bu isteği kabul edilmemişti. Bunun üzerine Talha ile Zübeyr halifeden umre için Medine’den ayrılma izni istemişler, bu izin de dört ay sonra ve­rilmişti.

Hz. Âişe, hilâfetinin son dönemlerin­de Hz. Osman’ı çeşitli vesilelerle tenkit etmiş ve halifenin şehri terketmemesi ricasına rağmen isyan başladıktan sonra hac için Mekke’ye gitmişti. Haccını ta­mamlayarak Medine’ye dönmek üzere yola çıkan, fakat Osman’ın şehid edilip yerine Ali’nin halife seçildiğini öğrenen Âişe geri döndü ve Mekke’de halka hi­taben Hz. Osman’ın mazlum olarak öl­dürüldüğü yolundaki meşhur konuşma­sını yaptı. Bu arada Hz. Osman’ın ölü­münden Hz. Âişe’yi sorumlu tutanlar ol­muşsa da Âişe İleri sürülen iddiaları red­dederek bu hususta herhangi bir ku­surunun bulunmadığını ısrarla belirt­miştir.

Hz. Osman’ın şehid edilmesinden son­ra Medine’den uzaklaşan Emevî ailesi mensupları ile Osman’ın Basra ve Yemen valileri, vilâyetlerinin beytülmâlinde bu­lunan para ve savaş malzemesiyle bir­likte Mekke’ye gelerek Âişe’ye katıldı­lar. Umre için yola çıkan Talha ile Zübeyr de Mekke’ye gidip Hz. Âişe’nin safında yer aldılar. Mekke’de “Osman’ın kanını talep İçin” Hz. Âişe’nin önderliğinde oluşan topluluk, uzun mü­zakerelerden sonra Medine’ye giderek isyancılara karşı çıkmak yerine Hz. Os­man’ın Basra valisi Abdullah b. Âmir’in ısrarı üzerine Basra’ya gitmeye karar vermişlerdi. O sırada Mekke’de bulunan Hz. Peygamber’in diğer zevcelerinden Hafsa bint Ömer de Âişe ile birlikte Bas­ra’ya gitmek istediyse de kardeşi Abdul­lah buna engel oldu. Resûl-i Ekrem’in Mekke’de bulunan diğer zevceleri ise Zâtüırk mevkiine kadar gittiler ve Hz. Âişe’­yi ağlayarak uğurladılar. Daha sonrala­rı bugün “ağlama günü” (yevmü’n-nahîb) diye anılmıştır.

Hz. Âişe “Asker” adlı meşhur devesi­nin üzerinde Mekke’den yola çıktığı za­man yanında 3000 dolayında kuvveti var­dı. Ancak önce Zâtüırk, sonra da Mer-rüzzahrân’da, zaferin kazanılması duru­munda halifenin kim olacağı tartışılma­ya başlandı. Talha, Zübeyr veya Osman’ın oğullarından birinin halife olması gerek­tiği yolundaki tartışmalar sürerken Hz. Osman’ın Küfe valisi Saîd b. As hilâfetin Abdümenâf (Ümeyye) oğullarından alı­namayacağını, dolayısıyla Hz. Osman’ın oğullarından birinin halife olması gerek­tiğini ileri sürerek taraftarlarıyla birlik­te topluluktan ayrıldı. Mugîre b. Şu’be de ona katıldı. Böylece Hz. Aişe. Talha ve Zübeyr yaklaşık 1000 kişilik bir kuv­vetle Basra önlerine ulaşabildiler. Yolda köpek havlamaları duyan Âişe nerede olduklarını sormuş, Hav’eb suyu civarın­da bulunduklarını Öğrenince Hz. Peygam­ber’in zevcelerine hitaben, “Acaba han­ginize Hav’eb köpekleri havlayacak?” de­diğini hatırlamış ve onun bu hareketi tasvip etmediğine ka­ni olarak yola devam etmekten vazgeç­tiğini söylemişti. Bunun üzerine Abdul­lah b. Zübeyr ile birlikte bir grup sahâbî, bulundukları yerin adını belirleyen rehberin yanıldığını ısrarla söylemişler, Zübeyr b. Avvâm da, “Belki Allah Teâlâ senin sayende müminlerin arasını düzel­tecektir” diyerek onu yola devama ikna etmişlerdi. Hz. Âişe ve beraberindekiler Basra önlerine gelince Abdullah b. Âmir’i, Basralılar’ı kendi taraflarına çekmek üze­re şehre gönderdiler; ayrıca Aişe, Ahnef b. Kays gibi Basra’nın ileri gelenlerine mektuplar yazdı. Diğer taraftan Hz. Ali’­nin Basra valisi Osman b. Huneyf. Hz. Âişe’nin kuvvetleriyle birlikte Basra ya­kınlarına geldiğini haber alınca maksat­larını öğrenmek üzere kendilerine İm-rân b. Husayn ile Ebü’l-Esved ed-Düelf-yi gönderdi. Hz. Âişe, gayelerinin isyancı takımın bozduğu barış ve düzeni geri getirmek, mazlum olarak öldürülen Os­man’ın katillerini cezalandırmak ve müs-lümanların arasını düzeltmek olduğunu bildirmiş, Talha ile Zübeyr de aynı gö­rüşlere katıldıklarını, ayrıca kendilerinin Ali b. Ebü Tâlib’e zorla biat ettirildikle­rini söylemişlerdi. Bu gelişmeler üzeri­ne Basralılar ikiye ayrılmış ve sert mü­nakaşalara başlamışlardı.

Öte yandan Hz. Ali, Hz. Âişe ile beraberindekilere Medine’nin kuzeydoğusun­da Rebeze’de yetişebilme ümidiyle 3000 dolayındaki bir kuvvetle Medine’den ay­rılmıştı. Basra’da olup bitenler hakkında yolda bilgi alınca he­men Osman b. Huneyf e bir mektup gön­dererek Talha ile Zübeyr’in kendisine bi-atları sırasında hiçbir şekilde zor kulla­nılmadığını bildirmişti. Bunun üzerine Osman, Ali b. Ebû Tâlib’in haklılığını ile­ri sürerek diğerlerinin Basra’yı terketme-lerini istedi; onlar da kendilerinin haklı olduğunu söyleyerek Osman’ın şehri terketmesini istediler. Neticede bir akşam namazı sırasında bir baskınla Vali Os­man b. Huneyf ve adamları esir alındı. Hz. Âişe onun öldürülmesine engel ol­duğu gibi serbest bırakılmasını da sağ­ladı ; fakat valinin saçı sakalı kökünden

kazınmış, kaşları ve kirpikleri yolunmuş­tu. Osman b. Huneyf ve adamları bu du­rumda Zûkâr’da konaklamış bulunan Hz. Ali’nin yanına gidip Basra’daki durumu anlattılar. Bu arada beytülmâ! ele geçi­rildi ve idaresine Hz. Âişe’nin kardeşi Ab-durrahman getirildi. Basralı taraftarla­rından müşterek biat alan Talha ile Zü-beyr kumandayı birlikte yürütecekler, namaz daha önce olduğu gibi Zübeyr’in oğlu Abdullah ve Talha”nın oğlu Muham-med tarafından kıldın laca ktı.

Hz. Âişe Basra’yı ele geçirmekle bera­ber buranın tam desteğini henüz sağla­yamamış, Basra’nın önde gelenlerinden Ahnef b. Kays ile kabilesi Temîm’in bir kolu olan Benî Sa’d’ı bir türlü ikna ede­memişti. Kûfe’yi kazanmak veya bu şeh­rin Hz. Ali’ye fiilen destek olmasını ön­lemek amacıyla Kûfe’nİn ileri gelenleri­ne mektuplar gönderdi. Hz. Ali de he­men hemen aynı günlerde Kûfe’nin des­teğini sağlamak maksadıyla şehre arka arkaya üç heyet gönderdiyse de bir so­nuç alamadı. Vali Ebû Mûsâ el-Eş’arî ta­rafsız kalmayı tercih ediyordu. Bunun üzerine Mâlik el-Ester, Hz. Ali’nin izniy­le duruma el koymak için Kûfe’ye gitti ve Ebû Musa’nın konağını ele geçirdi.

Hz. Ali kuvvetlerini Küfe dışında top­ladıktan sonra Basra’ya doğru hareket etti ve şehrin dışında Zaviye mevkiinde konakladı. Daha Zûkâr’dan ayrılmadan anlaşma sağlama ümidiyle Hz. Âişe’nin karargâhına sahabeden Ka’ka’ b. Amr’t elçi olarak göndermişti. Ka’ka’ Basra’ya giderek Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr ile gö­rüşmüş, kendilerini, Hz. Ali’nin halifeliği etrafında toplandıkları takdirde katille­ri cezalandırmanın kolaylıkla mümkün olabileceği yolunda ikna etmeye çalış­mış, onlar da halifenin bu görüşte olma­sı durumunda barışı kabul edebilecek­lerini bildirmişlerdi. Hz. Ali’nin Talha ve özellikle Zübeyr ile bizzat görüşmesi de olumlu sonuç ver­di. Hatta Zübeyr, Ali’nin kendisine, Hz. Peygamber’in Ali ile haksız yere müca­dele edeceğine dair sözlerini hatırlatma­sı üzerine bu işten vazgeçmek istediği­ni Âişe’ye bildirdi. Ancak oğlu Abdullah onu korkaklık ve döneklikle suçladı. Bu sırada kimse ne olduğunu anlamadan iki taraf da kendisini savaş içinde bul­du. Halbuki taraflar adamlarına, karşı­dan bir saldırı olmadan kesinlikle savaşı başlatmamalarını emretmişlerdi. Bir rivayete göre, Hz. Osman’ın katline iştirak edenlerden bir grup barış sağlandığı takdirde cezalandırılacaklarını düşünerek savaşı başlatmıştır. Hz. Âişe ile Hz. Ali savaşı durdurmak için gayret sarfetmişlerse de çarpışmalar bü­tün şiddetiyle devam etti. Hz. Âişe fer­yatlarının bir işe yaramadığını görünce Kâ’b’a ön saflara koşarak barış için ba­ğırmasını ve Kur’an’ın hakemliğini iste­mesini emretti. Fakat Kâ’b bu sırada öl­dürüldü. İyi bir kumandana sahip olma­yan Hz. Âişe kendi safındakilerin kaç­masını önlemeye çalışıyor, ancak birden bire şiddetlenen savaş özellikle Hz. Âişe’­nin etrafında cereyan ediyordu. Onun içinde bulunduğu hevdece oklar yağar­ken kendisini korumak için Abdullah b. Talha dahil yaklaşık yetmiş kişi burada can verdi. Hz. Ali, savaşın Hz. Âişe’nin bindiği devenin etrafında cereyan etti­ğini görünce devenin öldürülmesini em­retti; onun öldürülmesiyle bir anlamda savaş da sona ermiş oldu. Hz. Âişe sa­vaşı devesinin üzerinden idare ettiği için İslâm tarihinde bu olaya “Vakatü’l-cemel” denilmiştir.

Hz. Âişe’nin hevdecine birçok ok saplanmışsa da kendisi yara almadan kur­tuldu. Talha, savaşın daha başlarında ri­vayete göre Mervân b. Hakem tarafın­dan atılan bir okla öldürülmüştü. Zübeyr ise savaş meydanından uzaklaşmakta iken Vâdissibâ’da Ahnef b. Kays’ın ka­bilesine mensup bir kişi tarafından Öl­dürüldü. Hz. Âişe’nin devesi düşer düş­mez Ali taraftarı olan kardeşi Muhammed ve ayrıca Ammâr b. Yâsir hemen yanına koşarak onu kalabalıktan uzak­laştırdılar. Hz. Âişe yanına gelen Hz. Ali’­ye, “Sen galip geldin, artık müsamaha­lı davran” dedi. Hz. Ali de hem Âişe’ye hem de onun yanında savaşa katılanla­ra son derece iyi davrandı. Savaşta ölen müslümanları bizzat gömdürdü ve Bas­ra’ya girmeden önce ordusuna yağma­dan sakınmalarını ve kimseye dokunma­malarını emretti. Medine’ye dönmek üze­re Basra’dan ayrılacağı sırada Hz. Âişe’-yi bizzat uğurlamaya gitti. Hz. Âişe, mey­dana gelen olaylardan dolayı müminle­rin birbirlerini incitmemelerini, kendi­siyle Ali arasında şahsî herhangi bir kır­gınlık bulunmadığını, onun iyi ve seçkin bir kişi olduğunu söyledi. Kendisine re­fakat edecek heyete ileri gelen Basralı-lar’dan kırk kadın, kırk kadar da erkek memur edildi. Hz. Âişe, kardeşi Muhammed ile birlikte 1 Receb 36 tarihinde Basra’dan ayrıldı, önce Mekke’­ye gitti, hac ibadetini eda ettikten son­ra Medine’ye geçti ve hayatının sonuna kadar orada kaldı.

Diyanet İslam Ansiklopedisi