Çanak­kale Boğazı Hisarı Tarihçesi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Çanak­kale Boğazı Hisarı, Marmara denizine girişi kontrol eden Çanakkale Boğazı kalelerinden biri.

Eski adıyla Kal’a-i Sultâniyye, Çanak­kale Boğazı’nın en dar yerinde ve Rume­li yakasındaki Kilitbahir (Kilîdü’l-bahr) Hisarı’nın tam karşısında bulunmaktadır. Batı kaynaklarında buraya Dardanel hi­sarlarından Anadolu veya Asya Hisarı denilmektedir. Boğazın aşağı kesiminde sonraları yeni kaleler yapıldığında da ba­tıdaki Kal’a-i Sultâniyye ile karşısındaki Kilitbahir’e Eski Hisarlar adı verilmiştir. İkisi arasındaki mesafenin 1200-1250 m. kadar olduğu söylenir.

Çanakkale Hisan’nın iki tarafı denize, bir cephesi İse karaya bakmaktadır. Dör­düncü cephesini Kocaçay olarak adlan­dırılan akarsu sınırlar. Hisarın yanında­ki yerleşme yeri vaktiyle çanak-çömlek yapımı ile tanındığından kale de halk ta­rafından bu adla anılmıştır. Ahmet Rasim (Dz. albayı), buraya Çimenlik Kalesi de denildiğini bildirir, yanındaki akarsu­yun adını ise Sarıçay olarak kaydeder.

Çanakkale Hisan’nın ne zaman yapıl­dığını kesin olarak belirtecek bir belge­ye şimdiye kadar rastlanmamıştır. Evli­ya Çelebi’nin “Kal’a-i Sultâniyye” başlığı altında 1069 (1658) yılında yapılmakta olduğunu bildirdiği kale veya hisar, Ça­nakkale’deki bu yapı olmayıp IV. Mehmed’in annesi Turhan Sultan tarafından yaptırılan Seddülbahir Kalesi’dir. E. Hak­kı Ayverdi, Evliya Çelebi’nin Kilitbahir Kalesi hakkında yazdıklarını burası ile il­gili sandıysa da bu bir yanılmadır.

Fâtih Sultan Mehmed tarafından bo­ğazı kontrol altında tutabilmek için Ana­dolu ve Rumeli yakalarında karşılıklı iki tahkimat yapıldığını dönemin vekâyi’nâ-meleri bildirmektedir. Tursun Bey bu kaleleri. “Ve Akdeniz tarafında. Gelibolu altında Ece ovası demekle mâruf bir kı­sık yeFde bu akar denizin iki tarafına birbirine mukabil iki kala yaptırdı. Biri­ne Kilîdü’l-bahr ve birine Sultâniyye ad verdi. Boğaz kesen tertibince bunlara da mehîb toplar kurdu ki Akdeniz ta­rafından dahi icâzetsiz kuş uçurmazlar. Çün iki taraftan düşman gelecek yol komadı” diyerek anlatır. Bizanslı müellif Kritoboulos da Çanakkale Boğazindaki kaleleri Fâtih Sultan Mehmed’in yaptır­dığını kaydeder. Kritoboulos’un verdiği bu bilgide bir yanılma olabileceğine pek ihtimal verilemez. Çünkü İmroz adası beyi olan bu Bizanslı Fâtih’e yaklaşarak onun yardımıyla adasında Türk himaye­sinde bir Rum idaresi sürdürmek gayretindeydi. XVI. yüzyılda Pîrî Reis de bu kalelerin Fâtih tarafından yaptırıldığını ve gemilerin geçiş rüsumu ödediklerini bildirmektedir. Ayrıca Pîrî Reisin Kitâb-ı Bahriyye’sinde her iki kalenin ana çiz­gileri bakımından gerçeğe uygun birer resmi yer alır. İtalya’da Bologna Üniver­sitesi Kütüphanesi’nde bulunan ve Luigi Ferdinando Marsili (ö. 1730) tarafından elde edildiği bilinen. Sultan IV. Mehmed zamanında (1648-1687) Seyyid Nuh adın­da bir denizcinin düzenlediği Deniz Ki­tabında da Kal’a-İ Sultâniyye. aynı esas­lar içinde gerçekçi biçimde bir minyatür gibi renkli olarak tasvir edilmiştir.

İstanbul’a deniz yoluyla gelen yaban­cılar Çanakkale Boğazı hisarlarından se­yahatnamelerinde bahsederler. Seyyah­lardan bazıları hisarların resimlerini de yapmışlardır. Nitekim 8 Ağustos 1544′-te gemisini Çanakkale Hisarı önünde de­mirleyen Jerome Maurand. boğazın her iki yakasındaki hisarların çok basit kro­kiler halinde resimlerini çizmiştir. Bu re­simlerde Kal’a-i Sultâniyye, denize ka­dar inen beden duvarları ve kuleleri or­tasındaki iç kalesiyle tasvir edilmiştir. Böylece 1544 yılında hisarın şimdiki bi­çimini almış olduğu ortaya çıkmaktadır.

Hisarın dışarı açılan kapısının üstün­de 1,37X0,58 m. ölçüsünde iki satır halinde Türkçe bir kitabe vardır. E. Hakkı Ayverdi. murçlanarak kasten tahrip edilen ve bu yüzden tamamı okunamadığı gibi bazı kısımları da şüpheli kalan bu kitabenin 978 (1570-71) tarihini ta­şıdığını ve yapının Kilitbahir Kalesi’ndeki 948 (1541-42) tarihli Kanunî Kulesi-nin tamamıyla benzeri olduğunu ileri sür­mektedir. Gerçekten de kitabenin son mısraında 978 tarihi seçilebilmektedir. Bu da hisarın hiç değilse bu kapının bu­lunduğu kısmının Sultan II. Selim döneminde bir değişikliğe uğradığını veya tak­viye edildiğini İspatlar. Kale belli başlı mimari elemanları ile daha önce tamam­lanmış bulunuyordu.

Hisarın çeşitli yüzyıllarda Batılı sey­yahlar tarafından çizilen resimleri, bu tahkimatın sadece dış görünüşü hakkında fikir vermektedir. Hisarın güzel bir resmi Ve­nedik’te Bİblioteca del Museo Civico Çor-rer’de bulunmaktadır. Bir Türk ressamı tarafından 1660 yılı civarında meydana getirildiği tahmin edilen bu resimde Çanakkale Boğazı’nın her iki kalesi de ga­yet iyi bir şekilde tasvir edilmiştir. Bu­rada Kal’a-i Sultaniyye’nin dört köşe mi­marisi, aşağı seviyeden, herhalde deniz sathından ateş eden toptan, ortasında­ki iç kale ve avluyu dolduran evler işa­retlenmiştir. Ancak resimde, karenin kö­şelerinde kuleler gösterilmişken aralar­daki kuleler işaretlenmemiştir. Türk-Ve-nedik savaşları münasebetiyle Venedik’­te basılan bir albümdeki bir gravürde de hisar oldukça ayrıntılı ve gerçeğe da­ha uygun biçimde tasvir edilmiştir.

1579 yılında İstanbul’a gelen Philippe du Fresne-Canaye, yurduna dönerken gemilerinin birkaç gün Çanakkale önün­de demirlemek zorunda kaldığını belir­terek şu bilgileri verir: “Marmara’dan gelen her gemi burada üç gün kalarak sıkı bir kontrolden geçirilir. Anadolu ya­kasındaki kale (Kal’a-i Sultâniyye) geniş bir düzlüğün ucundaki burunda inşa edildiğinden karşıdakinden daha muhkem­dir. Etrafında derin su hendekleri var­dır. Burada, içinde pek çok top bulunan bir düzlük bulunur. Bu kaleler İstanbul’un anahtarları olduğundan Türk Devletinin emniyeti bu İki kaleye bağlıdır”. Seyyah ayrıca tamamen kıyıda olan hisarın, her birinde birer top bulunan yirmi beş otuz kadar top menfezi olduğuna İşaret eder. Bunların hepsi de deniz yüzeyinden atış yapabildiği için ne kadar küçük olursa olsun bir deniz aracının isabet almaksı­zın boğazdan geçemeyeceğini belirtir. Nicotas de Nicolaî, ilk baskısı 1567’de yapılan seyahatnamesinde, “her ikisini de Sultan II. Mehmed’in inşa ettirdiği” iki kaleden Anadolu tarafında olanın ka­re şeklinde, her köşesinde yuvarlak bir burç bulunan bir plana göre bataklık bir düzlükte yapıldığını, etrafının da bağlık ve bahçelik olduğunu söyler. Ortadaki avlusunda ise çok yüksek kare şeklinde bir kule bulunur. Bunun üst terası her tarafa hâkimdir. Bütün hisar oldukça iyi bir hendekle çevrili ve mükemmel top­lara sahiptir. Şehir tarafındaki kapının dışında, üzerinde pazar kurulan geniş bir meydan ile güzel bir cami vardır.

Fransa kralı tarafından 1700 yılında Doğu’ya gönderilen Joseph Pitton de Tournefort’un seyahatnamesinde, herhalde yanındaki ressam Aubriet tara­fından çizilen gravürde köşe kuleleri, su hizasındaki top mazgalları ve ortasında­ki iç kalesiyle Kat’a-i Sultâniyye’nin de bir resmi bulunmaktadır. İli. Selim za­manında İstanbul’da uzun yıllar kalan J. Melling, gravürleriyle ünlü seyahatname­sinde Çanakkale Boğazı’nı ve iki kıyısın­daki hisarların resimlerini yayımlamış, burada Kal’a-i Sultâniyye’yi basit bir şe­ma ile belirtmiştir.

XIX. yüzyılda ihmale uğradığı anlaşı­lan hisarın deniz tarafındaki dış duvarı ile burçları Sultan Abdülaziz devrinde 1863’e doğru yıktırılmış, buraya toprak tabyalar yapılmıştır. Bu arada mimari bünyesi de değiştirilmiş, bilhassa eski mazgallar bozularak daha geniş açıklık­lar meydana getirilmiştir. Havadan çe­kilen bir fotoğrafta deniz tarafındaki duvar ve burçların izleri görülebilmek­tedir. Bakımsız kalan hisar I. Dünya Sa-vaşı’nın ardından geniş Ölçüde tahrip edi­lerek içindeki ahşap katlar sökülmüş ve taşlan çevredeki yapılarda kullanılmıştır.

Çanakkale Hisarı, H. Högg tarafından bir doktora tezinde[196], İsmail Utkular tarafından doçentlik tezinde[197] işlendikten sonra daha etraflı olarak E. Hakkı Ayverdi tarafından incelenerek elde edilen bilgiler yayımlan­mıştır. İsmail Utkular’ın rölövelerinden daha doğru olan çizimler, burada yedek subay olarak bulunan Sadettin Feyz adlı mimarın rölövelerine dayanır.

Anlaşıldığına göre hisar tam bir kare seklinde değildir. Şimdi yıkık olan deniz tarafındaki kenarının yamuk biçimde olduğu tesbit edilmiştir. Kuzey cephesi 139, güney cephesi 125. batı cephesi 101, doğu cephesi 98 metredir. Doğu köşe­sindeki kule on iki köşeli, diğerleri ise yuvarlaktır. Güney ve kuzey cephelerinin ortalarında birer küçük kuleden başka doğu cephesinde de ortada beş cepheli çıkıntılar halinde bir çift küçük kule da­ha vardır. İç avlunun ortasında heybetli bir kitle halinde dikdörtgen planlı dört katlı iç kale yükselir. Bu avluda iç kale­nin doğu tarafında yuvarlak planlı, pen-ceresiz bir yapı olan ve yanlış olarak ha­mam denilen cephanelik bulunur.

Sur duvarının kalınlığı 4,50 – 5,20 m. arasında değişen hisarın girişi, kuzey cephenin ortasındaki küçük ara burcu­nun içindendir. Burada kapı tam ortada değil sur duvarına bitişik olarak şevli bi­çimde açılmıştır. Kulenin içindeki met­hal dehlizi emniyetli biçimde korunmuş­tur. Bunun güney tarafına bitişik iki kü­çük mekân bulunur. Bunlar, dıştan mer­divenle çıkılan hisar mescidinin alt yapı­sını teşkil ederler. İçten 12,12 x 5,24 m. ölçüsünde, ince uzun dikdörtgen biçimin­de olan mescidin burcun üstüne otur­tulan minaresinin alt kısmı taş, gövdesi tuğladır. Şerefe çıkmaları, beş sıra tes­tere dişi biçiminde yerleştirilmiş tuğla­larla sağlanmıştır. 1914-1918 harbinde isabet eden bir top mermisi yüzünden yansı yıkılmış durumda olan minare göv­desi 1968’den sonraki yıllarda tamir edil­miştir. Mescidin kıble yönünü vermesi için sağ köşede yapılan mihrabı tuğla­dan mukarnaslara sahipti. Kapı kemeri ise bu kadar mütevazi bir yapıya ters düşecek derecede itinalı işlenmiş, çift renkli ve geçmeli mermerlerden yapıl­mıştır. Sultan Abdülaziz devrinde iç av­lunun güney tarafına kiremit örtülü da­ha büyük bir mescid inşa edilmiştir. Mi­naresi olmayan bu mescid. dıştan dışa 12 x 15 m. ebadında ahşap bir yapıdır. Her iki mescid bir ara, vakit namazla­rında askerlerin, cuma, bayram ve ra­mazanlarda ise halkın ibadetine açıktı. Ancak kale son yıllarda boğaz kuman­danlığı emrinde müze olarak kullanıldı­ğından mescidlerden ibadet maksadıyla faydalanılama maktadır.

Avlunun ortasında yükselen iç kale, 28,70 x 42,50 m. ölçüsünde bir dikdört­gen şeklindedir. En altta duvar kalınlığı 7 metreyi bulan bu basküle, Batı askerî ve şato mimarisindeki donjonları andı­rır. Hisarın, tam karşısında olan bir taş merdivenle çıkılan girişinin sivri Türk ke­merinin iki yanında Antikçağ’a ait dev­şirme parçalar kullanılmıştır. Bunlardan biri mermerden yontulmuş bir koltuk­tur ve bir söylentiye göre Fâtih Sultan Mehmed burada oturmuştur.

Yüksekliği 20 metreyi bulan iç kale. en yüksek kuleyi 8 m. aştığından hisa­rın ortasında heybetli kitlesini daima bel­li eder. İçindeki katlardan ikisinin döşe­meleri ahşaptı. İlk kattan ikinciye İki ta­raflı taş merdivenlerden ulaşılmasına karşılık ikinci kattan üçüncüye ahşap da­yama merdivenlerle çıkılıyordu. Üçüncü kattan en üstteki terasa ise ortada bu­lunan çekirdek içindeki taş merdivenler­den ulaşılıyordu. Bütün bunlardan, iç ka­lenin tahkimat mimarisinin en emniyet­li buluşları ile meydana getirildiği anla­şılmaktadır.

Çanakkale Hisarı, Osmanlı dönemi Türk askerî mimarisinin en başta gelen örnek­lerinden biridir. Her şeyden önce bu ka­lenin özelliklerini daha iyi belirtecek rölöve ve resimlerinin derlenmesi, etraflı araştırmalar yapılarak eksik elemanla­rın tesbit edilmesi ve su ihtiyacının na­sıl sağlandığının anlaşılması gerekir. Ah­met Rasim,”… Çimenlik Kalesi derunun-daki su. mevkiinden borular ferşedilerek iskeleye kadar …” getirildiğini bildi­rir ki, bu da araştırılması gereken bir husustur. Türk tarihi bakımından oldu­ğu kadar Türk yapı sanatı bakımından da büyük değere sahip olan bu eserin tam ve ilmî etütlere dayalı bir restoras­yonu gereklidir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi