Cehennem Nedir, Ne Demek, Hakkında Bilgi, -Yahudilik ve Hristyanlıkta-

38

Cehennem, İnkarcıların ve günahkârların , âhirette cezalandırılacakları yer.    

Cehennemin (cehennâm, cihinnâm) “de­rin kuyu; hayırsız, uğursuz” anlamına gelen Arapça asıllı bir kelime olduğunu ileri süren İslâm bilginleri olmuşsa da dil âlimleri bu konuda tereddüt etmiş­lerdir. Grekçe’de geenna, Latince’de gehenna olarak kullanılan kelimenin aslı, büyük ihtimalle İbrânîce ge-Hinnom’dan (Hinnom vadisi) gelmektedir. Nitekim bu isim “gĞ ben Hinnom” (Hinnom oğlu vadisi), “ge” bene Hinnom” ve “gĞ Hinnom” şeklinde Ahd-i Atîk’te de geçmektedir. Câhiliye şairlerinden A’şâ ile (“cehennâm” şeklinde) Ümeyye b. Ebü’s-Saffın şiirlerinde yer alan cehennemin İslâm’dakine benzer bir şekilde tasvir edilmesi tereddütle karşılanmış ve bu şiirlerin Ümeyye’ye sonradan nisbet edil­diği düşünülmüştür.

DİNLER tarihi. Ge-Hinnom İs­rail tarihinde. İsrâiloğulları’nın sözde İba­det saydıkları gayri insanî ve gayri ahlâ­kî faaliyetleri ifade ettiği için kötü bir şöhrete sahiptir. Orada saltanatını savaş ve salgın hastalıklarla sürdüren bir ce­hennem tanrısı olduğuna inanılan Molek’e tapılmakta ve onun öfkesini yatış­tırmak için çocuk kurban edilmekteydi. İlk defa Yahuda Kralı Ahaz (m ö. 735-716), Hinnom vadisinde buhur yakıp çocukla­rını “ateşten geçirmiş” (yakmış), Ahaz’-dan sonraki ikinci kral Manasse de yine orada oğluna aynı muameleyi yapmıştır. Kral Yoşiya dinî reformu sırasında (m.ö. 622) bu âdeti yasaklamıştır. İbadet adına çocukların katledilip yakılması yü­zünden İsrail peygamberlerinin ge-Hin-nom’u lanetlemeleri üzerine bu yer İşa-ya’dan itibaren zamanla gelişen yahudi eskatolojisindeki cehen­nemin sembolü olmuş ve ölüm sonrasın­da azap çekilecek yere bu ad verilmiştir.

Ölümden sonraki hayatla ilgili inanç­lar hemen hemen bütün dinlerde mev­cuttur. Buna paralel olarak kötü davranışların cezalandırılacağı da kabul edil­mektedir. Eski Mezopotamya dinlerin­de insanın ölümden sonra yeryüzünün batı tarafında bulunan, yedi sur ve yedi kapı ile çevrili yere gittiğine, dönüşü ol­mayan bu yere tanrıça Allatu’nun hük­mettiğine, oradakilerin gıdasının toz, bu­lanık su ve toprak olduğuna inanılmak­taydı. Eski Mısır dinine göre ölenler Ozi-ris’in yer altı dünyasına gitmekte, hesa­ba çekildikten sonra suçlu bulunanlar cezalandırılmaktadır.

Mecusîliğe göre, inanmayan kişinin ruhu Sinvat Köprüsü’nden geçemeyip cehennemin derinliklerine düşer. Bu aşa­ğı âleme “yalancının evi” anlamında drö-jödemâna veya “yalancının çukuru” anla­mında drüzötmân denilmekteydi. Karan­lık, ıstırap ve gürültü ile dolu olan bu yer altı dünyasında kötülerin gıdası pislik­ten ibarettir.

Hinduizm’deki ruh göçü (tenasüh) inan­cı, cehennemle ilgili motiflerin gelişme­sini önlemiştir. Naraloka adı verilen ce­hennem, bu dünyada herhangi bir dinî kuralı ihlâl eden kişiye öteki dünyada buna denk bir cezanın uygulandığı acı­larla dolu yerdir. Hinduizm’de cehennem bir nevi arınma yeridir. Kişi burada ce­zasını çektikten sonra arınmış olarak yeniden yeryüzüne döner.

Budizm’de yedi cehennem inancı var­dır. Bu cehennemler yeryüzünün altın­dadır ve kötü davranışlarda bulunanlar burada uzun süre çok çeşitli işkencele­re mâruz kalırlar. İnsanların parçalan­ması, alevli silâhlarla kesilmesi, ezilme, ağaçlara asılıp yakılma başlıca ceza çe­şitleridir. Budizm’deki cehennem telak­kisinde ne alevler söner ne de acılar di­ner.

Ahd-i Atîk’te açık ve net bir cehen­nem tasviri yoktur. Tevrat’ta ölüm ha­disesi ilk İnsanın hatasıyla irtibatlandırılmış, fakat ölüm sonrası hayat açıklanmamıştır. “Ataları­na selâmetle gideceksin”; “Ataların­la uyuyacaksın”; “Kavmine katılacaksın” gi­bi dolaylı İfadeler ölümü anlatmaktadır. Ölüm sonrasındaki hayat ise “ölüler di­yarı” anlamındaki şeol kelimesiyle ifade edilmektedir ki bu kelime Asur dilinde­ki kigallu (büyük yer) veya arallu (ölüler krallığı) ile eski Mısır’daki defin (aşağı dünya) karşılığıdır. Şeol kelimesinin “oy­mak, kazmak, çukurlaştırmak” ve “iste­mek” anlamlarındaki şâal kökünden türediği, şeolün doymak bilmeyen ve her zaman yeni kurbanlar isteyen bir yer ol­duğu için bu adı aldığı rivayet edilmek­tedir[84]. Tevrat’ın Yunan­ca tercümesinde şeol kelimesi, Grek kül­türünde “ruhların vücuttan ayrıldıktan sonra gittikleri yer” anlamına gelen ha-des ile karşılanmış, Kitâb-ı Mukaddes’in Latince tercümesi olan Vulgate’ta ise in-fernus (aşağı, alt tabaka), inferi (cehen­nemler), inferus (aşağıda olan) şeklinde çevrilmiştir.

Seol kelimesi Ahd-i Atîk’te ilk defa Hz. Ya’küb’un, oğlu Yûsuf için tuttuğu yas münasebetiyle zikredilir. Hz. Ya’küb, Yû­suf’u bir canavann parçalayıp yediğini düşünerek, “Oğlumun yanına, ölüler di­yarına (şeol) yas tutarak ineceğim” de­miştir. Ahd-i Atîk’teki bu ve benzeri İfadeler ölümle her şeyin bitmediğini, ölüm sonrasında başka bir hayatın mevcut olduğunu göstermekte­dir. Ahd-i Atîk’e göre şeol yerin derin-liklerindedir; ışığın nüfuz edemediği karanlık bir yerdir; girişi kapılarla kapalıdır; oraya bir defa girildi mi tekrar hayata dönmek için çıkmak mümkün değildir; orası bütün canlıların varacakları bir yerdir; ora­da oturanlar “refaîm/rephaim” (zayıf­lar) diye adlandırılır; ölüler diyarı hiç doymaz; insanları yutmak için ağzını açmış bir dev gibidir. Şeol için “he­lak çukuru”, “karan­lık diyar”, “unutma diyarı” da denilmek­tedir; çünkü oraya giren unutulacak ve bir daha anılmayacaktır. Dünyadaki durumları ne olursa olsun bütün canlılar şeol diyarına gidecekler­dir.

Ahd-i Atîk’te şeol. bütün ölüler için müşterek bir ikamet yeri olarak kabul edilmekle birlikte iyilerin mükâfat, kötülerin azap göreceği bir yer olarak da gösterilmektedir. Apokrif kitaplardan Assomption de Moise’e göre iyilerin mükâfat göreceği cennetin yanında, Secrets d’Henoch’a göre onun kuzeyinde bulunan cehen­nem, yahudi inancında günahkârlar için bir işkence ve azap yeridir. Büyük günün muhakemesinden sonra suçlular oraya atılacaklar, sünnetli olanlar oraya girme­yeceklerdir. Tanrı ile İsrâiloğulları ara­sında sünnet ile tesbit edilen ahid o de­rece önemlidir ki İsrail soyundan gelen biri cehenneme mahkûm olsa, bu kısa bir müddet için de olsa, sünnet derisi kendisine iade edilecektir.

Cehennemdeki azap ateş, duman, su­suzluk ve karanlık şeklinde olacaktır. Ba­zı yahudi bilginleri âhirette kefaret öde­yerek günahtan arınmanın ve âhirette azaptan kurtulmanın mümkün olmadı­ğını savunurlar. Ancak bazı metinlere göre yaşayanların dua ve sadakaları ölü­yü cehennemden kurtarabilir. Günahı az olanlar cehennemde on iki ay kalıp çı­kacaklar, diğerleri orada ebediyen kala­caklardır. Dinlerinden dö­nen yahudiler için azap ebedîdir. Orası geri dönülmeyen, derin, gizli, her şeyin toz ve koyu karanlıklarla karartıldığı bir yerdir. Le livre d’Henoch’a göre cehennem yerin altındaki bir uçurum ve ateştir; kötüler oraya hapsedilir; oradakilerin affedilme umutları yoktur. Secrets d’Henoch’a göre ise cehennem çok so­ğuk, karanlık ve ateşlidir; günahkârlar orada hem donar hem yanarlar. Oradakiler duyulardan tamamen mahrum olmayıp uyuyanlar gibi zayıf ve sessizdirler. Yeryüzünde olanlardan haberdar değil­dirler; Tanrı’ya hamdedemezler. Kötülerin ce­hennemdeki azap şekli daha çok ateş­ledir. Kö­tüler orada korkunç bir azaba uğraya­caklar, ateş ve kurt onların bedenlerini yok edecektir. Sünnetsiz ölenler ve kılıçla öldürü­lenler de (kâfirler) en aşağı tabakaya atı­lacaklardır.

Yahudi literatüründe cehennemin çöl­de, denizde ve Kudüs’te kapılarının ol­duğu, bir girişinin Kudüs yakınlarındaki Hinnom vadisinde bulunduğu, cehenne­min gökte veya karanlık dağların ötesin­de olduğu da ifade edilmektedir. Cehennem kapılarının bekçileri vardır. Orada işkenceye dünyada günah işleyen organdan başlanır. Yakma ve du­manla boğma azap türlerindendir. Ce­hennemde cumartesi günü azap yok­tur. Kötüler bazan ateşe bazan da buz­lara atılır.

Ahd-i Cedîd’de cehennem, yahudi İnan­cında olduğu gibi şeolün kötülere tah­sis edilen kısmıdır. Hıristiyan inancına göre Hz. îsâ çarmıha gerildikten sonra yer altındaki şeolün iyiler kısmına (lirn-bos) inmiş, iyileri oradan çıkararak on­lara semanın kapılarını açmıştır. Cehen­nem artık sadece semada olmayan ölü­lerin ikamet yeridir. İncil’lerde Hz. îsâ oradan “cehennem”, “cehennem ateşi”, “fırın ateşi”, “ebedî ateş” ve “sön­mez ateş” diye bahsetmektedir. Ayrıca bu yer “karanlıklar ve ceza yeri”, “uçurum”, “kükürt ve ateş gölü” şeklinde de nitelendi­rilmektedir.

Ahd-i Cedîd’e göre cehennem şeytanın ve cehennemliklerin ceza yeridir; günahkârlar öldükten hemen sonra oraya inerler; ruh ve vücutlarıyla azap çekerler. Orada koyu karanlıklar içinde, ölmeyen kurt­lar ve sönmeyen ateşle korkunç azaplar vardır. Hiristiyan kutsal metinleri cehennemdeki aza­bın ateşle olacağını ve ebedîliğini vur­gular. Hz. îsâ cezanın suçlara göre olacağını belirtmiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi