Celalzade Salih Çelebi Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

0
43

Celâlzâde Salih Çelebi, (Ö. 973/1565) Kanunî Sultan Süleyman devrinin, tanınmış âlimi.                   

Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi’nin kardeşidir. Babasının kadılığı sırasında 900 (1494-95) yılı civarında Vulçitrin’de doğdu. Tahsilini tamamladıktan sonra Kemalpaşazâde’ye intisap ederek dersle­rine devam etti. Ayrıca Hattat Şeyh Ham­dullah’tan hat dersleri aidi; Kemalpaşazâde’nin tarihe ve fıkha dair bazı eser­lerini temize çekti.

1520’de Kanunî Sultan Süleyman’ın tahta çıkışı münasebetiyle, âdet üzere bütün ulemâya dânişmend’lerinden ileri gelenlerini mülâzım verme hakkı ta­nındığında. Kanunînin hocası Hayreddin Efendi’nin yeterli sayıda talebesi olma­dığından Sâlih Çelebi Kemalpaşazâde’den ayrılarak Hayreddin Efendi’nin ta­lebeleri arasında mülâzım oldu. Ancak bu hareketi vefasızlık sayılarak tenkit edildi. Böylece 25 ak­çe yevmiye ile Edirne’de Saraciye Med­resesi müderrisliğine gönderildi. Bu gö­revi sırasında Kanunî’nin Belgrad. Ro­dos ve Budin seferlerine dair eserini ka­leme aldı. Ayrıca Vezîriâzam İbrahim Pa-şa’nın faaliyetleri hakkında yazdığı ve muhtemelen ağabeyi Mustafa Çelebi va­sıtasıyla paşaya sunduğu manzumeleri çok beğenildi ve görevi İstanbul Murad Paşa Medresesi’ne nakledildi. Burada uzun süre müderrislik yaptıktan sonra 1535’te 40 akçe ile Divanyolu’nda Atik Ali Paşa Medresesi’ne geçti. Vezîriâzam Ayaş Paşa’ya yazdığı kasideleri beğenilerek bir süre sonra Sahn-ı Semân mü­derrisliğine getirildi (1536). Bu sırada Kanûnî’nin isteği üzerine Firûz Şah hikâ­yelerini kısa zamanda Farsça’dan Türk­çe’ye tercüme ederek padişaha takdim etti. Ardından da 1542’de Edirne Beya­zıt Medresesi müderrisi oldu.

Sâlih Çelebi, ilme ve talebe yetiştir­meye olan hevesi sebebiyle daima mü­derrisliği tercih etmişse de meslek ha­yatında bazı önemli kadılıklarda da bu­lunmuştur. 1544’te Halep kadılığına ta­yin edilince buraya gitmek zorunda kal­mış, iki ay sonra Mısır Beylerbeyi Hadım Dâvud Paşa hakkındaki ithamları araş­tırmak ve Mısır evkafını teftiş etmekle görevlendirilmiş, bu zor işi de kısa za­manda tamamlayarak İstanbul’a dön­müştür. Bu sırada Halep kadılığı yeni­den kendisine verilmek istendiyse de ka­bul etmediğinden İstanbul Beyazıt Med­resesi müderrisliğine tayin edildi (1546). Ancak bu görevi kısa sürdü, tekrar ka­dılık mesleğine geçerek önce Şam, ar­dından Mısır kadılığına getirildi. Üç yıl kadar kaldığı bu görevden 1S50’de 80 akçe yevmiye ile emekli oldu, ücreti da­ha sonra 100 akçeye yükseltildi.

Hayatının bundan sonraki yıllarını Eyüp Nİşancası’nda ağabeyi Mustafa Çelebi’­nin camii yakınındaki evinde geçiren Sâ­lih Çelebi, zamanını ilmî araştırma ve eser telifiyle geçirdi. Bu sırada Şehzade Bayezid’in isteği üzerine Cemâleddin Mu­hammed Avfî’nin tarih ve ahlâka dair Farsça eserini Türkçe’ye çevirdi. Şehza­de de 100 akçelik emekli maaşına denk bir ücretle isteği üzerine Eyüp Medre­sesi müderrisliğinin kendisine verilmesini sağladı (1558). Üç yıl sonra gözleri­ne perde inince müderrislikten ayrılmak zorunda kaldı. Vefatında Eyüp’te ağa­beyinin yaptırdığı Nişanca Camii hazîresine defnedildi. Manzum mezar taşı ki­tabesi Mustafa Çelebi’ye aittir.

Salih Çelebi’nin hak ve adalet kavram­larına bağlı olduğu, özellikle Mısır, Şam ve Halep’te kadılık yaptığı dönemlerde zorbalığı önlediği ve mazlumları himaye ettiği kaynaklarda belirtilir. Kadı iken merkeze sunduğu tayin tekliflerinde çok titiz ve dürüst davrandığı, o bölgelerin Arap tarihçileri tarafından da kaydedilir.

Eserleri

Tarihe Dair Eserleri:

1- Târih-i Sul­tân Süleyman. Bilinen tek nüshası Leipzig Stadtbibliothek’te bulunan eser, Kanunî Sultan Süleyman’ın cülusun­dan itibaren 935 (1528) yılına kadar ce­reyan eden olayları içine alır. F. Tauer, eserde mukaddimeden sonra 7b-194a. va­rakları arasında Kanûnrnin cülusu, Can-birdi Gazâlî isyanı, Belgrad Seferi. Rodos Seferi, Mısır’da cereyan eden olaylar. Mohaç Muharebesi ve Anadolu’daki is­yanların konu edildiğini. 197. varağa ka­dar da padişahın Vize taraflarına ava gi­dişi anlatılarak eserin bitirildiğini yazar. Salih Çelebi’nin tarihe dair eserleri üze­rinde bir inceleme yapmış olan Hüseyin G. Yurdaydın ise bu eserin bazı kısımla­rının müstakil yazma nüshalar halinde çeşitli kütüphanelerde bulunduğunu. Âşık Çelebi ve Kınalızâde Hasan Çelebi tara­fından Gelâlzâde Salih’in Belgrad. Ro­dos ve Mohaç seferlerinin tarihlerini yaz­dığının belirtildiğini, aslında bunların ese­rin çeşitli kısımlarının muhtelif istinsah­tan olduğunu kaydeder. Bu nüshalardan bazılarının müstakil eser özelliği taşıdı­ğını da belirten Yurdaydın, Mohaç Seferi’ne ait kısmın Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde yer alan ve 1530 Ağustosunda tamamlanan Târîh-i Budin (Târîh-i Fethi Budin) adıy­la kayıtlı müellif nüshasını buna örnek olarak gösterir. Bunun Tûrîh-İ Üngü-rus adıyla kayıtlı ikinci bir nüshası Top­kapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde, Mohaçnâme adıyla ka­yıtlı diğer bir nüshası ise İstanbul Üniver­sitesi Kütüphanesi’ndedir. Rodos Seferi’ne ait kısmm (Rodos Kafası Fetihnamesi) müstakil bir nüshası, Viyana’da bulunan bir yazmanın 1939a varakla­rı arasında yer almakta ve içindeki bir kayıtta bunun Celâlzâde Salih’in “mu­sannif nüshasından” istinsah edildiği be­lirtilmektedir. Agâh Sırrı Levend, Salih Çelebi’nin Leylâ vü Mecnûn adlı mes­nevisi ve Münşeat’ı ile birlikte Belgrad Fetihnamesi’nn bir nüshasının kendi­sinde bulunduğunu yazar.

2- Târîh-i Mısır. Müellif, Süyûtî. İbn Makrîzî ve Melik İsmail gibi Arap müelliflerin eserlerinden faydalanarak kaleme aldığı bu eserine Mısır evkafını teftişle görevlendirildiği 1544 yılında başlamış, görevini tamamlayıp 1547’de İstanbul’a döndüğü zaman bitirmiştir. Eserde kâinatın yaratılışından İtibaren 953’e (1546) kadar bütünüyle Mısır tari­hi, Mısır’da cereyan eden belli başlı olay­lar, imar faaliyetleri ve özellikle Mem-lükler ve Osmanlılar zamanında Mısır’ın tarih ve coğrafyası yer yer menkıbeler de eklenerek anlatılmıştır. Târîh-i Mı­sır’m İstanbul Üniversitesi ve Süleymaniye.

Diğer Eserleri:

1- Kıssa-i Behmen Şâh b. Fîrûz Şâh. 1536’da Sahn-ı Semân müder­risi olduktan sonra Kanunî Sultan Süley­man’ın isteği üzerine Farsça’dan tercü­mesine başladığı bu eser sekiz cilttir. Salih Çelebi, her cildin sonunda o cildi hangi tarihte ve ne kadar zamanda ta­mamladığını belirtmiştir. Eserin İstan­bul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bazı­larının baş tarafı eksik beş cildi ile İs­tanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı’nda yine baş tarafı eksik üç cildi mevcuttur. Ayrıca IV. cildi Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’n­de bulunmaktadır. Bu tercümenin zamanında çok beğenildiği kaynaklarda belirtilmektedir.

2- Tercüme-i Cevâmîu’l-hikâyât ve levâ-miu’r-rivâyât. Cemâleddin Muhammed Avfî’nin aslı Farsça olan eserini Kanu­nînin oğlu Şehzade Bayezid’in isteği üze­rine tercüme etmiştir. Tarih ve ahlâka dair olan eserde yer yer konulara uygun hikâyeler de anlatılmıştır. Üç büyük cilt­ten meydana gelen tercümenin Süley­maniye, Top­kapı Sarayı Müzesi, Nuruosmaniye ve Millet kütüphanelerinde nüshaları mevcuttur.

3- Divan. “Salih” ve “Salâhı” mah-laslarıyla Arapça, Farsça ve Türkçe şiir­ler yazan Salih Çelebi’nin divanı, hayatı­nın sonlarına doğru gözlerine perde in­dikten sonra hatırında kalan manzume­lerini dikte ettirmek suretiyle meydana gelmiştir. Divanın tezhipli ve ta’lik hatla yazılmış güzel bir nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesinde. bulunmak­tadır. Divanın sonunda “Dürer-i Nesâyih” adlı seksen beyitlik nasihatnâme şeklinde bir manzume ile küçük yaşta kaybettiği oğlunun acısıyla kaleme aldı­ğı “Leylâ vü Mecnun” adlı diğer bir man­zume yer almaktadır.

Salih Çelebi’nin bunlardan başka Mif-tâhu’l-^ulûm, el-Mevâkıf, el-Viköye şerhlerine ve Işlâhu’l-îzâh’z haşiyeleri bulunmaktadır. Ayrıca gözlerine perde inmesi sebebiyle temize çekemediği müsvedde halinde kalmış başka çalışmalarının da olduğu gerek kendisi gerekse Atâî tarafından ifade edilmiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi