Casiye Suresi Konuları, Özellikleri, Fazileti, Kaçıncı Sure, Kaç Ayet, Hakkında Bilgi

0
40

Câsiye Sûresi, Kur’ân-ı Kerîm’in kırk beşinci sûresi.

Mekke devrinde muhtemelen Duhân sûresinden sonra ve Ahkâf sûresinden önce nazil olmuştur. “Hâ-mîm” ile baş­layan ve Mushafta ardarda gelen yedi sûrenin altıncısıdır. Kûfeliler’in sayımına göre otuz yedi. diğerlerine göre otuz al­tı âyettir. Bu fark. sûre başındaki “hâ-mîm” harflerinin müstakil bir âyet sayı­lıp sayılmamasından ileri gelmektedir. Fâsıla’sı harfleridir. Adını, yir­mi sekizinci âyette geçen ve “diz çök­müş” veya “bir araya gelmiş” anlamları­na gelen câsiye kelimesinden alır. Ayrı­ca on sekizinci âyetteki şeriat ve yirmi dördüncü âyetteki dehr kelimelerinden dolayı bu sûreye Şeriat sûresi ve Dehr sûresi de denilmiştir.

Kaynaklarda nüzul sebebi hakkında herhangi bir olaydan söz edilmemekte­dir. Diğer Mekkî sûrelerde olduğu gi­bi bunda da iman ve itikad konuları ele alınmakta, özellikle âhirete iman mese­lesi üzerinde durulmaktadır. Sûre birbi­riyle bağlantılı olan üç ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde(Ayet 1-11) vahyin önemine ve buna inan­manın gereğine dikkat çekilmektedir. Çünkü vahiy yegâne galip ve hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir. Vahiy ha­berlerinin doğruluğunu ve Allah’ın üs­tün kudretini gösteren deliller o kadar çoktur ki yaratılış ve hayat olaylarından ibret alanlar için buna inanmak güç de­ğildir. Yeniden dirilişi inkâr edenler, ku­ruyup ölmüş olan yerin gökten yağan yağmur sayesinde yeniden canlandığını görmezler mi? Aslında Kur’an bir hidâ­yettir. Fakat kâfirler kibirleri ve günaha olan meyilleri yüzünden iman etmeye yanaşmazlar; ayrıca âyetleri hafife alır. onlarla alay ederler. Birinci bölüm, söz konusu inkarcılara maddî ve manevî et­kisi büyük bir azabın uygulanacağını bildiren âyetle son bulur. İkinci bölümde(Ayet 12-21) ilâhî vahyin doğruluğunu is­pat eden aklî ve naklî deliller sıralanır. Göklerde, yerde ve denizlerde Allah’ın kudretini gösteren olaylara dikkat çekil­dikten sonra vaktiyle İsrâiloğulları’na da kitap, nübüvvet ve hikmet verilmiş ol­duğu hatırlatılır ve Allah’ın peygamber göndermesinin yadırganacak bir şey ol­madığı anlatılır. Zalimler birbirinin yardımcısıdır; ancak onların çabalarının pey­gamberi görevinden vazgeçirmeye yet­meyeceği, çünkü Allah’ın iyilerin dostu ve yardımcısı olduğu bildirilir. İkinci bölüm. Kur’an’ın basîret ve rahmet vesile­si olduğunu, hiçbir zaman inananlarla inanmayanların aynı değerde olmadığı­nı bildiren âyetle son bulur. Üçüncü bö­lüm(Ayet 22-37), âhirete ve hesap günü­ne inanmayanların düşünce tarzına ve zihniyetlerine yer verir, bu zihniyetin ne kadar temelsiz ve tutarsız olduğunu açık­lar. Nefsanî düşünce ve arzularını putlaştıranlar. “Bize göre hayat bu dünya­da yaşadığımız hayattan ibarettir, bizi ancak zamanın akışı (dehr) helak eder” derler. Bir de, “Madem ki öldükten son­ra yeniden dirilmek varmış, öyleyse hay­di bize ölmüş atalarımızı diriltip getirin” gibi sözler sarfederler. “Âhiret hakkın­da bir şey bilmiyoruz, fakat Öyle bir şey olacağını da sanmıyoruz” diyerek zan üzerine hüküm yürütürler. Halbuki Al­lah’ın sözü haktır ve kıyamet mutlaka kopacaktır. İnsanların bütün fiilleri kay­da geçmiş olup o gün bu fiillerinin kar­şılığını göreceklerdir. İman edip iyi işler yapanlar ilâhî rahmete ve büyük mükâ­fata nail olacaklardır. Kibir ve inatları yüzünden Allah’ın âyetlerini alaya alanlar ve dünya hayatına aldanıp inkâra sa­panlar ise cehenneme atılacaklardır. On­lar cehennemde âdeta unutulacaklar, kendilerine ne ilgi gösterilecek ne de özürleri dinlenecektir. Sûre, bütün âlemlerin rabbi olan. göklerde ve yerde ken­disinden başka azamet (kibriyâ) sahibi bulunmayan Allah’a hamd ve tazimle son bulur.

Câsiye sûresini okumanın faziletine dair Übey b. Kâ’b’dan nakledilen ve bazı tefsir kitaplarında yer alan, “Hâ-mîm — Câsiye sûresini oku­yan kimsenin günahlarını kıyamet gü­nünde Allah bağışlar ve heyecanını tes­kin eder” anlamındaki hadisin ve ben­zerlerinin mevzu olduğu kabul edilmiş­tir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi