Çaldıran Savaşı Tarihi, Sonuçları, Kim Başlattı, Hakkında Bilgi

59

Çaldıran Savaşı, Yavuz Sultan Selim ile Safevî Hükümdarı Şah İsmail arasında Çaldıran ovasında 23 Ağustos 1514’te yapılan meydan savaşı.

XVI. yüzyıl basılarında İran’da Şiî ina­nışına dayalı bir devlet kuran Şah İsmail, gönderdiği dâî’ler vasıtasıyla Anadolu’­nun birliğini bozacak büyük bir Şiî pro­pagandasına başladı. Bunlardan Şahkulu Baba Tekeli pek çok kimseyi şah ta­rafına çekmeyi başardı ve Kütahya’ya kadar ilerledi. 1512″de Nur-Ali Halife To­kat’ı zaptederek Şah İsmail adına hut­be okuttu. Şah İsmail’in sebep olduğu son karışıklıklar sırasında Anadolu’da 50.000 kadar insan öldü ve pek çok ev yağmalandı. 24 Nisan 1512’de Osman­lı tahtına Yavuz Sultan Selim geçti. Bu arada Şiî propagandası saraya kadar gir­di ve Şehzade Ahmed’in oğlu Murad İran’a İltica etti. Sultan Selim bu şehza­deyi şahtan geri istediyse de şehzade geri gönderilmediği gibi giden elçi de öl­dürüldü. Anadolu’daki bu Şiî faaliyetleri devlet ve millet bünyesinde derin yara­lar açtı ve Anadolu bir savaş sırasında içten çökecek hale geldi.

Böyle bir durumda tahta geçen I. Selim her şeyden önce Safevî meselesini kesin olarak çözmeye karar verdi. Şiî İranlılar’la savaşmak için İstanbul Müftüsü Sangürz Nûreddin Efendi ve Kemalpaşazâ-de’den fetvalar aldı ve hazırlıklara baş­ladı. Bu arada sefere çıkmadan önce Ana­dolu’da Şah İsmail’e taraftar 40.000 ka­dar kızübaş’ı tesbit ettirerek ortadan kaldırdı, böylece hem Anadolu’yu hem de ordusunun gerisini emniyet altına aldı.

Şah İsmail de yanındaki Şehzade Murad’ı Osmanlı tahtının vârisi ilân etti. Bu arada Osmanlılar’a karşı girişeceği sa­vaşta yardım etmesi İçin Memlûk sulta­nına hediyelerle bir elçilik heyeti gönder­di. Dİyarbekir ve dolaylarını şah adına zapteden Ustaçlu oğlu Mehmed Osman­lı padişahına meydan okumaya başladı. Şahın halifeleri de Anadolu’da Şiî halkı isyana teşvike devam ediyorlardı.

Bu durum karşısında Edirne’de top­lanan olağan üstü divanda alınan savaş karan üzerine Sultan Selim İran seferine çıktı ve bunu bir mektupla Şah İs­mail’e bildirdi. Osmanlı ordusu Yenişe­hir, Seyitgazi ve Konya üzerinden Sivas’a geldi. Padişah, muhtemel bir Şiî ayak­lanmasına karşı Sivas-Kayseri arasında hasta ve zayıflardan 40.000 kişilik bir İhtiyat kuvveti bıraktı. Osmanlı ordusu­nun geçeceği yerlerdeki mahsûl, otlak ve meskenlerin şahın emriyle yakılması yüzünden ordu sıkıntı içinde ilerliyordu. Erzincan’da şaha ikinci bir mektup gön­deren Selim onu tekrar savaşa davet et­ti. Bir süre sonra şahtan bir mektup ile içi afyon dolu altın bir kutu geldi. Şah İsmail karışıklık çıkmasını istemediğini, aksi halde kendisinin de savaşa hazır olduğunu bildiriyordu. Sultan Selim hızlı bir yürüyüşle Çermük’e geldi, fakat İran ordusu hâlâ görünmemişti. Buradan Şah İsmail’e bir mektup daha gönderdi. Bu mektupta günlerdir ülkesinde yürüdü­ğü halde ortaya çıkmadığını belirtiyor­du. Öte yandan verdiği söze rağmen şa­hın meydanda görünmemesi, çorak ara­zide büyük sıkıntı çeken asker arasında hoşnutsuzluk doğurdu. Bazı kumandan­ların da gizli tahriklerine kapılan yeni­çeriler Eleşkirt ovasında padişahın ota­ğına kurşun atacak kadar ileri gittiler. Fakat Sultan Selim’in askere hitaben yaptığı sert, kısa ve tesirli konuşma du­rumu düzeltti ve ordu tekrar hareket etti. Bu sırada öncü kuvvetlerden İran ordusunun yaklaşmakta olduğu haberi gelmişti. Osmanlı ordusu 23 Ağustos gü­nü İran Azerbaycanı’nda Çaldıran ova­sına geldi ve bir kısım devlet adamının muhalefetine rağmen hemen savaş için mevzilendi. Defterdar Pîrî Mehmed Çe­lebi (Paşa) ve Yavuz Selim hariç devlet ri­cali ordunun 24 saat dinlenmesini tek­lif etmişlerdi.

Osmanlı ordusunun merkezinde ye­niçeri, topçu, cebeci ve kapıkulu süvari­leriyle Yavuz Sultan Selim vardı. Vezîri-âzam Hersekzâde Âhmed Paşa, ikinci vezir Dukakinzâde Ahmed Paşa, Mustafa Paşa. Ferhad Paşa ve Karaca Paşa gi­bi devlet büyükleri ve din adamları da padişahın yanındaydı. Ordunun sağ ka­nadını Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa ile Zeynel Paşa emrindeki Anadolu ve Karaman askerleri, sol kanadını ise Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa kuman­dasındaki Rumeli askerleri oluşturuyor­du. Ön kısma yerleşen Ayaş Paşa kumandasındaki tüfekli yeniçeriler, araba ve develerden meydana gelen siper geri­sinde bulunuyordu. İki kanadın sonun­da biri 10.000, diğeri 8000 kişilik Ana­dolu ve Rumeli azebleri vardı. Zincirler­le birbirlerine bağlanmış toplann önem­li kısmı azeblerin arkasına yerleştirilmiş­ti. Şehsuvaroğlu Ali Bey Dulkadırlı Türk-menleri’yle öncü. Şâdî Paşa da artçı kuv­vetlere kumanda ediyordu.

Yaklaşık 2500 kilometrelik uzun bir yoldan gelen 100.000 kişilik Osmanlı as­keri ve atlan yorgundu, aynı zamanda yiyecek sıkıntısı vardı. Sayıca en az Os­manlı kuvvetleri kadar olan şahın ordu­su ise dinçti ve Tebriz gibi çok kısa bir mesafeden gelmişti. Topuz, yay ve mız­raklarla donatılmış savaşçıların atlarına çelik eyerler vurulmuştu. Çoğunluğu Us-taclu. Varsak, Rumlu. Şamlu. Kaçar ve Karamanlı Türkmenleri’nden meydana gelen Safevî kuvvetleri çeşitli kuman­danların emrinde bulunuyordu. Şah İs­mail ordusunu sağ ve sol kanat olmak üzere ikiye ayırdı. Sağ koldaki kuvvetle­re bizzat kendisi, sol kol kuvvetlerine ise Ustaclu Muhammed Han kumanda ediyordu. Vezîriâzam Ni’metullah oğlu Emîr Abdülbâki ile Kazasker Seyyid Hay­dar merkezde kalmışlardı. Şah İsmail’in amacı Osmanlı kuvvetlerinin iki kanadı­na birden hücum ederek çevirme hare­keti yapmak ve böylece Osmanlı merke­zî kuvvetlerini arkadan vurmaktı. Sah ayrıca Osmanlı ordusu içindeki kızılbaş-ları kendi tarafına çekerek rakibini içe­riden de yıkmak istiyordu. Yavuz’un yor­gun askerleri hemen savaşa sokmasının en büyük sebebi de şahın bu tür faaliyet­te bulunması ihtimaline engel olmaktı.

Çaldıran Savaşı, 23 Ağustos çarşam­ba günü şahın emrindeki 40.000 seçkin süvarinin saldırısıyla başladı. Aynı anda Ustaclu Muhammed de Anadolu ve Ka­raman kuvvetlerine saldırdı. Fakat Ana­dolu Beylerbeyi Sinan Paşa’nin yapılan plan gereğince askerleri hızla geri çeke­rek Safevî askerlerini Türk topçularıyla karşı karşıya getirmesi ve topçulann hep birden ateş açmaları üzerine Şiî ordusunun bu kanadı perişan oldu. Başta Ustaclu oğlu olmak üzere pek çok Safe­vî kumandanı öldü. Sinan Paşanın kuv­vetleri ayrıca Abdülbâki Han kumandasındaki İran piyadelerini dağıttı ve bu hanı da ortadan kaldırdı, kaçanlar ise şahın yanına gittiler. Osmanlı merkez kuvvetlerine saldıran Şah İsmail top ve tüfeklerin etkili ateşi karşısında çekil­mek zorunda kaldı. Ardından Osmanlı or­dusunun sol kanadına hücuma karar ver­di ve Malkoçoğlu Ali Bey ile kardeşi Tur Ali Bey”İn zayıf kuvvetlerine saldırdı. Bü­yük kahramanlık göstermelerine rağ­men hemen yardımcı kuvvet yetişemediğinden bu iki kardeş şehid oldular. Da­ha sonra asıl kuvvetler üzerine yönelen İran Şahı kısa sürede azebleri da dağı­tarak Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa’nın kumandasındaki sol kol kuvvetlerinin üzerine yürüdü. Bu koldaki Osmanlı kuv­vetleri önceden hazırlanmış planı uygu-layamamış, toplann önündeki azebier zamanında geri çekilemediği için toplar­dan gereği gibi fayda lan ila ma mı ştı. Ha­san Paşa’nın da ölümü bu kanadın çözülmesine ve askerlerin padişaha doğru kaçmasına sebep olmuştu. Sultan Selim Rumeli askerlerinin oluşturduğu sol ka­nada yardım için hemen yeni kuvvetler şevketti. Tüfekli yeniçerilerin müdaha­leleri savaşın seyrini değiştirdi. Şah İs­mail hemen hücum yönünü değiştirerek Osmanlı artçı kuvvetlerine saldırdıysa da başarılı olamadı. Osmanlı merkezî kuv­vetlerinin topluca savaşa girmesi, Şah İsmail’in bir tüfek kurşunu İle yaralan­ması ve atının yere yuvarlanması Safe­vî hükümdarına çok tehlikeli anlar ya­şattı. Bir Osmanlı süvarisinin üzerine yü­rüdüğü sırada kendisine çok benzeyen yakın adamı Mirza Ali’nin “Şah benim” diyerek teslim olması İran şahını kur­tardı.

Ümit kalmadığını anlayan şah önce Tebriz’e, buradan da Dergüzîn’e kaçtı. Onun yaralanıp kaçmasından sonra İran ordusu daha fazla direnemedi ve dağıl­dı, savaş da Osmanlılar’ın kesin galibi­yetiyle sonuçlandı. Bu meydan muhare­besinin kazanılmasında Yavuz’un savaşı olağan üstü başarıyla yönetmesinin ya­nında istenildiği yere çevrilebilen seyyar toplann çok büyük rolü olmuştur.

Zaferden sonra Şiî ordugâhı. Şah İs­mail’in hazineleri, hanımları ve emîrleri Osmanlılar’ın eline geçti. Savaşta her iki taraftan pek çok asker öldü. Osmanlılar’dan Rumeli beylerbeyi ile on sancak beyi hayatını kaybetti. Çaldıran Zaferi’nden sonra Yavuz Sultan Selim Tebriz’e hareket etti ve halka aman vererek 5 Eylül’de şehre girdi. Bir hafta kadar Teb­riz’de kalan Sultan Selim şahın hazine­lerini ve bazı sanatkârları alarak yola çık­tı. Kışı Karabağ’da geçirmek istediyse de yeniçerilerin muhalefeti üzerine Kars ve Bayburt üzerinden geriye hareket et­ti. Bu arada zaferi bildirmek için kom­şu devletlere fetihnameler yazılıp gön­derildi.

Yavuz Selim Amasya’da iken Şah İs­mail’den bir elçilik heyeti geldiyse de Os­manlı padişahı bu heyeti kabul etmedi. Bu arada Kemah Kalesi alındı. Sultan Selim’in Kemah’a gelmesi üzerine Şah İsmail Erdebil’e çekildi. Ay­rıca harekât sırasında Osmanlı yiyecek kollannı vuran Dulkadıroğulları’nın ülke­si alınarak Maraş ve Elbistan Osmanlı topraklarına katıldı. Daha sonra İstan­bul’a hareket eden Suttan Selim 11 Temmuz’da şehre girdi ve hemen Çaldıran­dan dönerken yapılan yeniçeri ayaklan­malarını tahkik ettirerek ocak ağalarını sorguya çektirdi ve olaylarda dahli bu­lunan bazı devlet adamlarını idam ettir­di. Tâcîzâde Çâfer Çelebi de bunlardan biridir. Askeri zapturapt altına almada kusuru görülen Hersekzâde Ahmed Pa­şa ile ikinci vezir Dukakinzâde Ahmed Paşa Amasya’da görevlerinden alınmışlardı. Bunlardan Dukakinzâde, Dulkadıroğlu ile ittifak yapıp mektuplaştığı anlaşılınca bizzat Selim tarafından yara­lanmış ve daha sonra da onun emriyle öldürülmüştür.

Bu sıralarda Şah İsmail’den gayet yu­muşak üslûpla yazılmış barış mektubu ile birlikte bir elçilik heyeti daha gelmiş­se de Yavuz İran şahının sözlerine gü­venmediğinden gelen elçileri hapsettirmiştir.

Çaldıran muharebesinden sonra baş­ta Diyarbekir olmak üzere birçok Doğu Anadolu şehri Osmanlılar’ın eline geçti. Böylece Selçuklulardan sonra bozulan Anadolu birliği tekrar ve kalıcı olarak sağlanmış oldu. Bıyıklı Mehmed Paşa Diyarbekir beylerbeyi ligine getirildi, ta­rihçi İdrîs-i Bitlisî de müşavir olarak onun yanına verildi. İdrîs-i Bitlisfnin gayret­leriyle Harput Meyyâfârikîn. Bitlis, Hıs-nıkeyfâ, Urfa, Mardin, Cezîre ve Rakka’-ya kadar Güneydoğu Anadolu bölgesi ile Musul dolaylan Osmanlı idaresine geç­ti. Tebriz-Halep ve Tebriz-Bursa İpek yolu Osmanlılar’in kontrolüne girmiş oldu. Şiî inancının yayılması büyük ölçüde dur­duruldu, geçici de olsa Safevî tehlikesi ortadan kalkt. Bu zaferden sonra Ya­vuz Sultan Selim “şah” unvanını kullan­maya başlamış, hatta bu unvan “Sultan Selim Şah” diye sikkelere de işlenmiş­tir. Yavuz’dan sonra gelen padişahlar da aynı unvanı kullanıp kendi dönemle­rinde basılan paralara işlediklerinden bu unvanla basılan paralara “şahı” den­miştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi