Büyük Yeni Han Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

38

Büyük Yeni Han, İstanbul’da Bakırcilar’dan Mahmutpaşa’ya ‘nen Çakmakçılar yokuşu üzerinde XVIII. yüzyılda yapılan bir ticaret hanı.

Beyazıt’tan Sultanhamam’a dik bir yo­kuş halinde inen Çakmakçılar Yokuşu’nun sağ kenarında ve XVII. yüzyılda yapı­lan Büyük Valide Hanı’nın alt köşesi kar-şısındadır. Üst tarafında Sandalyeciler, alt tarafında Çarkçılar, arkasında ise Ta­rakçılar sokaklarının çevrelediği bir alan üzerinde kurulmuştur. Sandalyeciler so­kağının üst kısmındaki tek kubbeli Sul­tan Mustafa Camii’ne bitişik Küçük Ye­ni Han da komşusu olan Büyük Yeni Han iie aynı zamanda yapılmıştır.

Büyük Yeni Han’ın XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Sultan III. Mustafa (1757-1774) tarafından vakıflarına gelir sağlamak üzere yaptırıldığı bilinmekle beraber ku­ruluş tarihi hakkında açık bilgiler yok­tur. R. Ekrem Koçu hanın tarihiyle ilgili olarak birkaç ipucuna işaret eder ki üze­rinde durulmaya değer. Hanın bir köşe­sinde 1177 (1763-64) tarihini gördüğü­nü yazdığı gibi 1817’de Venedik’te ba­sılmış Ermeni harfleriyle Türkçe bir sal­namedeki bir kayıttan da bahseder. Bu­rada Büyük Yeni Han’ın Sultan III. Mus­tafa tarafından 1761’de yaptırıldığı bil­dirilmektedir. Böyle büyük bir yapının inşası kısa bir sürede bitirilemeyeceği­ne göre yapıma 176l’de başlandığına ve 1763’te tamamlandığına ihtimal verildi­ği takdirde tarihler arasındaki fark me­selesi çözümlenmiş olur. R. Ekrem Koçu’nun yerini belirtmediği tarih ise ha­nın Çakmakçılar Yokuşu ile Sandalyeci­ler sokağı köşesindeki kuşevinin altın­dadır. Bu kuşevi, binanın en üst katının saçağının altında olduğuna göre hanın inşaatının tamamlanması ile bağlantı­lıdır.

Han uzun süre sarraflar tarafından kullanılmıştır. Emniyet Sandığı’nın ilk kurulduğunda Büyük Yeni Han’ın üst ka­tındaki odalarda çalıştığı bilinmektedir. Gl. de Beyliö bu hana ayırdığı kısa no­tunda burayı “Emniyet Sandığı” (Caisse d’Epargne) adıyla göstermiştir. 19 Hazi­ran 1868’de açılışı yapılan Emniyet San­dığı 1927’de Cağaloğlu’ndaki binasına taşınıncaya kadar bu handa kalmıştır. Mimarisine zarar vermeyen işlerde kul­lanılan, muntazam ve temiz bir iş ve ti­caret merkezi durumunda olan han XX. yüzyılda hızla değişmiş ve civarındaki hanların hemen hepsinde olduğu gibi burada da odalar, binaya zarar veren küçük sanayi tesisleri ve dokuma atöl­yeleri tarafından işgal edilmiştir. Büyük Yeni Han’ın yapımından yetmiş seksen yıl sonra burayı gören İngiliz ressamı Bartlett’in Miss J. Pardoe’nin kitabı için çizdiği resimlerden birinde hanın birin­ci avlusu tasvir edilmiştir. Girişin tam karşısındaki bağlantı bölümü üç kat ha­linde ikişer kemerli olarak gösterildiği­ne göre bu durum gerçeğe uymamakta­dır. Evvelce bu ara bölümün avluya ba­kan cephesi önünde de revakların oldu­ğu ve sonraları bunların ortadan kalktı­ğı düşünülürse de böyle bir ihtimal inan­dırıcı değildir. Fakat şu var ki bu gravür hanın avlusundaki hayatı tüccarları ve malları ile birlikte aksettirmekte, Büyük Yeni Han’ı en temiz ve bakımlı durumu ile tanıtmaktadır.

1900’lü yıllarda İstanbul’da, Dresden Teknik Üniversitesi’ndeki öğrencileriyle bütün eski eserlerin rölövelerini çizmek ve fotoğraflarını çekmek suretiyle çalış­malar yapan Prof. C. Gurlitt bu hanın da bir planını çizdirmiştir. Yalnız bir ka­tın rölövesi olan bu plan eldeki tek çi­zimdir. Yayımlandığı 1908-1912 yıllarından bu yana hanın üzerinde hiçbir yeni çalışma yapılmamıştır.

Büyük Yeni Han, muntazam yontul­muş kesme taş ve tuğlalardan karma teknikte inşa edilmiştir. Sadece en alt kat yalnız taştandır. Han dar ve çok me­yilli bir arazide yapıldığından topograf­ya ve şehir dokusuna uyma kaygısı ile oldukça ustalıklı ve muntazam geomet­rik biçimi olmayan bir plan uygulanmış­tır. Hanın esas girişi Çakmakçılar Yokuşu’ndadır. Buradan itibaren bina arka­ya doğru uzanır. Odalar dikdörtgen iki iç avlu etrafında toplanmış ve iki avlu birbirinden bir ara kol iie ayrılmıştır. Bi­rinci avlu 42 m., ikinci avlu 25 m. uzun­lukta ve 15-12 m. genişliktedirler. Han az rastlanır bir özellik olarak üç katlı­dır. Kare kesitli taş payelere oturan tuğ­la yuvarlak kemerli koridorların arkala­rında odalar sıralanır. Bunlar da tekne tonozlarla örtülmüştür. Üst katta beşik tonoz kullanılmıştır. Sandalyeciler soka­ğı cephesi boyunca dış dükkânlar sıra­lanır. Âbidevî bir görünümü olan giriş cephesinde de sokağa bakan dükkânlar vardır. Girişin kalın demir levha kaplı ah­şap kapı kanatları halen durmaktadır. Hanın arkada Tarakçılar sokağındaki gi­rişi arazi meyli yüzünden ancak üçüncü kata açılan bir geçit durumundadır. C. Bildik’in 1948 yılında yazdığına göre ba­zı odalar vaktiyle burada alışveriş yapan tüccar ve sarrafların servetleriyle mü­tenasip bir şekilde tezyin edilmiştir. Ba­zı odalarda malakârî tezyinat ile edirnekârî resimler ve sanatkârane yapılmış musandra ve şirvanlar mevcuttur. Aynı yazar bilhassa 34 numaralı odanın çok gösterişli bir tonoz süslemesi olduğuna da işaret eder.

Büyük Yeni Han’ın inşaat sanatı bakı­mından en ilgi çekici tarafı hiç şüphe yok ki Çakmakçılar Yokuşu üzerindeki cephesidir. Burada en üst katın odaları­na muntazam bir biçim vermek için bun­lar çıkmalar halinde yapılmış ve öndeki sokağın kavsine göre de bu çıkmalara bir köşelerinde sıfıra inecek bir biçim verilmiştir. Çıkmaları taşıyan taş konsol­lar da gittikçe küçülen ölçülerde yontul­muştur. Türk sivil mimarisinin bu güzel temsilcisinin bir benzerine de Beyazıt-Lâleli caddesi üzerinde olan ve 1740 yılı civarında yapılan Hasan Paşa Hanı’nın yandaki Yakup Ağa Camii sokağına ba­kan cephesinde rastlanır. Bu değerli han 1894 zelzelesi ve 1955-1956 yılı istim­lâklerinde büyük ölçüde zarar gördüğün­den yalnız üst katın üçgen çıkmalarının konsolları kalmıştır.

Büyük Yeni Han’da göze çarpan diğer bir Özellik de Sandalyeciler sokağı başın­daki köşesinde en yukarıda taştan işlen­miş olan kuşevidir. İstanbul’un kuşevle-rine dair bir araştırma yazan Malik Aksel, bu küçük eseri -yanlışlıkla Yeni Va­lide Hanı olarak adlandırarak- şu cüm­lelerle tarif eder: “Bu yapının da en yük­sek ve köşeye düşen bir kısmında tah­minen bir metre genişliğinde, tuğlaları çıkmış bir kuşevi, bir masal evi görünü­şünü hatırlatır ki, her iki tarafında celî “maşallah” yazılarıyla bambaşka bir özel­lik taşır. Bu kabartmada renk renk, dö­külmüş, solmuş nakışlar göze çarpar. Dış tesirlerle fazlaca yıpranmış bu kü­çük ve zarif yapıda, kapılar ve pencere­lerden pek az izler ortada kalmış, güver­cin ve kuşlara mahsus hücreler biçim­lerini kaybetmişlerdir. Bununla beraber büyük bir ihtimamla yapılmış kuşevlerin-den biri de muhakkak ki bu zarif eser­dir. Buranın yine bir özelliği, yazı ile şek­lin bir arada kaynaşması ve birbirini ta-mamlamasıdır.”