Bostanzâde Yahya Efendi Kimdir, Hayatı, Eserleri, hakkında Bilgi

0
34

Bostanzade Yahya Efendi, (ö. 1049/1639) Anadolu ve Rumeli kazaskerliği yapan Osmanlı âlim ve müellifi.           

Aslen Tireli olup XVI ve XVII. yüzyıllar­da önemli âlimlerin yetiştiği Bostanzâdeler ailesinden Bostanzâde Mustafa’­nın torunu ve Şeyhülislâm Bostanzâde Mehmed Efendi’nin oğludur. Doğum ta­rihi, gençlik ve öğrenim yıllan hakkında bilgi bulunmamakta, sadece babasından öğrenim gördüğü ve ilmiye sınıfındaki görevinin ilk yıllarını onun yanında ge­çirdiği bilinmektedir.

1003 (1594) yılından itibaren Üsküdar Mihrimah Sultan, Sahn-ı Semân, Üsküdar Valide Atik ve Süleymaniye medresele­rinde müderrislik yaptı. 1601-1614 yıl­ları arasında Halep, Galata, Bursa, Edir­ne ve İstanbul kadılığı görevlerinde bu­lundu. Gül-i Sad-berg adlı eserinin so­nunda (vr. I61a) bu kitabı 1030’da (1621) tamamladığını ve o sırada İstanbul ka­dılığından ayrılmış olduğunu ifade et­mektedir. Vekâyiu’-fuzalâ”da ise (I, 46) İstanbul kadılığından 1023’te (1614) azledildiği bildirilmektedir. Bu durum­da Bostanzâde’nin 1614’ten 1622’ye ka­dar herhangi bir resmî görev almadığı anlaşılmaktadır. Aralık 1622’de kardeşi Mehmed Efendi’nin yerine Anadolu ka­zaskerliğine getirildiyse de on bir ay son­ra azledildi. 1629’da tayin edildiği Ru­meli kazaskerliği görevinde ancak on ay kalabildi. Ayrıca İstanbul kadılığından az­ledilmesinden sonra Rodoscuk (Tekirdağ) kazası, Anadolu kazaskerliğinden ayrıl­dıktan sonra da Uzuncaova kazası ar­palık olarak kendisine tahsis edilmiştir. 26 Rebîülevvel 1049’da (27 Temmuz 1639) vefat eden Bostanzâde Yahya Efendi, Şehzade Camii hazîresinde, babasının kabri yanına defnedildi.

Eserleri

1- Gül-i Sadberg. Hz. Peygamber’in 100 mucizesini konu edinen geniş ölçüde manzum Türkçe bir eser­dir. Kitapta bir giriş ile münâcât, na’t ve dönemin padişahı II. Osman’a bir ka­sideden sonra Hz. Peygamber’in cismanT mi’racının imkânı ve mahiyeti, Kur’an’ın i’câzı konuları üzerinde durulur. Daha sonra eserin asıl konusunu teşkil eden 100 mucize geniş bir şekilde ele alınır. Kitabın başında (vr. 5a) hem müellifin (Yahya b. Bostan) hem de eserin adı kaydedilmiş, sonunda da (vr. 161a) yine müellifin adı verilmiş ve ese­rin S Zilhicce 1030’da ta­mamlandığı belirtilmiştir. Güi-i Sad-berg’in iki nüshası Süleymaniye Kütüp­hanesinde bir nüshası da Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’nde (nr. 842) kayıtlı olup bunlardan il­kinin müellif hattı olduğu eserin sonun­daki kayıttan anlaşılmaktadır.

2- Mir’â-tü’l-ahlâk. Türkçe didaktik bir ahlâk ki­tabıdır. Eser bir giriş ve dönemin padi­şahı I. Ahmed’e bir methiyeden sonra ‘ (vr. 4a-63] tamamı ahlâkî faziletlere dair yirmi dört babdan (vr. 6a-219b) oluşur. Başlıca konulan ibadet, sabır ve şükür, şecaat, dikkat (teyakkuz) ve zekâ (fıtnat), ciddiyet, cehd, iyilikler ve erdemler (mehâsin ve mehâmid), kazaya rızâ, vefa, sır saklama, cömertlik (sehâ), af, iffet, te­vazu ve haya, emanet ve sadakat, nfk ve şefkat, âlicenaplık, müşavere, hilim, gayret, firâset, fırsatları değerlendirme, temkin (hazım), iyilerle dostluk kurma (sohbet-i ahyâr), hakları gözetip kollama (riâyet-i hukuk) gibi faziletler ve hüküm­darlık, emirlik, vezirlik, valilik gibi resmî görevlerin gerektirdiği yükümlülüklerdir. Eser “Nasihat” başlığını taşıyan uzun bir hatime ile (vr. 219b-243b) son bulur. Ko­nular işlenirken “husûsan mülük ve se­lâtîne müstahsendir” gibi ifadelerle söz, başta padişah olmak üzere çeşitli kade­melerdeki yöneticilere getirilerek bunla­rın söz konusu faziletleri kazanmalarının gerekliliği üzerinde durulur. Bu arada müellif yer yer daha Önceki padişahların ahlâkî ve siyasî üstünlüklerine ilişkin bil­giler vererek kendi dönemindeki idareci­leri dolaylı olarak yerer. Hatta bazan açık tenkitlerde bulunduğu da görülür. Ahlâk alanında felsefî ve teorik tahliller yerine pratiğe ağırlık veren eserde ahlâkî faziletler âyet ve hadislerle Örneklendin İmiştir. Ayrıca Türk­çe, Arapça ve Farsça olmak üzere ahlâk ve hikemiyatla ilgili manzumeler, pey­gamber kıssaları ve İslâm tarihinden alınmış örnek ahlâkî motiflerle eserin muhtevası zenginleştirilmiştir. Bu ara­da Eflâtun, İbn Sînâ ve Hüseyin Vâiz-i Kâşifi gibi ahlâk filozofu ve bilginlerin­den yapılan nakiller hem müellifin ge­niş bilgi ve kültürünü göstermekte, hem de etki açısından esere büyük bir güç kazandırmaktadır. Mir’âtü’î-ahlâk, XVII. yüzyıl Osmanlı toplumunun ahlâkî yapı­sını ve o dönem münevverlerinin ideal ahlâk görüşlerini yansıtması bakımın­dan da büyük değer taşır. Eserin tesbit edilebilen tek yazma nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi” nde kayıtlı olup varak 242b’de nüsha­nın müellif hattı olduğu ve 10 Ramazan 1022’de tamamlandığı belirtilmektedir.

3- Tuhfetü’l-ahbâb. On beş hanedan içinde çoğu Türk olmak üzere 30O’e yakın müslü-man hükümdarın tanıtıldığı Türkçe kısa bir tarihtir. Eser günümüzde basılmış haliyle tanınmakta olup bu baskıya esas olan yazma nüsha veya nüshalar henüz bulunmuş değildir. Bu baskının üzerinde eserin adı Târih-i Sâf şeklinde kaydedilmiştir. Ancak müellif metin içinde (s. 6) esere Tuhîetü’l-ahbâb adını verdiğini belirtmektedir. Eserin matbu nüshasında yazar adı verilmemiş­tir. eş-Şeka3iktı’n-nücmâniyye’nin zeyilleriyle Sidîl-i Osmânî gibi eski kay­naklarda da Tuhfetü’l-ahbâb’ın Bos-tanzâde’ye ait olduğuna dair bir bilgi bu­lunmamaktadır. Bursalı Mehmed Tâhir Osmanlı Müellifleri’nde (I, 347) eseri Taşköprizâde Kemâleddin Mehmed Efendi’ye nisbet etmiştir. Enver Koray’ın Türkiye Tarih Yayınlan Bibliyografyası 1729-1955 (1, 6) ve İsmail Hami Danişmend’in İzahlı Osmanlı Tarihi Krono­lojisi (III, 59) gibi son dönemde yazılmış eserlerde de aynı yanlış bilgi tekrarlanmıştır. Ancak önce Hüseyin Gazi Yurday-dın TTK Belleten’deki “Bostan’ın Süleymannâmesi” başlıklı makalesinde (s. 187) eserin müellifinin “Bostan’ın (Bostan Mus­tafa) torunu” olduğunu belirtmiş, daha sonra Tuhfetü’l-ahbâb’ı Duru Tarih adıyla sadeleştirerek yayımlayan Necdet Sakaoğlu eserin müellifinin Bostanzâde Yahya Efendi olduğunu metin içindeki açık ifadelere dayanarak ispatlamıştır. Tuhfetü’l-ahbâb’da hanedanların ve hüküm­darların tanıtılmasında kronolojik sıra gözetilmemiştir. Üç bölümden (bab) oluşan eserin “Der Şemâil-i Al-i Osman” başlı­ğını taşıyan birinci bölümünde o güne kadarki on dört Osmanlı hükümdarı, “Ahvâl-i Hulefâ-yi Abbâsiyye” başlıklı ikinci bölümde Abbasî halifeleri tanıtılmıştır, Üç fasıldan oluşan üçüncü bölümün ilk faslı “Benî Ümeyye’den Padişah Olanlar Beyânındadır” adını taşımaktadır. İkinci fasılda Saffâriyye, Sâmânoğulları, Fâtı-mîler, Büveyhîler, Gazneliler, Büyük Sel­çuklular, Anadolu Selçukluları, Hârizm Devleti, Cengiz hanedanı, Atabegler, Eyyûbîler ve Memlükler tanıtılır. “Netîce-i Kitâb-ı Tuhfetü’l-ahbâb” başlıklı üçün­cü fasıl ise bir sonsözle meşhur devlet adamlarına dair sekiz tarihî hikâyeyi kapsar. Titiz ve geniş bir araştırma mah­sulü olan Tuhfetü’l-ahbâb’da tarihî olay­lar ve kişiler hakkında nadiren yanlış bil­giye rastlanır. Eserde her konuya öne­mine uygun genişlikte yer verilmiştir. Tarihî bilgiler yanında hükümdarların di­nî, ahlâkî, siyasî, edebî, hatta fizikî özel­likleri de tanıtılmış, bu arada âyet, ha­dis, hikâye ve şiirlere de yer verilmiştir. Müellif gerek önsözde gerekse sonuç kısmında bu eseri yazmaktaki gayesi­nin, bir yandan Osmanlı hükümdarları­nın din ve devlet politikaları bakımından öteki müslüman hükümdarlardan daha üstün olduklarını ispatlamak, öte yan­dan padişahlara dünya saltanatının ge­çiciliğini, padişahlığın ağır sorumluluk­larını hatırlatarak onlara adalet ve hak­kaniyetten ayrılmamalarını öğütlemek ol­duğunu belirtmiştir.

4- Fî Beyânı Vak’a-i Sultan Osman. II. Osman’ın (Genç Osman) yeniçeriler tarafından öldürülmesini, ola­yın askerî ve siyasî sebeplerini, gelişme­sini ve sonuçlarını anlatan Türkçe bir eser olup müellifin ifadesine göre bizzat ken­disinin müşahede ettiği, kısmen de gü­vendiği kaynaklardan sağladığı bilgilere dayanılarak telif edilmiştir. Eserde genç ve “temiz kalpli” padişahın yanlış tasar­rufları; bu tasarruflarda rolü olan, özel­likle padişahı askerî ve siyasî şartların elverişli olmadığı bir dönemde sözde hac yolculuğuna, gerçekte suriye ve Mısır yönünde sefere ikna eden Hasan Efen­di (padişahın hocası), kızlar ağası Süley­man Ağa gibi ehliyetsiz ve kötü niyetli kişilerin entrikaları; başta Şeyhülislâm Esad Efendi ve Aziz Mahmud Hüdâyî ol­mak üzere “ulemâ ve meşâyih ve sulehâ”nın padişahı seferden vazgeçirme yö­nündeki sonuçsuz gayretleri hakkında bilgi verilir. Ayrıca olayların anlatıldığı ve kişilerin tanıtıldığı ifadeler arasına serpiştirilen âyetler, hadisler, manzume­ler vb. ibretli sözlerle eser fikrî ve edebî bakımdan da zenginleştirilmiştir. Eserin bir nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi