Burç Nedir, Burçlar Ne Demek, Ne İşe Yarar, Tarihçe, Dinlerde Burçlar

608

Burç, Güneşin bîr yılda takip ettiği düşünülen yörüngenin içlerinden geçtiği belli sembollerle gösterilen  on iki takımyıldızdan her biri.

Burç (çoğulu burüc ve ebrâc) sözlükte “güzel olmak, örtülerinden sıyrılmak, yük­selerek görünür olmak” mânalarına ge­len berec kökünden Arapça bir isimdir. Gökteki burçlar yükselmeleri, görünür olmaları veya açığa çıkmalarından Ötü­rü bu adı aldıkları gibi surlarla çevrili bir şehrin veya sarayın kuleleriyle bir kalenin yüksek ve stratejik mevzileri de ay­nı sebeplerden burç olarak adlandırıl­mıştır.

İslâm Öncesi. Burçla ilgili en erken ta­rihî bilgilere, Sumerler’e ait çivi yazılı metinlerde muğlak bir şekilde rastlan­maktadır. Bununla birlikte Ön Asya’da buna ait sistemli bilgiler, milâttan ön­ce II. binyıldan itibaren yazılan Akkadca, Elamca ve Hititçe metinlerde göze çarpmaktadır. Ninova’da (Ninive) Asurlular’a ait kral kütüphanesinde ele geçi­rilen metinler, Tanrı Marduk’un yörün­geyi nasıl on iki burca böldüğünü anla­tır. Ancak milâttan önce I. binyıldan iti­baren tam olarak ele geçen Asur-Bâbil burç isimleri şöyledir: Kusarikku (Koç), Alpu (Boğa), Tuâmu rabûti (İkizler), Pulukku (Yengeç olmalı), Arû (Aslan), Sim (Başak), Zibânitu (Pençe, tam bilinmiyor), Akrabu (Akrep), Qastu (Ok), Saha (Keçi, tam bilinmiyor), Kâ (Kova ol­malı), Nunu (Balık). Daha erken devirlere ait metinlerde adları tam olarak tesbit edilemeyen bu burçların yılın belli dö­nemlerinde sabit bir yörünge boyunca hareket ettiğine ve bu hareketlerinin yeryüzündeki hayatı etkilediğine inanı­lırdı. Mezopotamya geleneğinde gök ci­simlerinin tanrı olarak kabul edilmesi ile bu inanç arasında yakın bir ilişki mev­cuttur. Buna göre insanlar hangi bur­cun altında doğarlarsa o burcun tanrı­sının etkisi ve himayesinde olurlardı. Meselâ Akrep döneminde doğanlar, en kızgın ilâhların hâkimiyetinde oldukları için tehlikeli insanlardı. Boğa dönemin­de doğanlar ise savaş tanrılarının hima­yesinde bulunduklarından iyi birer sa­vaşçı özelliği taşırlardı. Mısır’da Helenis­tik döneme kadar burçlarla ilgili her­hangi bir kayda rastlanmamış, orta kral­lık döneminde ise “dekan” adı verilen değişik bir burç sistemi ortaya çıkmıştır.

Burçların insan üzerine yaptığı etki hakkında en ayrıntılı bilgiler Mezopotam­ya ve özellikle Asur geleneğini takip eden Yahudi-İbrânî literatüründe görülür. İbrânîce’de burç mezzolot adını alır. Eski Ahid’in çeşitli yerlerinde burçla­ra atıflar vardır. Eyub ve Amos’ta zikre­dilen burçların Oriyon ve Ülker olması mümkündür (IDB, IV, 242). İbranî litera­türünde Kitâb-ı Mukaddes dışında burç­lara ait en erken bilgiler, Lut gölü civa­rında bulunan Kumran’daki dördüncü mağarada ele geçirilen metinlerde tesbit edilmiştir. Bu fragmanlarda Mandeen-ler’inkine benzer şekilde zodyak burçlarının simgeleri sıralanmıştır UNES, XLVI1I, 201). Yörüngenin burçlara bölünmesine ait ilk net bilgilerse Ortaçağ’lara ait Se­fer Yesirah adlı bir kitapta ortaya çık­mıştır. Buna göre İbranî literatüründeki on iki burcun adı şöyledir: Taleh (Koç), Shor (Boğa), Te’omim (İkizler), Sartaz (Yen­geç), Aryeh (Aslan), Betullah (Başak), Moznayim (Terazi), Akrav (Akrep), Keshet (Yay), Gedi (Oğlak). Deli (Kova). Dağım (Balık). Bu burçların tekabül ettiği zaman dilim­leri bugün kabul edilen sıranın aynıdır.

Talmud’da burçlara ait açık seçik bir bilgi bulunmamakla birlikte yahudi bil­ginleri insanın belli bir burç altında doğ­duğuna ve herkesin bir semavî bedeni­nin (mazzal) bulunduğuna inanırlardı. Herkesin kendisini etkileyen bir yıldızı vardı; aynı burç altında doğanlar mane­vî açıdan akraba sayılırlardı. Yine bu te­lakkiye göre her burç belli bir olayı sem­bolize ediyordu. Meselâ yaratılış sırasın­daki aydınlığı Koç, karanlığı Boğa, sek­si İkizler, evliliği Başak, insanı ise Yen­geç burcu sembolize etmekteydi. Burç­lar oluşturdukları dört elemana (hava, su, ateş, toprak) göre de üçerli gruplara ayrılırdı. Meselâ Balık. Akrep ve Yengeç su elemanını oluşturmaktaydı. Burçlar insanları etkilemek üzere kehanetlerde de kullanılabiliyordu, fakat bütün yahu-dilerin burçların kötü etkisinden uzak olduğu kabul edilirdi.

Grek dünyasında burçlara ilk defa te­mas eden Homeros’tur. Milâttan önce IV. yüzyılda yaşayan Grek matematik­çisi Eudoxus kırk dört burç adı sayar, Ptolemy ise kırk sekiz burç sıralar. Grekler’de kullanılan ve çoğu hay­vanlara ait olan burç adları geleneksel olarak Hipparchus’a (m.s.
1. yüzyıl) atfe­dilir. Bugün kullanıldığı şekliyle on iki burç adı ise Latin literatüründe ortaya çıkmıştır. Greko-Romen astrolojisine gö­re on iki burç on iki “hâne” oluşturmak­ta ve her hâne insanın belli bir yönünü etkilemektedir. Buna göre Koç burcu be­den ve kişiliği, Boğa zenginliği, İkizler bilgi ve ifade gücünü, Yengeç sadakati, dehayı ve merak güdüsünü, Aslan soy, zevk ve hayalciliği, Başak sağlığı ve gö­rev bilincini, Terazi evlilik ve ortaklık duy­gusunu, Akrep yeniden doğum ve ölümü, Yay ideolojiyi ve başka ülkelere merakı, Oğlak meslek ve statüyü, Kova umut ve dostluğu, Balık sınırlama ve kuşatma güdüsünü etkiliyordu.

Hinduizm’de naksatra denilen yirmi sekiz burç vardır. Burçlar Hindu literatürüne göre ayın karıları ve Daksa’nın kızlarıdır. Budizm’de de Hinduizm’in et­kisi altında gelişen yirmi sekiz burç mev­cuttur ve bunlar aynı şekilde nakşatra adını alır. Budist telakkiye göre tanrı ni­teliği taşıyan burçlar insan üzerine doğ­rudan etkilidir.

Sâsânî dönemine ait İran metinlerin­de on iki, Çin geleneğinde de siu adını alan yirmi sekiz burç vardır.

İslâm öncesi telakkilerde burçların astronomik detaylardan ziyade insan üzerine olan etkilerinin işlenişi, bu telakkinin dinle olan yakın temasından ile­ri gelmektedir. Buna göre ilâh olan gök cisimleri insan eylemlerini yönetmekte­dir. İlâhlarla ve dolayısıyla gök cisimleriyle ilişki kurma çabasından da özel ke­hanet formülleri geliştirilmiştir. Böylece burçlarla kehanet yahut da fal arasında çok yakın bir ilişkinin bulunduğuna ina­nılmaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi