Brent Adkins – Korku Siyaseti

Hegel’in Hobbes’a Tinin Görüngübilimi’nden Yanıtı

Hobbes’un siyaset kuramı… en büyük zayıflığımız (olan) korkudan türetilir.
İnsanın özgürlüğü verili bir durum değil, elde edilen bir şeydir. Hegel’in bunu ifade edebilmesinin tek yolu, Hobbes’un kendi anlayışı için belirleyici gördüğü ölüm korkusunu kısıtlamaktır.
Öz-bilinç kendi kimliğini devam ettirmenin bir yoluna ihtiyaç duyar, ama aynı zamanda yaşamın düzenine ondan bağımsızmış gibi yaklaşır.
Öz-bilinç başka bir bilincin kendisini tanımasını ister. Bu tanıma için tek bir yol vardır; her iki öz-bilincin de kendilerini yaşamın düzeninden tamamen bağımsız olarak ortaya koymaları. (s. 161)
Ne efendi ne de köle ölümü kendi işi için kullanabilir, ama ölüm korkusu efendi ve köle arasındaki ilişkiyi düzenler ve kölenin doğa üzerindeki emeği için gereklidir.
Ölüm korkusu… Hegel’in köle efendi diyalektiği için en büyük güdüdür. (s. 163)
Terör
Terör, tinin dolaysız ve soyut evrensel irade olarak ifadesinin doğrudan sonucudur. Evrensel iradenin bu özel görünümünün teröre yol açmasının altında yatan neden dolaysızlık ve soyutluktur. Terörün evrensel iradesi ancak bireylerin iradelerinin farklılıklarının üstesinden geldiği zaman evrensel olur.
Fransız Devrimi aydınlanmanın bir meyvesidir. Nasıl olur da özgürlük, eşitlik ve kardeşliği ilke edinen bir hareket terörün akıldışılığına dönüşebilir? Hegel’in yanıtı Fransız Devrimi’nin tasarladığı özgürlüğün soyut bir özgürlük olduğudur. Diğer bir deyişle, kendini dolaysız özgür olarak kabul eder. Bu bağlamda Fransız Devrimi’nin toplumu kendini totaliter bir arzu olarak ortaya koyan özbilinç gibi değildir.
Terör topluma karşı olabilecek toplumun bazı üyelerinin bireysel iradelerinin, vahşi bir şekilde yadsınmasıdır. Hegel’e göre, kendini bu şekilde kavramanın sonucu, sürekli bir yadsıma işidir. Buraya kadar, bireysel irade terör toplumuna evrensel irade ile açık ve yok edilmesi gereken bir şey gibi görünür.
Terör durumunda, ölüm dışarıdan gelmez, aslında, ölüm öz-bilincin kendisinin bu olumsuzlama olduğunun anlaşılmasıdır.
Ölüm mutlak efendi olarak kaldığı sürece, bilincin gelişimi tamamlanamaz.
Açığa Çıkan Din
Ölüm, emeğin ve toplumun bir parçası olarak görülür. (s. 165)
Açığa çıkan din ölümüz ve Tanrı-insanın dirilişi aracılığıyla kendisini doğayla uzlaşmış olarak resmeder. Sonuç olarak, bireyin ölümü artık doğanın topluma tecavüzde bulunması olarak açıklanamaz. İlk önce bilince vahyedilen yaşamın ve ölümün döngüsü nihayetinde toplumun içerisinde tamamen kapsanır. Yaşam ve ölüm şimdi toplumun deviniminin parçalarıdır.
Ölüm ‘bireyin yokluğundan’ tinin evrenselliğine geçer. (s. 166)
Ölüm artık yalnızca tekil değil, evrenseldir de. Bunun yanında, ölüm artık doğal değil, tinseldir.
Mutlak Bilme
Hegel’in Mutlak Bilme’de istediği şey, uzlaşan bir toplum, ama bu uzlaşmanın şimdi meydana gelmesi ve bu uzlaşmanın toplumun kendisiyle uzlaşması olmasıdır. Şimdi toplum ölümü, ölüm onun tek işi olmadan kapsayabilecek kadar karmaşık hale gelmiştir. Böylece ölüm tarafından değil, akıl tarafından düzenlenmiş olur.
Tinin Görüngübilimi bilincin ve aynı doğrultuda giden ölümün tarihidir.
Köle ölümün olumsuzluğuna emek ile katlandı.
Aile ölümün olumsuzluğunu cenaze törenleriyle kapsadı.
Sadece terörde toplum ölümü kendi işi olarak gördü.
Ölüm artık dışsal değil içsel hale geldi.
Yalnızca açığa çıkan din ve mutlak bilme bölümlerinde toplum kendisini ölümden başka bir ilke etrafında örgütleyebilir. Ancak açığa çıkan din bu girişimi kısmen başarabilir.
Öte yandan mutlak bilme, ölümü şu anda kapsayarak ve ölümün üstesinden gelerek, nihai olarak ölümle ilişkisinde kendisini düzenleyebilir. Mutlak bilmenin toplumu ölüm ya da gelecekteki bir umut tarafından yönetilmez, ama toplumun bütün üyelerinin tadını çıkardığı aklın özgürlüğü tarafından yönetilir. (s. 167)

Çeviren: Sibel Kibar
Monokl
Hegel Özel Sayısı
(s. 160-167)