ÇAĞDAŞ KENT SOSYOLOJİSİ-KENTSEL EKONOMİPOLİT

608

İK

Henri Lefebvre 1960 ve 1970’li yıllardaki yazılarında kent sosyolojisine Marksist bir bakış açısı kazandırmıştır. Bu bakış açısı ile Lefebvre; sermaye yatırımı, kâr, kira ve sınıfsal sömürü gibi kavramların kentsel sosyoloji alanına nasıl dahil edilebileceğ ini göstermiştir. En önemlisi, özellikle gayrimenkul yatırım sermayesinin ikinci bir devre olarak düşünülmesi gerektiğini, yani sermayenin devreleri (circuits of capital) şkrini ortaya atmasıdır. Bu şkre göre, kâr için gayrimenkul piyasasında satı lan araziye yatırım ve daha sonra elde edilen kârla tekrar araziye yatırım yapılır. 1. Ünite – Kavram Olarak Kent Sosyolojisi 11 şikago Okulunu oluşturan bilim insanları yaptıkları araştırmalarda esas anlamak istedikleri kentsel kültüre alışma, bütünleşme (entegrasyon) veya dağılma hususlarıdır. Louis Wirth (1897-1952)

Louis Wirth, nüfusun büyüklüğü, nüfusun yoğunluğu ve nüfusun çeşitliliğinin sonuçlarını analiz eder. Bir nüfus ne kadar büyükse, çeşitlilik ve uzmanlaşma düzeyi o derece yüksek olacaktır. Nüfus yoğunluğu bir yandan sosyal gruplar ve bireyler arasındaki rekabeti artırırken, diğer yandan diğerleri ile yakın yaşamdan kaynaklanan bir hoşgörüye de yol açabilmektedir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra, Eshrev Shevky ve Wendell Bell “Sosyal Alan Analizi” yöntemi (1955), şehirlerdeki alanların, nüfusların sosyal özellikleri (eğitim, meslek, gelir) temel alınarak sıralanmış ve böylece sosyal sınıf ve etnik grupların haritaları üretilmiştir. 5 A M A Ç

Sermayenin birincil devresi (primary circuit of capital) kısaca para yatırımı, işçi alı- mı, ürünlerin üretimi, ürünlerin satışı ve yeniden kâr kazanma olarak tanımlanabilir. Bu şkirlerin yanı sıra Lefebvre’in, sosyal faaliyetler ile etkileşimlerin ve mekânı n birbirine bağlı olduğu şkrini ileri sürmesi de önemlidir. Sosyal etkileşimler için mekân kullanılmaktadır ama bu etkileşimler aynı zamanda mekânı üretirler. Lefebvre mekânın toplumsal değerler ve anlamlara dayalı olan ve aynı zamanda mekânsal algı ve uygulamaları belirleyen bir toplumsal ‘ürün’ olduğunu savunur. Kentsel mekânının toplumun kendini yeniden üretmesi açısından son derece önemli olduğunu ve farklı sosyal sistemlerde farklı biçimler aldığını vurgulamıştır. Temelde devlet ve yatırımcıların kâr için dikkate aldıkları mekânı ‘soyut mekân’ (abstract space) olarak kavramsallaştırır. Buna ek olarak aynı zamanda, gündelik hayatta kullanılan mekânı da ‘sosyal mekân’ (social space) olarak isimlendirir. Lefebvre soyut ve sosyal mekân arasındaki çatışmanın sınıf çatışmasına benzer şekilde kapitalist toplumda temel olduğunu savunmuştur. Lefebvre, algılanan (perceived), kavranan/ tasavvur edilen (conceived) ve yaşanan (lived) toplumsal pratikleri birbirinden ayırır. Algılanan pratikler, uygulamalar şehrin üretim ve yeniden üretimini gerektirir, kavranan/tasavvur edilen (conceived) şehrin temsilini ifade eder ve yaşanan (lived) ise kentin fenomenolojik (bilinçli olarak deneyimlenen) temsilidir. Algılanan mekânsal pratik ampirik olarak görülebilir ve gözlemlenebilirdir. Di- ğer tüm sosyal pratikler gibi mekânsal pratik kavramsallaştırılmadan önce doğrudan yaşanır. Sosyal ve mekânsal pratik “gerçeklik”tir. Kavranan/tasavvur edilen (conceived) mekân kavramsallaştırılan ya da soyut mekândır; diğer bir deyişle, mekânın temsilidir. Bu soyutlamalar bireylerin sosyal ve politik pratiklerinde önemli bir rol oynarlar. Ayrıca mevcut işaretler, kodlar ve bilgiye bağlıdırlar. Bu mekân, uzmanlar, planlamacılar, sosyal mühendis ve bu alanda çalışan diğer uzmanların tasavvur ettiği mekândır. Soyut mekân mevcut üretim tarzının egemen mekânıdır. Diğer yandan yaşanan mekân, doğrudan ilişkili görüntüler ve semboller yoluyla yaşanır. Doğrudan deneyimlenen, sosyal mekândır. Lefebvre için, Batı dünyasında kapitalizmin egemenliği ile toplumsal parçalanma; homojenleşme ve hiyerarşileşme ile belirlenen “soyut mekân”(abstract space) üretimi arasında paralellik vardır. Aynı şekilde Lefebvre, soyut mekânda hüküm süren homojenleştirme güçlerine karşı diyalektik direnç gösteren ve farklılaşarak ayrışan bir mekânın (differential space) oluşma potansiyelinden söz eder.

1970’ler önemli değişiklikler ve mevcut ekolojik bakış açılarına bir eleştiri getirmiştir. Bu girişimler, kentselin analizinde küresel ekonomik yapıların da göz önüne alınması gerektiği yönünde yeni bir katkı geliştirmiştir. Uluslararası ve ulusal ekonomilerin “yeniden yapılanmasının” (restructuring) şehirler üzerinde bariz etkileri vardır. Siyasal iktisat açısından bakıldığında, kentsel alan (sphere) hükümet politikaları ile desteklenmiş piyasa güçlerinin şziksel bir uzantısı olarak düşünülmelidir. Sanayi yatırımlarının yer değiştirmesi, piyasaların uluslararasılaşması, kurumsal rekabetin ulusaşırılaşması, üretimden sermayenin çekilmesi, üretimin sermaye yoğun üretime doğru yönelmesi ve istihdamın servis hizmetlerine kayması yeniden yapılanma süreçlerinin bazılarıdır. 1970’lerin Batı dünyasında büyüyen kentler ile büyüyen siyasi ve iktisadi krizler birlikte tanımlanır olmuştur. Dolayısıyla kentsel yönetimlerin rolü değişmiş, bu değişimlere paralel olarak kentsel kuramlar, küresel ve/veya bölgesel düzeye kadar genişlemeye başlamıştır. Böylece “kentsel siyasal iktisat” kaçınılmaz olarak “yeni kent sosyolojisi” olmuştur. Güç, iktidar, kaynak ve egemenlik kavramları kentsel analizde kullanılmaya başlanmıştır. 12 Kent Sosyolojisi Henri Lefebvre (1901-1991) Lefebvre; sermaye yatırımı, kâr, kira ve sınıfsal sömürü gibi kavramların kentsel sosyoloji alanına nasıl dahil edilebileceğini göstermiştir. Temelde devlet ve yatırımcıların kâr için dikkate aldıkları mekânı ‘soyut mekân’ (abstract space) olarak kavramsallaştırır. Gündelik hayatta kullanılan mekânı da’sosyal mekân’ (social space) olarak adlandırı. Lefebvre soyut ve sosyal mekân arasındaki çatışmanın sınıf çatışmasına benzer şekilde kapitalist toplumda temel olduğunu savunmuştur. Yeni kent sosyolojisinin önemli iddiaları şöyle özetlenebilir: • şehirler belirli bir tarihsel bağlamda ekonomik, siyasi ve sosyal ortamların parçaları olarak kabul edilir. Kentler sadece doğal süreçlerin ürünleri kaldırılacak sayılmaz. şehir, kaynakları ve yatırımları kontrol eden güçlü karar vericiler tarafından yönetilir ve şekillendirilir. • Kaynak dağıtımı üzerine çatışmalar kentsel mekân ve kentsel yaşamı şekillendirir. • Hükümetler kentsel dokuların oluşmasında büyük öneme sahiptir; insanları n nerede yaşayacağı, işletmeler ve rekreasyon (eğlendiren) alanları gibi alanların nerede yer alacağı hakkındaki karar alma süreçlerinde öncü bir rol üstlenmişlerdir. Yerel yönetim veya siyaset de kaynaklar üzerindeki çatışmaları n önemli bir arenasıdır. • Ekonomik yeniden yapılanma yerel toplulukları etkileyen önemli bir faktördür. Ekonominin küreselleşmesi daha küçük şrmaların az ama daha büyük olanlarla birleşmesine yol açar; imalat sanayi de hizmet sektörü tarafından ikame edilir. şehir ve bölgelerin büyümesi de buna göre değişir, bu nedenle örneğin çalışma ekonomisindeki emek biçimine ilişkin değişiklikler insanları n yaşadıkları yerler üzerinde etkiye sahiptir. “Kentsel Sorun” (The Urban Question) (1972) adlı çalışmasında Manuel Castells, şikago okulunun temel yaklaşımlarından biri olan kentin kendi toplumsal örgütlenme yollarını ve davranış biçimlerini ürettiği şkrini eleştirdi. Eleştirisinin temelinde, kente ilişkin asıl sorulması gereken en önemli soru olarak

“Kentseli ne üretti?” sorusu yer almaktadır. Kentsel ekolojistler tarafından çoğunlukla kullanılan “kentlileşme” kavramının aslında bir “mit” (efsane) olduğunu savunmuştur. Ona göre bu mit liberal kapitalizmin toplumsal biçimlerini belirleyen modernliğin ideolojisi üzerine kuruludur. Castells, kentsel sistemin bireylerin kendi emek güçlerini (devlet aracılı tüketimi: kanalizasyon, elektrik, ulaşım, vb. gibi) yeniden üreten bir sistem olduğunu ve bu nedenle kentsel bir analizin parçası olması gerektiğini savunmuştur. Ekonomi politik perspektişnin bir başka temsilcisi ise

David Harvey (1975)’dir. Harvey sermayeyle emeğin tahakkümünün kâr yarattığını Marksist bir bakış açısıyla savunmuştur. “Sermaye birikim sürecinde” yapılı çevrenin (konut, altyapı, alışveriş merkezleri, parklar vb) önemini çalışmıştır. Harvey, kapitalist üretim sürecinde şirketlerin üretime yönelik makine ve hammaddeler için yatırım yapmak yerine artık gayrimenkule yatırım yapmaya başladıklarını ileri sürmüştür. Bu anlamıyla kentsellik, tıpkı bir endüstriyel ‘ürün’ gibi üretilen kentsel mekânın değişim ve tüketim değerini belirleyen en önemli şziksel ve sosyal ortamdır. Bu nedenle, bu yapılı çevrenin üretilme yolu “sermaye birikim sürecinin” bir parçası haline gelir.

John Logan ve Harvey Molotch (1987) siyaset ve ekonominin şehirlerin şekillenmesinde nasıl etkileşim içinde olduğunu tartışır. şehirleri, seçkinler tarafından kontrol edilen “büyüme makineleri” olarak açıklar. Kimdir bu kentsel seçkinler? Uzun bir liste yapılabilir: Politikacılarla, yerel medyayla başlayan, kamu veya yarı kamu kurumları (örneğin ulaşım oşsleri, elektrik kurumları), müzeler, tiyatrolar ya da profesyonel spor takımları gibi kurumlar, akademisyenler, sendikalar, serbest çalışan profesyoneller aynı zamanda kurumsal kapitalistler. Bu seçkinler kendi işlerinin kârını gözeterek kentlerin büyüme hedeşi stratejilerine/eylem planları na destek olurlar. Kentsel siyasal iktisat tarafından geliştirilen yeni yaklaşımlar şöyle özetlenebilir: ekonomik dönüşümlerin kent dokusunu nasıl etkilediğini; kamu politikalarının kentsel alanları ve bölgeleri nasıl analiz edeceğini; kentsel mahallelerde yapılan 1. Ünite – Kavram Olarak Kent Sosyolojisi 13 Manuel Castells (1942-) Castells, kentsel sistemin bireylerin kendi emek güçlerini (devlet aracılı tüketimi: kanalizasyon, elektrik, ulaşım, vb. gibi) yeniden üreten bir sistem olduğunu ve bu nedenle kentsel bir analizin parçası olması gerektiğini savunmuştur. David Harvey (1945-) Harvey için, kentsellik, tıpkı bir endüstriyel ‘ürün’ gibi üretilen kentsel mekânın değişim ve tüketim değerini belirleyen en önemli şziksel ve sosyal ortamdır. Bu nedenle, bu yapılı çevrenin üretilme yolu “sermaye birikim sürecinin” bir parçası haline gelir.

John Logan ve Harvey Molotch, siyaset ve ekonominin şehirlerin şekillenmesindeki etkileşimini tartışır. şehirler, seçkinler tarafından kontrol edilen “büyüme makineleri” dir. Bu seçkinler kendi işlerinin kârını gözeterek kentlerin büyüme hedeşi stratejilerine/eylem planlarına destek olurlar. yatırımların niteliğini; kentsel sosyal grupları ve değişim için iddiaları analiz etmeye ve açıklamaya çalışır. Ancak, kentsel siyasal iktisat yaklaşımı da tıpkı makro düzeyde siyasal iktisat yaklaşımı gibi hem yerellikler arasında farklılıklar olduğu noktasında hem de yerel özelliklerin küresel ekonomiye bütünleşme (entegrasyon) düzeyinde fark edilmemesi noktasında eleştirilmektedir. Başka bir eleştiri de bireylerin tutum ve anlayışları nın böyle büyük ölçekli bir analizde yer bulamadığı konusuyla ilişkilidir. Böylece diğer yorumlar şziksel mekânın önemini ve mekânın nasıl manipüle edilebildiğini tekrar vurgularlar. Sosyo-mekânsal perspektişn temsilcileri (Gottdiener, 2000) gayrimenkul yatırımcıları ve yerel yönetimlerin şehirlerin değişiminde önemli olduğunu savunmuşlardır. Ancak politik ve ekonomik olduğu kadar kültürel açıdan da önem taşıyan faktörler unutulmamalıdır. Bu anlamıyla ‘mekân’, insanları n kullandıkları semboller ve anlamlarla ilişkilendirildiğinde; kentsel değişim ve büyüme analizi için önem kazanmıştır. Yukarıda detaylandırılmış argümanların ardından küresel ekonomiyle bütünleşme (entegrasyon) düzeyinin, kentsel alanlarda emek ve piyasalar üzerinde belirgin sonuçlar doğurabileceği ileri sürülebilir. Küresel ölçekte şehirler, küresel sermaye için oluşturulan temelden doğarlar. şehirler, farklı kontrol fonksiyonlarını ellerinde tutan ve sermaye yoğunlaşması ve birikimi için yeni alanlar olarak karşımıza çıkarlar.

Bu yaklaşımlar, “dünya şehri” (world city) kavramını öneren John Friedmann (1986) tarafından vurgulanmıştır. Göç alan küresel kentlerin deneyimi, kentsel alanda farklı sınışarın giderek artan kutuplaşması olarak belirginleşmiştir. Dünya kenti (world city) kavramının ortaya atılmasından yıllar sonra Saskia Sassen (1996; 2000), küresel kent (global city) kavramını ortaya attı. Küresel kentler sıralamasında ilk beş kent şunlardır: New York, Londra, Tokyo, Paris ve Hong Kong. Sassen aşağıdaki şu iddiaları vurguladı: • Küresel kentler TNC (Transnational Corporations/Ulus-Aşırı şirketler)’in yo- ğunlaştığı küresel merkezlerdir. Dolayısıyla küresel kentler, dünya ekonomisinin komuta noktalarıdır; • Şnans sektöründe özelleşmiş hizmetler için önemli yerlerdir; • Üretim ağırlıklı endüstri ve yeniliklerin üretildiği alanlardır; • Ürünler ve yenilikler için en önemli pazarlardır; • Bankaların ve şirketlerin kümeleşerek güçlendiği merkezlerdir; • Küresel kent, emeğin küresel işbölümünde özel bir yer tutar ve böylece ‘geleneksel’ siyasi, dini, idari merkezlerden farklılaşır; • Küresel kentler, aynı zamanda küresel düzeyde ulaşım ve iletişim merkezleridir; • Bilgi, medya, eğlence ve yayın merkezidirler; • Küresel kentler, uzun vadeli yatırımlar için cazibe merkezleridir. Yeni kent sosyolojisi yaklaşımlarının temelini, yeni bilgi sistemleri ve teknoloji üzerine yapılan vurgu ve coğraş konumun ve mekânın önemini kaybettiği şkri oluşturmuştur.

Manuel Castells (1998), küresel ekonominin birbirine bağlı akışlar (şow) ve düğümlerin (node) mantığına bağlı bir ağ toplumu (network society) kavramını ortaya attı. Bu yaklaşıma göre, küresel kentler, artık ulus ötesi şirketlerin merkezi olarak değil, akış mekânları (spaces of şows) olarak tanımlanmıştı r. Bu, Lefebvre’in tartıştığı kent topraklarının değer kazanarak kentsel mekânın büyüdüğü yaklaşımına karşıdır. Modern kapitalizm yine de zaman ve mekânı sı- kıştıran yeni teknolojiler yaratarak ‘siber mekân’ (cyberspace) diye adlandırılan yeni mekânlar üretmektedir. Kentsel analizleri, kentsel bağlamın ötesine genişletmek için yeni kavramlar önem kazanmaktadır. 14 Kent Sosyolojisi Ekonomi politik yaklaşımı; ekonomik dönüşümlerin kent dokusunu nasıl etkilediğini; kamu politikalarının kentsel alanları ve bölgeleri nasıl analiz edeceğini; kentsel mahallelerde yapılan yatırımların niteliğini; kentsel sosyal grupları ve değişim için iddiaları analiz etmeye ve açıklamaya çalışmaktadır. Sosyo-mekânsal perspektişn temsilcilerinden Gottdiener, gayrimenkul yatırımcıları ve yerel yönetimlerin şehirlerin değişiminde önemli olduğunu savunmuştur. Manuel Castells, küresel ekonominin birbirine bağlı akışlar (şow) ve düğümlerin (node) mantığına bağlı bir ağ toplumu (network society) kavramını ortaya atmıştır. Bu çerçevede, küresel kentler, artık ulus ötesi şirketlerin merkezi olarak değil, akış mekânları (spaces of şows) olarak tanımlanmaktadır.