Celaleddin Kara­tay Kimdir, Hayatı, Dönemi, Hakkında Bilgi,

0
76

Celâleddin Kara­tay, (ö. 652/1254) Anadolu Selçuklulan’nm tanınmış devlet adamlarından.

Doğum tarihi bilinmemektedir. İbn Bîbî, Celğleddin’in aslen bir Rum gulâm’ı olduğunu söyler. Ebü’l-Ferec İbnü’l-îbrî ise onu Alâeddin Keykubad’ın yetiştir­melerinden biri olarak kaydeder. Ancak bu bilgi, Karatay’ın sultanla mevcut mü­nasebetleri dolayısıyla bir yakıştırma ol­malıdır. Bu iki kaynağın onun hakkında kullandığı “Rûmî” nisbesi, o dönemde Bizanslı, daha genel anlamıyla Ortodoks mezhebinde bulunan her kavme mensup hırıstiyan ve Anadolu’da yaşayan müslüman Türk mânasına gelen bir tabir­dir. Bununla beraber Karatay büyük bir ihtimalle müslüman Türk asıllı değildir. Zira o devir vesikalarında mühtedilerin baba adı daima “Abdullah” şeklinde de­ğiştirilmektedir. Karatay’a ait vakfiye ve kitabelerde adının her yerde Karatay b. Abdullah olarak zikredilmesi, onun müslüman olmayan bir aileden geldiği­ne dair görüşleri desteklemektedir.

İbn Bîbi’ye göre Karatay, Keykubad’ın tahta çıkışından ölümüne kadar hazar­da ve seferde bu büyük sultanın hizme­tinden ayrılmamıştır. Sultanın cülusu sı­rasında onun orta yaşın üzerinde ve önemli bir mevkide bulunduğu muhak­kaktır. Çünkü Keykubad’ın saltanatını tasdik ve tebrik maksadıyla halife tara­fından gönderilen elçi Şehâbeddin es-Sühreverdfyi dönüşte Konya’dan uğurla­yanların başına bizzat sultan tarafından Karatay ile Necmeddin Tûsî tayin edil­mişti. İbn Bîbî, onun taştdâr’lıktan önce dcvâtdâr (emîr-i devât) olarak görev yaptığını kaydeder. Karatay. Keykubad’ın saltanatı süresince taştdârlık görevini muhafaza etmiş görünmektedir.

Karatay’ın sonraki yıllarda görülen nü­fuz ve tesirinin yerleşmesinde, Keyku-bad tarafından ona verilen mevkiin ve onun da sultanın mahremi olarak edin­diği tecrübe ve bilgilerin büyük rolü var­dır.

Keykubad’ın âni ölümünden sonra ye­rine geçen oğlu II. Gıyâseddin Keyhus-rev zayıf bir hükümdardı. Onun 1243’te Kösedağ’da İlhanlılar’a yenilmesi üzeri­ne Celâleddin Karatay da bazı devlet adamlarıyla birlikte bir köşeye çekildi. Fakat İşlerin kötüye gitmesi üzerine Sâhib Şemseddin Muhammed ve Mühezzebüddin Ali gibi devlet adamları tek­rar İş başına getirildi; Celâleddin Kara­tay da eski görevi olan taştdârlıkla bir­likte hazîne-i hâssa emirliğine tayin edil­di. Celâleddin Karatay Keyhusrev’in ölü­müne kadar bu görevde kaldı. Sultanın ölümünden sonra üç oğlunun ayrı ayrı ve birlikte saltanat sürdükleri dönemde ise daha etkin bir rol oynadı.

II. Gıyâseddin Keyhusrev, Gürcü meli­kesinin kızından olan en küçük oğlu Alâ­eddin Keykubad’ı veliaht tayin etmişti. Fakat ölümünden sonra Vezir Şemsed­din Muhammed el-İsfahânî. Celâleddin Karatay. Has Oğuz, Esedüddin Rûzbe ve Fahreddin Ebû Bekir gibi devrin güçlü devlet adamlarının ortak kararı ile tah­ta büyük şehzade II. İzzeddin Keykâvus çıkarıldı. Karatay da nâib-i saltanat ta­yin edildi. İbn Bîbî, Vezir Sâhib Şemseddin’in kesin hâkimiyetinden önceki dev­rede Karatay’ın fikrini almadan memle­ket işlerini görmediğini kaydeder.

Güyük Han’ın cülus merasimine katıl­mak üzere Moğolistan’a giden II. Gıyâ­seddin Keyhusrev’in ortanca oğlu IV. Kılıcarslan ve taraftarlarının Sultan Keykâ­vus ve veziri Şemseddin’in azillerine dair yarlık getirmeleri üzerine Celâleddin Ka­ratay, IV. Kılıcarslan’ın elçisi sıfatıyla ge­len Hotanlı Cemâleddin’in de katıldığı mecliste büyük kardeş dururken küçü­ğün sultan olmasının şeriata ve örfe uy­gun olmadığını, üç kardeşin birlikte tah­ta çıkarılmasının ve Kılıcarslan’la birlikte gelen 2000 Moğol süvarisinin geri gön­derilmesinin gerektiğini söyledi. Niha­yet onun nüfuz ve gayretleriyle yalnız kardeşler arasındaki ihtilâflar değil bun­lara intisap ederek şahsî ihtiraslar pe­şinde koşan beyler de yatıştırıldı. Ancak bu sırada Keykâvus ile Kılıcarslan ara­sında anlaşmazlık çıktı. Aralarındaki si­lâhlı mücadelede Kılıcarslan mağlûp ol­du, fakat kardeşi onu affetti. Celâleddin Karatay, üç kardeşin birlikte salta­nat sürmelerini temin ederek devletin parçalanmasını önledi.

Celâleddin Karatay’in, Keykâvus’un cülusundan ortak hâkimiyetin başladığı 647 (1249) yılına kadar yürüttüğü sal­tanat nâibliğini bırakarak atabeglik (ata-beg-i Rûm) mevkiine geçtiği kaydedilmek­tedir. Ölümüne kadar kaldığı bu makam­da kardeşler arasında geçimsizliğe mey­dan vermedi, devlet adamlarının onları menfaat ve ihtiraslarına vasıta kılmala­rını önledi. Nitekim bu mevkide bulun­duğu müddetçe kardeşlerin birlikte hü­küm sürmeleri kabil olabilmiş ve ölü­münden sonra tekrar dirlik ve düzen bo­zulmuştur. Karatay’ın nüfuz ve kudreti yalnız kendi mevkiinin verdiği yetkilerle sınırlı kalmamış, diğer bütün önemli iş­lerin hallinde ve büyük mevkilere getiri­lecek kişilerin seçiminde de rol oyna­mıştır.

Celâleddin Karatay, Moğol hükümda­rı Mengü Han’ın huzuruna çıkmak üze­re Moğolistan’a hareket eden Keykâ-vus’u yolcu etmek için gittiği Kayseri’de vefat etti. Sivas’ta iken durumu öğrenen Keykâvus memleketin başsız kaldığını görerek geri döndü. Kendi yerine ise kü­çük kardeşi Alâeddin Keykubad’ı bazı devlet adamlarıyla birlikte gönderdi. Karatay’ın  cenazesi  Konya’ya  getirilerek medresesinin yanındaki (veya kervansarayındaki) türbede defnedildi.

Bütün kaynaklar, Moğol müdahale ve baskılarının en yoğun olduğu bir dönem­de devlete sahip çıkan, ülkede dirlik ve düzeni sağlamak için samimiyetle çalı­şan Karatay’ın dindarlığı, hayır severligi. ahlâkî meziyetleri ve güçlü bir devlet adamı olduğu üzerinde birleşmektedir. İbn Bîbî Karatay’ın İbadetle meşgul ol­duğunu, her türlü maddî zevkten sakın­dığını, müslüman ve zimmî herkesin onun ihsan ve iyiliklerine nail olduğunu yazar. Menâkibü’l-Cârilîn’öe de Karatay’ın iyiliklerinden ve Mevlânâ’nın ona saygı duyduğundan söz edilir. İbn Bîbî ile Aksarâyî. menşur ve fermanlarda ken­disine “veliyyullah fi’l-arz” diye hitap edil­diğini kaydederler. Mübârizüddin Erto-kuş’a ait 669 (1270) tarihli vakfiyede Karatay’dan “el-Emîrü’r-Rabbânî” diye bah­sedilmektedir. Medresesi dışında yap­tırdığı eserler üzerindeki kitabelerde adı­nı zikretmemesi tevazuunu gösterir. Ebü’l-Ferec de Anadolu’da halk ve yük­sek tabakanın ona büyük bir hürmet bes­lediğini yazar.

İbn Bîbî, Karatay’ın ülkenin her tara­fında mescid, medrese, hankah ve ker­vansaray gibi hayır eserleri yaptırdığını belirtir. Ancak vakfiye ve kitabelerden tesbit edilebilen eserleri, Türkiye-Suri­ye arasındaki yol üzerinde, Kayseri’nin Bünyan ilçesi yakınlarında bulunan Ka­ratay Kervansarayı. Konya’daki Karatay Medresesi ve Antalya’daki Dârüssulehâ’dan ibarettir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi