Çelebi Sultan Mehmed Camii -Dimetoka- Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

33

Çelebi Sultan Mehmed Camii. Yunanistan’da Dimetoka’da XV. yüzyıl başlarına ait cami.

Kuzey Yunanistan’ın Batı Trakya böl­gesinde, Edirne’nin 30 km. kadar güne­yindeki Dimetoka (Didymontikhos) kasa­basının merkezinde bulunmaktadır. Ka­pısı üstünde üç satır halindeki Arapça kitabesinde yapının 823 yılı Rebîülevvelinde inşa edildiği bildirilmek­tedir. Caminin yan kapısı üstünde yer alan ikinci kitabede ise Dimetoka Kadısı Seyyid Ali ve Haslılı (veya Cashlı) Doğan b. Abdullah’ın yardımları İle “… mühen­dislerin iftiharı, mimarların seçkini, sa­natında mahir bir üstat olan İvaz b. Bâyezîd’in camiyi 824 yılında (1421) tamamladığı belirtilmektedir. Mimar İvaz b. Bâyezîd, XV. yüzyılın başlarında faaliyeti görülen Hacı İvaz Ağa (Paşa) olmalıdır. Dİmetoka’daki bu büyük eser, banisi Çe­lebi Sultan Mehmed’in 1421 yılı Mayıs ayı içinde vefatı üzerine acele olarak tamam­lanmıştır. Bu husus caminin mimarisinin anlaşılması bakımından çok Önemlidir.

Evliya Çelebi, 1078 Ramazanında Dimetoka’ya geldiğinde gördü­ğü caminin dört kagir ayağın taşıdığı, kurşun kaplı ahşap çatının içine gizlen­miş kubbesi, yüksek ve süslü bir mina­resinin olduğunu, ancak dış hariminin bulunmadığını söyler.

Batı Trakya Türk idaresinden çıktıktan sonra kasabadaki müslüman cemaate tahsis edilmeyen cami ardiye, depo gibi maksat dışı işlerde kullanılarak harap olmaya bırakılmıştır. Hakkındaki en son mimari bilgi, etraflı bir incelemesini ya­pan E. Hakkı Ayverdi’nin 1981 yılına ait verdiği malumattan ibarettir.

Çelebi Sultan Mehmed Camii, dıştan 32,42 x 29,94 m. ölçüleriyle muntazam kesme taş cepheli büyük bir yapı olmak­la beraber son cemaat yeri ve avlusu yoktur. Esas taçkapısı, zikzak kabartma­larla süslü sivri bir kemerin içinde olup üst kavsi çift renkli taşlardan geçmeli olarak işlenmiştir. Üstünde, dikey çizgi­ler ormanı gibi eliflerin sıralandığı hat sanatı bakımından ilgi çekici kitabesi yer alır. Kemerin içinde iki yanda mukarnas-lı mihrapçıklar biçiminde nişler vardır.

Caminin kareye yakın olan mekânının ortasında kare kesitli dört paye bulun­maktadır. Evliya Çelebi bunların üstün­de ahşap bir kubbe bulunduğunu bildi­rir. E. Hakkı Ayverdi bu cami hakkında­ki ilk makalesinde, esasında dört taraf­tan dört yarım kubbe ile desteklenen bir ana kubbe ile örtülü bir yapı olabilece­ğini ileri sürmüşken sonraki inceleme­lerinin ışığında binanın mihrap ekseni üstünde iki kubbeli, iki pâyeli ve yan me­kânları tonozlu olması gerektiğini ifade ederek giriş cephesi önünde de üç bö­lümlü bir son cemaat yerinin planlanmış olabileceğini ileri sürmüştür. Ona göre bu proje, banisinin inşaat sırasında ve­fat yüzünden uygulanamamıştır. Bu gö­rüş İnandırıcı olmakla beraber itiraz edi­lecek tarafları da vardır. Nitekim Sultan Mehmed cami inşaatı oldukça ilerlemiş bir safhada iken öldüğüne göre taşıyıcı unsurların da yapılmış olması gerekir. Yani orta kubbeyi taşıyan ve bugün de görülen dört paye yapılmıştı. Aslında bunların iki tane olduğuna, sonradan or­tadaki tek kubbeden vazgeçilerek yerle­rine dört paye yapıldığına inanmak güç­tür. Kanaatimize göre cami ortada tek büyük kubbeli olarak tasarlanmış, fa­kat banisinin ölümü üzerine alelacele ahşap bir kubbe ile kapatılarak bu kub­be piramit biçiminde bir çatı içine giz­lenmiş olmalıdır. Binanın sağ köşesinde yükselen sekizgen gövdeli ve çifte şerefeli minarenin de orijinal olmayıp XIX. yüzyılda yenilendiğini sanıyoruz.

1992 sonbaharında öğrenildiğine gö­re Celebi Sultan Mehmed Camii minare külahı uçmuş, camları kırılmış, sıvaları yer yer dökülmüş metruk bir halde idi. Türk mimari sanatının, sınırlarımızın he­men yanında kaderine terkedilmiş bir durumda kalan bu erken döneme ait hey­betli eserinin daha fazla harap olması­na meydan verilmeden kurtarılması ge­rekmektedir. Aslında Mimar Hacı İvaz. Çelebi Sultan Mehmed Camii’ni inşa eder­ken Osmanlı mimarlık tarihinde önemli bir gelişmeye işaret eden, dört yarım kubbe ile desteklenen orta ana kubbe sistemini eğer burada uygulamaya çalış­mışsa bu eser ayrıca Türk sanat tarihin­de de önemli bir yere sahip demektir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi