Çakırağa Konağı -Birgi- Nerede, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

39

Çakırağa Konağı, Birgi’de Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan konak.

İnşa tarihi tam olarak tesbit edileme­yen konağın. Osmanlı baroğunu yansı­tan mimari ayrıntılarından ve süsleme unsurlarından hareketle, I. Abdülhamid (1774-1789) veya III. Selim devrinde (1789-1807) yapıldığını söylemek mümkündür. Konağı inşa ettiren ve Birgi halkı arasın­da “Çakırlar’ın Tahir Bey” adıyla anılan kişinin, o tarihlerde dericiliğin canlılığı­nı koruduğu bu şehirde debbağhâneleri bulunan varlıklı bir zat olduğu söylen­mektedir. Cumhuriyet döneminde yerli ve yabancı birçok araştırmacının dikka­tini çeken konak, Ödemişli hukukçu ve sanat sever Mutahhar Başoğlu’nun himmetleriyle onarılarak çökmekten kurta­rılmış ve yine aynı zatın teşebbüsleri sonucunda kamulaştınlarak müzeye dönüş­türülmüştür.

Konağın günümüze ulaşabilen kısmı­nın, asıl ana binayı teşkil eden harem bö­lümü olduğu anlaşılmaktadır. Arka bahçede bulunduğu tahmin edilen selâmlık ve diğer müştemilâtın bütünüyle orta­dan kalkmış olmaları sebebiyle konum­larını ve mimari özelliklerini tesbit ede­bilmek mümkün değildir. “U” biçiminde bir kitle içinde toplanan harem bölümü üç katlı olup dış sofalı. eyvanlı. çift köşk odalı bir tasarım sergiler. En eski örne­ğine Topkapı Sarayı’nda Fâtih Sultan Mehmed dönemine ait Hazine Dairesi’n-de rastlanan ve XVII. yüzyıldan itibaren İstanbul çevresinde terkedilmeye başla­narak Anadolu’da ve Rumeli’de yaşatıl­masına devam edilen dış sofalı ev tasa­rımı, bu konakta oldukça simetrik bir düzenleme ile ortaya çıkmaktadır. Yapı sokak cephesinde köşk odaların çıkma­larıyla, avlu cephesinde de minyatür bi­rer köşk niteliğindeki şahnişinlerle zen­ginleştirilmiştir. Ahşap çatkılı duvarlar­da dolgu malzemesi olarak tuğla kulla­nılmış, kuzeydeki avluya açılan sofaların revakları ile eyvan revaklan ise bağdadî tekniğinde yapılmıştır.

Güney yönündeki sokaktan dikdört­gen açıklıklı mütevazi bir kapı ile girilen basık tavanlı, taş döşeli zemin katta din­lenme sekileri, seyislerle ahır uşaklarının odaları ve ahırlar yer alır. Giriş dışında bütünüyle sokağa kapalı olan bu kat. gö­ğüslemelerle takviye edilmiş ahşap di­reklerden meydana gelen bir bölümle avluya açılır. Zemin kat gibi basık tavanlı olan birinci katta kışlık odalarla hizmet­kâr odaları bulunmaktadır. Güneybatı ve güneydoğu köşelerine simetrik bir şekilde yerleştirilen odalar, demir par­maklıklı dikdörtgen pencerelerle aydın­latılmıştır. Bu odaların arasına, Osmanlı baroğuna has birleşik kemerlerden mey­dana gelmiş bir revakla sofadan ayrılan, aynı türde pencerelerin görüldüğü sedir-li bir eyvan kondurulmustur. Birinci kat sofasının ahşap direkleri arasında kor­kuluklar uzanmakta, simetri ekseninde­ki açıklığı da avlu yönüne doğru bir şah­nişinle genişletilmiş bulunmaktadır.

Birinci katın mimari ayrıntı ve süsle­meler bakımından oldukça sade tutul­masına karşılık, yüksek tavanlı ikinci ka­tın, özenli işçiliği ve göz alıcı bezemesiyle dikkat çektiği görülmektedir. Bu ka­tın sofasında ahşap direklerin göğüsle­meleri barok üslûpta yalancı kemerlerle gizlenmiş, birinci kattaki şahnişinin üze­rine de biraz daha ileri çıkan bir ikincisi oturtulmuştur. Sofanın çevresinde, dik açılı iki eksene göre simetrik olarak yer­leştirilmiş dört oda ve bunların araların­da da üç eyvan yer almaktadır. Sokak cephesindeki iki köşk oda ile aralarında­ki eyvan, eğri eliböğründelere dayanan çıkmalarla genişletilmiş, çift sıra pence­relerle ışıklandırmıştır. Dikdörtgen olan alt sıradaki pencereler ahşap kepenkler. korkuluklar ve kafeslerle, basık ke­merli olan tepe pencereleri ise camları renkli çift cidarlı alçı revzenlerle donatıl­mıştır. Eyvanlarda olduğu gibi odalarda da sedirlere yer verilmiş, ayrıca güney­doğu köşesindeki köşk oda hariç diğer­lerine birer ocak yapılmıştır. Pahlanmış köşelerden girilen bu odalar, geleneksel Türk evlerindeki mekân düzenlemesinin belli başlı bütün unsurlarına sahip olma­larının yanında Osmanlı baroğuna has üslûp özelliklerini de en belirgin biçim­de yansıtırlar. Oymalı ve boyalı ahşap ka­pı kanatlarında, cepheleri kıvrımlı yük­lüklerde, aynı kıvrımlı hattı izleyen raf­larda, tavanlarda dikdörtgen panolara (kitabelere) ayrılmış bulunan sıvalı yüzey­lerdeki kalem işlerinde hep bu gelenek­sel-yenilikçi kaynaşması ve barok üslû­bun bütünleyici etkileri görülmektedir. Özellikle iki köşk odada yüklüklerle ta­van arasındaki, köşelere doğru silindirik bombeler yapan duvar yüzeylerine res­medilmiş olan İstanbul ve İzmir panora­maları, yapıyı geç devir halk resmi açı­sından da ilginç hale getirmektedir.

Konağın oldukça farklı görünümler arzeden sokak ve avlu cepheleri, hareketli kitleleri ve uyumlu oranları ile dikkat çe­ker. “Her katta “U” şeklinde avluyu ku­şatan açık sofaların meydana getirdiği iç cephede üstüste bindirilmiş şahnişin-ler, merdivenler ve bağdadî kemerlerin oluşturduğu revaklar hareketliliği sağla­yan başlıca unsurlardır. Sokak cephesin­de ise ikinci kattaki köşk odalarla bun­ların arasındaki eyvana ait kavisli eliböğ-ründelerle ve çift sıra pencerelerle do­natılmış çıkmalar dikkat çekmektedir. Sağır bırakılmış olan zemin kat duvar­ları ile sınırlı sayıda pencerenin yer aldı­ğı birinci kat duvarlarında sıva üzerine, Anadolu Türk mimarisinde en erken ör­neklerine Selçuklu devrinde rastlanan, muhtemelen Antikçağ mimarisinden mül­hem kesme taş örgü görünümünde bo­yama yapılmış, böylece kale duvarı izle­nimi verilen bu kısmın üzerinde, renkli kalem işleriyle ve bol miktarda pencereleriyle ileri doğru çıkan ikinci katn da­ha ihtişamlı durması sağlanmıştır.

Çıkmalarda, pencerelerden artakalan alanlar dikdörtgen panolara taksim edil­miş, bunların içi Osmanlı barok üslûbu­na has süsleme unsurları ile doldurul­muştur. Hemen bütün Batı Anadolu’da­ki benzer örneklerde olduğu gibi mavi. sarı ve koyu yeşil tonların hâkim bulun­duğu bu süsleme unsurları arasında, özel­likle içi somaki görünümü verecek şekil­de boyanıp “S” ve “C” kıvrımlarıyla çer­çevelenmiş beyzî madalyonlar, girlandlar. çiçek demetleri ve vazolar göze çarp­maktadır. Çıkmaların arasında kalan sa­ğır duvar yüzeyleri ise kıvrımları başarılı biçimde gölgelendirilmiş perde resimleriyle tezyin edilmiştir.

Mimari ayrıntıları kadar süsleme prog­ramı açısından da geleneksel Türk mi­marlığı İle Batı kökenli unsurların usta­ca kaynaştınIdığı Çakır Ağa Konağı. Os­manlı baroğunun sivil mimari alanında­ki en başarılı örneklerinden birini teşkil etmekte ve söz konusu üslûbun İstanbul dışındaki yerleşmelerde de benimsendi­ğini açıkça göstermektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi