Bürokrasi Max Weber

Bürokrasi Max Weber

Max Weber (1864-1920), kuşku­suz, sosyolojinin kurucu babala­rını oluşturan ‘Kutsal Üçlü’den biridir. Onun fikirleri halen mo­dern sosyologlar için temel çerçevelerden biri ve zengin bir ilham kaynağıdır. Weber Prusya, Erfurt’ta tanınmış bir bölge avu­katı ve liberal bir siyasetçinin oğlu olarak dünyaya geldi. Hei- delberg, Berlin ve Göttingen Üniversitelerinde okudu, dokto­ra tezlerini Ortaçağ ticaret birlik­leri ve Roma tarım tarihi konula­rında tamamladı ve hukuk, ekonomi, tarih, felsefe ve müzik gibi bir­çok konuda araştırmalar yaptı. 1892’de Berlin Üniversitesi’ne hukuk doçenti olarak atandı, ancak çok geçmeden Freiberg ve Heidel- berg’te ekonomi politik profesörü oldu. Akademik kariyeri fazla uzun sürmedi, 1898’de şiddetli bir ağız dalaşının ardından çok geçmeden babasının ölümü nedeniyle geçirdiği ciddi bir sinir rahatsızlığı neti­cesinde sona erdi. Suçluluk ve vicdan azabıyla kendini salan VVeber yaklaşık on yılını Avrupa’yı ve daha sonra Amerika’yı dolaşmakla geçirdi. Yeni DünyadakH“iayatı«m yeğgn hızı ve çeşitliliği onu yeni­den yazmaya itti ve kadar oldukça geniş bir konuda karşılaştırmalı ve kapsamlı yazdı! ‘

~ Çok kapsamlı düşünsel sentez yapmak amacıyla gi­derek sosyolojiye yönelen Weber, 1902’de Alman Sosyoloji Derne- ği’nin kurucularından biri oldu. İzleyen yıllarda Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu (1905) gibi temel çalışmaları yazdı ve asla tamam­lamadığı Ekonomi ve Toplum adlı çalışmasını yazmaya başladı.

Weber Birinci Dünya Savaşı döneminde hastane yöneticiliği yaptı ve 1918’de yeni kurulan Alman Demokrat Partisi’ne katılarak temel tutkularından biri olan siyasetle ilgilendi. Fakat Frankfurt seçim böl­gesinde aday bile olamadı. Beklenmedik bir zamanda 1920’de zatür­reeden öldü, ancak adı ve ruhu karısı Marienne ve 1920’lerin ‘Weber çevresi’ sayesinde, ayrıca Talcott Parsons ve Alfred Schutz gibi yazar­lar aracılığıyla yaşatıldı. Onun sosyolojik analiz biçimi, hem kendi döneminde hem de daha sonra -özellikle 70’lerden sonra radikal , başladığında- ‘Marx’la tartısma’nın önemli bir kısmına temel oluşturdu. Weber’in sosyolojik teoriye katkısı çok büyüktür: bunlar modern deyİKapitaliSt toplumlarda^ doğa­sı analizinden, sosyolojik felsefe ve yöntem (verstehen), toplumsal ve ideiTtipler üzerine tartışmalara kadar geniş bir alana uzanır, unun kapsamlı karşılaştırma ânalizinin

FİKİR

Max Weber’in bürokrasi araştırması genellikle sosyolojik bir klâsik olarak alınır ve o günden beri modern organizasyonlar üzerine araş­tırmaların temelini oluşturmuştur. Yüzyılın başında vazan VVeber (iRfi4-lQ?ni- modern sanayi toplumunun temel özelliklerini belirle- pıpyp ve Batı kapitalizminin temel ruhu ve dinamiğini kavramaya çalışır. Bu yüzden, Max Wehet’inbîr’1deal tİo’^olarak klâsikleşmiş hıirnkrasi analizi gelişmiş sanayi toplumlarının karakteri ve sosyolojik araştırmanın doğası konusundaki üç temel görüşünün somut bir uygulamasıdır.                                                                                           ’

  • l^italiş^v^Tcornünîst? sanayi toplumlarının temel özelliği olarak rasvonelıeşme^gılımi, yanı mantıkîc rasyonel ve hesaplı düşünce. evlem ve”plânlama biçimlerinin gelişimi. Bürokratik-^ leşme sanayileşmiş güce, örgütlü bir topluma doğru bu genel gelişme eğiliminin klâsik bir örneğidir. Amerikan sosyolog AmT- tai Etzioni’nin (1964) ifadesiyle,

Biz organizasyonlar içinde doğmakta, organizasyonlar içinde eğitilmekte ve çoğumuz hayatımızın büyük bir kısmını organi­zasyonlar için çalışarak geçirmekteyiz. Boş zamanlarımızın ço­
ğunu organizasyonlara ödeme yaparak, onlar içinde oynayarak ve dua ederek geçirmekteyiz. Çoğumuz bir organizasyon içinde ölmektedir ve gömülme zamanı geldiğinde bütün bu organi­zasyonların en büyüğünün -devletin- resmî iznini almak zo­rundayız.

  • [Modern toplumda güç rasyonel bir temele sahiptir – Weber’e

göre, modern toplumun temelini hukukî otorite, insanlardan ziyade yasalar ve düzenlemeler tarafından yönetilme, gücün gelenek veya kişisel karizmadan ziyade rıza ve görevin^gerek- tirdiği otorite aracılığıyla meşrulaştırılması oluşturur. Bürokrasi bu düzenleyici yönetimin, kişisel-olmayan ve tarafsız gücün bir örneğidir. Bürokratlar önyargı ve tutkulardan uzak davranırlar; onlar kuralları toplumsal mevkii veya kökenine bakmadan her­kese aynı şekilde uygularken, kendileri de daha üst bir otorite­ye, iktidardaki hükümetin temsil ettiği halk iradesine tâbilerdir. Günümüz memurlarının gücü kendilerine değil, aksine -ister devlet memuru, ister hâkim, ister polis olsun- işgal ettikleri ko­numlara dayanır. Onlar, büro içinde emirleri ancak belirli sınırlar içinde ve sadece astlarına uygularlar. Büro dışında memurlar hiçbir meşru güce sahip değillerdir. Büro içinde, ideal memur üstlerinden gelen emir ve kuralları itaatkâr bir biçimde uygula­yan inançlı bir hizmetkârda

Weber (1948), bürokrasiyi, “büyük-çapta İdarî görevler ve örgütsel hedeflere ulaşmak için, çok sayıda bireyin çalışmasını rasyonel bir biçimde koordine etmek amacıyla tasarlanmış hiyerarşik örgütsel bir yapı” olarak tanımlar. Ancak VVeber, özel, kapitalist organizasyonların çoğunun bürokratik bir yapıya sahip olduğunu öne sürse bile, bu dönemdeki analizinin temel odağını kamu kuruluşları,”özellikle dev­let bürokrasileri oluşturur. Weber ideal veya saf bürokratik tipin beş temel özelliğini belirler:

 

  • Bürokrasideki bütün işlemlerin ‘tutarlı bir soyut kurallar siste- mi’ne tâbi olduğu ve ‘bu kuralların özel durumlara uygulanma­sıyla sağlanan bir düzenlemeler yönetimi (Weber, 1948). Bu ku­rallar memurların eylemlerini düzenler ve onların güçlerinin sı­nırlarını kesin olarak çizer. Onlar çalışanlarını sıkı disipline zorlar ve merkezî bir denetimi dayatır, kişisel inisiyatif veya sağduyuya çok az yer verirler.
  • Resmî bir kişisellikten-uzaklık her bürokratik eylemin yönlendi­rici karakteristiğidir. İdeal memur görevini, kişilere veya kendi duygularına aldırmadan, sadece kurallara göre yapar.
  • Liyâkat temelinde göreve atanmanın memurların seçimi ve ter­fiinde tek ölçü olması. “Bürokratik yönetim, esas itibariyle, bilgi temelinde kontrol anlamına gelir. Bu, özellikle onu rasyonel kı­lan bir özelliktir” (VVeber, 1948).
  • Özel ve resmî gelir ve hayatın birbirinden ayrılması. “Bürokrasi resmî faaliyetleri özel hayat alanından kesin olarak ayırır” (VVe­ber, 1948).

VVeber’e göre, bu özellikler modern bürokratik örgütlenmeyi rüş­vet, akraba kayırmacılığı ve kişisel iltimasın bol miktarda bulunduğu önceki yönetim biçimlerinden ayırır. Modern sanayi toplumları, ister kapitalist ister komünist olsunlar, düzgün işleyebilmek için oldukça etkin örgütsel yapılara gerek duyarlar. Ona göre bürokrasi, kesinlikle insanlara değil kurallara, bir kişisel ilişkiler ağına değil bir görevler hiyerarşisine dayandığı için, en etkili ve teknik bakımdan en üstün organizasyon biçimidir. Bürokrasi, şekilciliği ve kişisellikten-uzaklığı arttıkça daha etkili olacaktır; zira böylece, mevcut görevlilerin yerini – tamamen olmasa bile- yeni bir memurlar topluluğu alacağı için, sistem önceki gibi işlemeyi sürdürecektir. Frank Parkin’in (1982) söz­leriyle,

‘ Weber’in açıklamasına göre, bürokratların davranışları öznel anlamlar ve algıları tarafından değil, yönetim aygıtının iç man­tığı tarafından şekillendirilecektir. Kişisel güdüler ve öznel an­lamlar, VVeber’in ‘tipik bürokrat davranışı’ ile Marx’ın ‘tipik kapi­talist davranışından daha fazla ilişkili olmayacaktır.

VVeber’in bürokrasi analizinin kaynağı sadece onun rasyonelleş­me analizi değil, aynı zamanda güç ve otorite analizidir. Geçmişte otorite gelenek veya kişiliğe (karizmaya) dayanırken, modern otorite, VVeber’e göre, rasyonelliğe, hukukun tarafsız bir irade sergileme gücüne ve uzman bireyler veya görevlilerin üzerinde birleştikleri kurallara dayamr|Weber bürokrasiyi hukukî otoritenin ‘en saf biçimi olarak görmüş ve onun temel özelliklerini ortaya koyabilmek için bir ‘ideal tip’ bürokrasi geliştirmiştir. Weber bürokrasiyi en saf ve en etkili hukukî otorite, yönetim ve siyasal kontrol biçimi olarak görmüştür, çünkü o geleneksel organizasyon biçimlerinden çok daha öngörüle­bilir, disiplinli ve güvenilirdin]

VVeber’in güç ve otoriteye, devlet ve bürokrasiye hayranlığı bir öl­çüde onun ömür boyu sürdürdüğü rasyonelleşme araştırmasının, bir ölçüde babasının mesleği ve zihinsel tutumunun yansımasıdır. Bu hayranlık aynı ölçüde onun siyasal yöneliminin, modern toplumu yönlendiren ve düzenleyen güçlü bir ulus-devlete inancının yansı­madır.^. liberal demokrasiye inanmış, fakat doğrudan demokrasiyi veya halk iradesi düşüncesini tamamen reddetmiştir. “İnsanın insan üzerindeki egemenliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan bütün ideal­ler ‘ütopya’dır5(Mommsen, 1974). Robert Michels gibi VVeber de modern siyasal kitle partilerinin kaçınılmaz olarak bürokratik oldukla­rını düşünür. O, insanın ‘yeni bir kölelik çelik kafesi’ içinde insanlığın­dan uzaklaşacağını düşünmesine rağmen, kitlelere güvenmez. Bü­rokrasi modern toplumda egemenlik sürecinin bir parçasıdır. Modern toplum, muhtemelen karizmatik liderlerle bir şeyler yapabilmenin dışında, ondan kaçmayı umut bile edemez.

KAVRAMSAL GELİŞİM

Günümüzde hepimiz Max VVeber’in temel özelliklerini ana-hatlarıyla açıkladığı organizasyonlarla birlikte yaşamakta, hizmetlerinden ya­rarlanmakta ve muhtemelen onlarla birlikte çalışmaktayız. Bürokrasi, tıpkı kamusal etkililik ve etkinlik kazanmaya çalışan kamusal ve özel alandaki tüm organizasyonlar gibi, modern toplumun temel bir bo­yutudur. Büyük bürokrasilerden bir bölümü kamu sektöründedir (Kamu Hizmeti, Sağlık ve Eğitim Hizmetleri, Silâhlı Kuvvetler ve hatta Kilise). Ancak halk kitlesinin tüketim ihtiyaçlarını karşılamaya ve kâr­larını yeterince artırabilmek için maliyetleri düşürmeye çalışan özel sektör bile büyük ölçüde bürokratikleşmiştir. Bürokrasi modern haya­tın bir gerçeği, ister kapitalist isterse merkezî plânlamacı olsun, kitle toplumunun organizasyonunda gerekli bir özelliktir.^/Vgber’in ideal- tip bürokrasisi modern bürokrasinin temel özelliklerini belirlemek ve açıklamak için tasarlanmıştır. Bununla beraber, o çoğu kez bir ‘ideal’ veya örgütsel etkililik modeli olarak alınmış ve bu yüzden, gerçek hayattaki bürokrasilerin VVeber’in iddia eder göründüğü kadar etkili
veva demokratik olup olmakları konusunda geniş tartışmalar yaşan-

Bürokratik etkililik

Weber’in bürokrasinin teknik açıdan en üstün organizasyon biçimi olduğu iddiasına karşı, birçok yazar bu ideal tipin idari zayıflıklarını vurgulamıştır. Robert Merton (1957), bürokrasinin ‘olumsuz işlev’i olduğunu düşündüğü -örgütsel hedeflere ulaşılmasını bile engelle- yebilen- özelliklerine, bilhassa bürokratların kurallar ve düzenleme­lere kölece bağlılıkları, tutuculukları, değişme korkuları, soğuklukları, vatandaşlara karşı resmî tutumlarına işaret eder. Çoğu insan ‘kırtasi- yecilik’ten, ‘yüz-süz’ bürokratlar tarafından dikkate alınmamaktan şikâyetçidir. Bürokrasiler yeni koşullara, yeni inisiyatiflere hızlı ayak uydurabilme yetersizlikleriyle dile düşmüşlerdir. Bradley ve Wilkie (1974) klâsik bir bürokratik felç örneği verir.

Hikâye Kızıl Meydanda Başkan Mikoyan’ın arabasına ateş eden bir Sovyet vatandaşı tarafından anlatılır. Kızıl Meydan bu esna­da güvenlik muhafızlarıyla doludur, ancak onlar emir olmadan hemen harekete geçmezler, çünkü suikast girişiminin Miko- yan’dan daha üst düzeyde bir otorite tarafından onaylanmadı­ğından emin olamazlar. Muhafızlar, suçluyu vurmak için en üst kademeden ‘izin kâğıdı’ gelinceye kadar fiilen felç olmuşlardır.

Peter Blau (1963), federal polis bürosu ve Amerikan istihdam bü­rosu araştırmalarında, çalışanlar tarafından benimsenen informel tekniklerin resmî yönetmeliktekilerden nasıl çok daha etkili oldukla­rını gösterdi. Michel Crozier (1964), çalışanların kuralları çoğu kez nasıl göz ardı ettikleri ve esnettiklerini, onlara nasıl sadece sözde destek verdiklerini, ancak uygulamada, olaylarla ilgili üstlerinin kesin olarak bilmedikleri malûmatları nasıl inkâr ettikleri veya çarpıttıklarını göstererek, bu analizi daha da derinleştirdi. Kıdemli yöneticiler kont­rolü yeniden sağlama girişimlerinde daha çok kural yaratır, ancak bunu yaparken de sadece verimsizlik ve yanlış bilgilendirmeyi yeni­den üretirler.

Alvin Gouldner’in madenciler araştırması (1954) ile Burns ve Stal- ker’in elektronik firmaları üzerine araştırması (1966), bürokratik ör­gütlenme sisteminin koşullar büyük ölçüde istikrarlı ve öngörülebilir olduğunda ideal olmasına rağmen, daha değişken ve öngörülemez durumlarda çok daha ‘organik’ bir yapıya gerek olduğunu gösterdi. Bürokratik yapılar maden işinin veya sürekli değişen yeni teknolojiler
ve yeni piyasa koşullarının yaratacağı tehlikelere karşı hızlı karşılık verebilmede pratik değillerdir.

Demokratik hesap verebilme

(yifeber, bürokrasinin teknik üstünlüklerini överken memur sınıfının gücünün farkındadır, bu kurumsallaşmış gücün sadece çalışanlarını köleleştirmekle kalmayıp, bizzat demokrasi için de bir tehlike oluş­turduğunun çok iyi farkındadır. O bireysel inisiyatif ve yaratıcılığı baskı altına alan, bir çelik kurallar ve düzenlemeler kafesine tıkılmış, yukarıdan gelen emirlere mecburen uyan ‘ruhsuz uzmanlar’ yaratan hiyerarşik kontrol tehlikesini önceden görmüştür. Aynı şekilde, We- ber, modern demokrasilerin verimli bir biçimde işleyecek bürokrasi­lere ihtiyaç duyarken, içkin bir tehlikenin, kamu görevlisinin seçilmiş efendisinin gücüne ulaşması tehlikesinin varlığını kabul etmiştir: ^Siyasal efendi her zaman kendini eğitimli bir memur karşısında, uzman karşısında amatör bir konumda bulur3<endi uzmanlık bilgi­leri, sırları ve geleneksel anonimlikleri ile, kamu görevlileri sorumsuz bir güce sahiplerdir. Onlar her zaman bürodadırlar; politikacılar ise sadece gelir ve giderler. Weber bu ikilemi çözecek anahtarın kamu görevlisinin Parlamento tarafından kontrolü ve düzenli hesap ver­mesi olduğunu düşünüyordu. Başka yazarlar, özellikle oligarşinin tunç yasası tezinin sahibi Robert Michels bu konuda fazla iyimser değildi. Modern yönetim üzerine birçok farklı araştırma memurların sahip oldukları gücü ortaya çıkarttı: örneğin çoğunda Ingiliz Kamu Hizme­tinin bir ‘yönetici sınıf biçimi olduğu öne sürülmüştür (Brian Sedge- more, Tony Benn, Crowther-Hunt Raporu 1980). Memurların Bakanla­rı kontrol etmekte kullandıkları farklı teknikler Crossman Günlükle­rinde (1977) ve ‘Emret Bakanım’ ve ‘Emret Başbakanım’ televizyon dizilerinde hoş ayrıntılarıyla verilmektedir.

Marksist yazarlar daha da ileri giderek, kapitalist devletin tama­mının -Parlamento, hükümet ve kamu hizmetleri bileşiminin- bir sınıfsal kontrol aracı, Lenin’in sözleriyle, “bir sınıfın başka bir sınıfı baskı altına alma organı” olduğunu öne sürerler. Marx, Engels ve Lenin esasen devlet bürokrasileriyle ilgilenseler de, Harry Braverman gibi günümüz Marksistlerine göre, tüm bürokratik yapılar, ister kamu ister özel olsun, özünde burjuvazinin proletaryayı yerinde kontrolü­nü sağlayan denetim sistemleridir. Teknik verimlilik iddiaları sadece bu baskı ve sömürüyü meşrulaştırmakta kullanılan ideolojik mitlerdir.

İronik olarak, bürokratik merkezî plânlama ve denetim modeli, vantuzlarını her köşeye uzatarak, parti bürokratlarının ve bürokratik 2İtniyetin hâkim olduğu bir toplum yaratarak, komünist toplumlarda doruğuna çıkmıştır. Alfred Mayer’e (1965) göre, “SSCB, en iyi şekilde, büyük, kompleks bir bürokrasi olarak anlaşılır”. Milovan Djilas (1957) daha da ileri gider ve Komünist Parti bürokratlarının güçleri ve ayrı­calıklarını kitleleri sömürmek ve kendi çıkarları ve oligarşik yönetim­lerini geliştirmek için kullandıklarını öne sürer. Mao-Çe-Tung’un Kül­tür Devrimi sırasında Çin’in her şeye müdahale eden İdarî yapısının kontrolünü kitlelere bırakarak “gücü insanlara verme” girişimi ölü­müne kadar bazı geçici başarılar sağlamıştır. Gorbaçov’un glastnostu, Rusya imparatorluğunun bürokratik hantallığını giderme heyecanıy­la daha sürekli başarılar kazanmıştır.

Nitekim gerçekte, bürokrasi VVeber’in tasvir ettiği türden etkin plânlama ve demokratik örgütlenme modelinden çok uzak olduğu­nu kanıtlamıştır. Daha ziyade, VVeber’in en kötü endişeleri, toplumun örgütlenmesinin daha bürokratik nitelik kazanması ihtimali gerçek­leşmiş görünmektedir. Frank Parkin’in (1982) vurguladığı gibi, “iler­lemekte olan proletarya diktatörlüğü değil, aksine memurlar dikta­törlüğüdür”. VVeber’in korktuğu gibi, bürokratik düzen ve rutin düş­künlüğü bireysel inisiyatifi bastırma eğilimi gösterir ve Gorbaçov’dan Thatcher’a kadar, hem kapitalist hem de diğer bütün modern hükü­metlerin artık günümüzde bürokrasinin gücünü kırma, serbest giri­şimcilik ve bireysel özgürlük ruhunu serbest kılma girişimlerinde bulunmaları ilginçtir. VVeber’in İnsanî duygular tarafından lekelen­memiş ideal bürokratı gerçekte zihinsiz bir robottan daha değersiz bir şey olarak ortaya çıkacaktır. Bu yüzden, toplumsal eylem, bireyci­lik ve öznelliği (versteherii) sosyolojik analizinde öne çıkartan VVeber gibi bir sosyal teorisyenin, toplumsal davranışın bu hayatî unsurlarını tamamen ortadan kaldıracak bir ideal-tip üretmesi bir ölçüde ironik- tir. Bir ideal bürokrasi tipi ortaya kovanfWeber. kendi toplumsal ey­lem teorisine rağmen, ne ideal bürokratın psikolojisini, ne de bürok­rasiler içindeki bireylerin onun kuralları ve düzenlemelerine uyarak veya direnerek nasıl davrandıklarını ortaya koyar; ancak aslında bü­yük eleştirilere ve korkuya yol açan şey büyük bürokrasilerdeki gö­revlilerin davranışlarıdır. Bürokrasi nasıl insancıl veya duyarlı hale getirebilir ve onları nasıl toplumun efendileri değil hizmetkârları kılabiliriz^

Gerçekte VVeber bu zayıflıkların çok iyi farkındadır. Bu başarısızlık­larının farkında olmasına rağmen, bürokrasiyi olumlu bir biçimde tasvir eder.

Salt teknik bir bakış açısından, bir bürokrasi en üst etkililik dere­cesine ulaşabilir ve bu anlamda resmî olarak insanlar üzerinde

otorite uygulayan bilinen en rasyonel araçtır. O kesinlik, istikrar, disiplininin sıkılığı ve güvenilirliği bakımından başka organizas­yon biçimlerinden üstündür. Bu yüzden o, organizasyonun ba­şındakilerin ve onunla ilişki içinde çalışanların sonuçları özellikle en üst düzeyde hesaplamalarını mümkün kılar. Son olarak, o, hem yoğun etkililik hem de işlemlerinin kapsamı bakımından üs­tündür ve biçimsel olarak her tür idari göreve uygulanabilir (We- ber, 1968,223).

Aslında Weber bürokrasiyi olumlu bir biçimde ve en üst organi­zasyon biçimi olarak tasvir etse bile, aynı ölçüde onu büyü- bozumunun rasyonel somut bir örneği olarak görür ve bürokratik bir toplumda bireysel özgürlüğün ortadan kalkmasından korkar: “Bürok­ratikleşme tutkusu bizi umutsuzluğa itmektedir”. ^/Veber “geleceğin bürokratikleşmeye ait olduğu”nu düşünür ve bu onu korkutan bir gelecektir ve Marx’ın öngördüğü sosyalist ütopyada bile hiçbir alter­natif görmez. Gerçekte o, haklı olarak, sosyalizmin daha bürokratik bir toplum olacağını görmüştür, çünkü sosyalist toplumun liderleri bürokratlar olurken, sosyalist toplumlar merkezî plânlamacı bir top­lum olacaklardır. Aksine, kapitalist toplumlarda işadamları, hatta politikacılar meslek bakımından bürokratlar değillerdir ve rekabetçi piyasa güçleri en azından inisiyatif ve girişimciliği teşvik eder. Bu yüzden VVeber’in tercihi ve umudu, kapitalizmin bireysel özgürlük ve yaratıcı liderlik için daha iyi bir gelecek sunmasıdır. Fakat VVeber’e göre, nihayetinde bürokrasi hem acımasızca ilerleyecek ve hâkimiye­tini kuracak hem de her yere yayılacaktır -onun gücünü dengeleye­cek tek umut, tek kaynak vizyon sahibi ve karizmatik liderlerin ortaya çıkışı ve belirli mesleklerin üyelerinin {entellektüeller, bilim insanları ve siyasetçilerin) gücü ve bağımsızlığıdır, ancak onlar bile bürokratik- leşmenin ezici gücü karşısında zayıf bir umudu temsil ederler; hatta onlar da toplumun diğer kesimleri gibi rasyonelleşmeye, bürokrasi­nin gücüne tâbidirlej^VVeber ‘düşüncesiz’ bürokrasi hakkındaki korku ve kaygılarını şöyle ifade eder:

Çok daha korkunç olan, dünyanın küçük bir göreve sıkıca yapışan ve biraz daha büyüğünü elde etmek için mücadele eden bir çar­kın dişlileriyle dolması… [Yani], sanki bizim bilincinde ve istekli olarak, düzene ihtiyaç duyan ve düzenden başkasına gerek duy­mayan ve bir an için bu düzenin sarsılması ihtimali karşısında si­nirli ve korkak hale gelen insanlara dönüştüğümüze inanmamız- dır (Mitzman, 1969:177-178).

Sonuçta, VVeber’in gelecek tasavvuru oldukça kötümser, hatta kadercidir. O, bireye ve karizmaya inancına rağmen, bürokratikleş- neyi kaçınılmaz, kitleleri edilgin ve sonuçları baskıcı olarak resmeder. Onun Protestan Ahlâkı üzerine araştırmasında çizdiği yaratıcılık ve girişimcilik ruhu, şiddetle ihtiyaç duyulan toplumsal eylem yaklaşımı T«»lik Kafes’ içinde kaybolur görünür. Geleceğin toplumu, VVeber’e göre, bizzat bürokrasiler gibi ruhsuz ve inançlarını yitirmiş bir toplum <pbi görünmektedir.

VVeber’in çalışmalarında rasyonelleşmenin gücü ile bireyin özgür­lüğü arasında, gelişmiş sanayi toplumlarının yaratıcılık ve girişimcili­ğe ihtiyacı ile devlet ve bürokrasinin yurttaşları üzerindeki ezici gücü arasında temel bir gerilim vardır. VVeber rasyonelleşmenin gücüne inananı yitirmiştir ve karizmatik liderlerin kitleleri kitle demokrasisi­nin uyuşukluklarından uyandırmalarını ve onları eyleme geçirmeleri­ni arzu eder, ancak o yine de, liderlerinin güdüleri ve karizmaları ne olursa olsun, sosyalizm ve milliyetçilik gibi hareketleri eleştirmeyi sürdürür.

Bunlara rağmen, çoğu modern yazar daha az kötümserdir. Yirmi- birinci yüzyıla girerken bürokrasi daha az kaçınılmaz ve daha az güç­lü görünmektedir. Ona karşı çıkılabilir ve hareketleri sınırlandırılabilir. Örneğin, Ray ve Reed (1994), günümüzde insanların bürokrasinin ve hatta devletin otoritesi ve meşruluğunu kabul etme konusunda daha az istekli olduklarına ve demokratik -ve anti demokratik- kitle pro­testolarının ve modern seçimlerin insanlara bir ölçüde güç sağladığı­na inanır. Modern yazarlar bürokratik organizasyonların sanayi-ötesi toplumda artık egemen form olmadığını düşünürler. Aksine, modern organizasyonlar çok daha esnektir ve merkezî olmaktan daha uzaktır, onlar çalışana veya ekibe daha fazla güç ve otorite tanırlar.

Yine de, zayıf noktaları her ne olursa olsun, VVeber’in ideal bürok­rasi modeli hem modern organizasyonlar ve hükümetleri hem de gelişmiş sanayi toplumlarının ruhunu anlamamıza önemli katkılarda bulunmuştur.

AYRICA BAKINIZ

  • OLİGARŞİNİN TUNÇ YASASI
  • SÖYLEM -post-modern modern devlet gücü anlayışı için

OKUMA ÖNERİLERİ

MACRAE, D. (1974), Weber, Fontana

PAMPEL, F.C. (2000), ‘Max VVeber and the Spread of Rationality’, Ch. 3, Pam- pei, F.C., Sociological Ideas and Lives: An Introduction to the Classical Theo- rists, Macmillan, Basingstoke

PARKİN, F. (1982), Max Weber, Tavistock -Weber’in hayatı ve çalışmasıyla ilgili kısa ancak okunmaya değer görüşler.

İLERİ OKUMA ÖNERİLERİ

ETZIONI, A. (1964), Modem Organizations, Prentice-Hall KELLNER, P. AND CROVVTHER-HUNT, LORD. (1980), The CivilServants: An lnquiry into Britain’s Ruling Class, MacDonald, London PONTING, C. (1986), Whitehall: Tragedy andFarce. The İnside Story ofHow VVhitehalI Really VVorks, Sphere Books

SCAFF, L.A. (1998), ‘Max VVeber’, Ch. 2, Stones, R. (ed.) Key Sociological Thin- kers, Macmillan, Basingstoke

[1] Uzmanlaşmış bir İdarî işbölümü. Karmaşık görevler, her biri – eğitim, maliye ve iskân gibi- özel bir alanda uzmanlaşmış gö­revliler tarafından yürütülen parçalara ayrılmıştır. Her depart­manda, her memur açıkça tanımlanmış bir sorumluluk alanına sahiptir.

  • Her alt düzey memurun hiyerarşik bir komuta zinciri içinde da­ha üst düzeydeki memurların kontrol ve gözetimi altında oldu-