BORÇ

180

 

BORÇ

 

Finansman kaynağına
ihtiyaç duyanla bunu sağlayan arasında oluşan, karşılıklı ve sürekli akde borç
denir. “Kamu borcu” ise, alışılmış normal gelirlerin yetersizliği
ve/veya içerisin­de bulunulan şartların gerektirmesi halinde, devletin, iç veya
dış piyasadan, tamamen ser­best iradeye dayanarak, kararlaştırılan vade sonunda
iade etmek ve belli bir karşılık (faiz) ödemek suretiyle sağladığı para veyahut
pa­rayla ölçülebilen ekonomik değerlerdir.

Hukuki yönden borç,
iki taraflı tam bir söz­leşmedir. Bu sözleşme, icapta bulunana (kre­di
isteyen), zamanında ve eksiksiz bir şekilde, mukavele şartlarını, yani borç
almadan kay­naklanan karşılık ve anaparayı Ödeme külfeti getirirkcn;kredi açana
da, vaad olunan meblâ­ğı zamanında ila zorunluluğu yükler.

Günümüz devleti,
üstlendiği çok boyutlu sos-yo-ekonomik fonksiyonlarını gerçekleştirebi­lecek
çeşitli malî araçlarla donatılmış olup, “borç” bunlardan biridir.
Borçlanmak suretiy­le sağlanan kamu fonunun özellikleri şunlar­dır: Serbest
İrâdeye dayanır; belli bir karşılığı vardır; nihâî bir ödeme olmayıp, belirli
bir va­de sonunda geriye iadesi gerekir; zorunlu de­ğildir; genellikle
-azgelişmiş ülkeler bakımın­dan- dış kaynaklıdır.

Klâsik iktisatçı ve
maliyecilerin devlete atfet­tikleri birtakım tutarsız tez ve gerekçelerin ak­sine,
bugün, çağdaş devletin borçlanması ve hatta ihtiyaç içerisinde bulunanlara
kredi aç­ması, tamamen olağan ve yerindedir. Çünkü klâsikler, devletin
borçlanmasına karşı çıkarlarken ve ancak, onun olağanüstü durumlarda ve sadece
sermaye piyasasından borçlanması­na cevaz verirlerken, şu iki hususta kaygılan
bulunmaktaydı:

1- Devletin
ekonomik ilkeler doğrultusunda kullanılacak fonları borçlanmak suretiyle piya­sadan
çekerek, bunları verimsiz alanlarda ve irrasyonel şekilde harcaması hakkındaki
kaygı­lan; Oysa, bütün bu endişeler yersiz olup, öne sürdükleri tezler de çok
kere geçersizdir, zira, sağlanan fonların, özel kesimde mi, yoksa ka­mu
sektöründe mi daha etkin ve rasyonel kul­lanılacağı tartışmalıdır. Kaldı ki
bugün anılan klasik mantığın dayanağını oluşturan “tarafsız maliye”
anlayışı önemini tamamen yitirmiş ve yerini “müdahaleci maliye”ye
bırakmıştır.

2-Devletin
borçlanmasından doğan kamu harcamalannınartacağı, borçların finansmanı­nın
vergi gelirlerini öne alacağı, bunun İse dev­letin asli fonksiyonlarını sekteye
uğratacağı, bu duraklamanın yeni borçlar yaratacağı, bun­ların gelecek
kuşaklara üstesinden gelinmez külfetler yükleyeceği ve sonunda da devletin
iflas edeceği korkusu: Klasiklerin bu görüşleri de yanlıştır. Çünkü devlet,
fertler gibi fiziki ve biyolojik bir organizma değil; içerisinde yaşa­nan çağın
şartlan çerçevesinde o fertlerin or­tak ihtiyaçlarına ekonomik ve rasyonel
cevap vermek için kendiliğinden (de facto) oluşan bir kurumdur. Bu yüzden,
devletin egemenliği altındakiler iflas ederler ama devlet asla İflas etmez.

Mali nedenlerden ötürü
iflas etmeyen ve asıl varlık sebebi de harcamada bulunmak olan devlet, başlıca
şu amaçlan gerçekleştir­mek için borçlanma yoluna gider: Önceden tahmin olunamayan
fevkalade harcamaları fi­nanse etmek; büyük boyutlu sosyo-ekonomik
projelerigerçekleştirmek; bütçe gelirleri İle gi­derleri arasındaki dengeyi
sağlamak; ekono­mik ve mali konjonktürün gerekli kıldığı ted­birleri almak.

Devlet, anılan
nedenlerden ötürü, istediği miktardaki borçlanmayı, iç ve/veya dıs piyasa­dan
sağlayabilir. Devletin istediği miktar ve ni­telikte borçlanabilmesi, hiç
şüphesiz sınırsız değildir. Devlet yönünden, İstenilen miktar ve vasıfta
borçlanabilme imkanını sağlayan un­surlara “Uygunborçlanma şartları”
denir. Bun­lar sırasıyla:    1-Borç verebilecek bir gelir (ta­sarruf)
düzeyinin olması;

 2-Siyasal iktidara güven;

 3– Borç vermekle paradan yoksun kal­maya değecek bir
karşılık;

 4– Para değerinde­ki aşınmaya karşı borç verenin korunması.

Devlet, bir taraftan
uygun borçlanma şartla­rını, diğer taraftan da kendisini böyle bir fi­nansman
kaynağına götüren sebepleri gözö-nünde bulundurarak, kısa yahut uzun vadede,
içeriden ve/veya dışarıdan borçlanabilir. Ge­nelde, vadeleri bir yıldan fazla
olan borçlar uzun, 1-365 gün arasında kalanlar da kısa va­deli borçlar olarak
anılır. Bu sonuncular, de­vamlı şekilde inişli-çıkışh bir seyir izlerler; bu
yüzden “dalgalı borç” olarak da isimlendirilir­ler.

Devletin, milli
egemenlik sınırları dahilinde, kendi milli para cinsinden akdettiği borçlan­maya
İçborç yabana para (döviz) ile yaptığı borçlara da “dış borç” denir,
tç borç, milli pa­ra cinsinden olduğu için, tıpkı sağ elden sol ele geçirme
gibidir. Dolayısiyle pek önemli sa­yılabilecek etkileri yoktur. Buna karşılık,
dış borç, alındığındahissedilir bir ekonomik can­lanmaya, ödendiğinde de
durgunluk ve daral­maya sebebiyet verir. Ayrıca dış kaynaklı borç­lar, ülkenin
politiksosyal yapısında birtakım değişik tesirler sergilerler ki, bu yüzden
bunla­ra, “Politik borçlar” ûa. denir. Sözgelimi, Os­manlı
İmparatorluğu’nun XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı ülkeleriyle
akdettiği borçlar, ilkin 1881’de Muharrem Kararname-si’nin yayınlanmasını,
ardından da Düyun-u Umumiye İdaresi’nin kuruluşunu gerektirmiş­tir.

Azgelişmiş ülkeler;
demokratikleşme hare­keti, kalkınma arzusunun toplumsallaşması, çağ gerisi
sömürü politikalarının uygulanmaz-lığı, ödemeler bilançolarının devamlı açık
ver­mesi gibi sebeplerden ötürü, dış finansmana muhtaçtırlar. Dış finansmanın
kaynaklan ise: Yardım, yabancı sermaye ve dış borç olarak üç türdür. Bunlardan
“dış borç”, serbest reka­bet ortamında ve karşılıklı menfaatlerin
opti­mum düzeyde dengelenmesi suretiyle akdolunması halinde, ülke yönünden
uygun kay­nak şeklidir.

Bununla beraber
belirtelim ki, borçlanma­nın bir sının vardır. Bu sınırın belirleyicileri:
Devletin çağdaş mali yaklaşıma uygun olarak kendisinden beklenilen
fonksiyonları yerine getirebilme kabiliyeti ve borçlanmanın toplu­ma getirdiği
yüktür. Çünkü devlet, toplumun kollektif ihtiyaçlarını sağlamak için vardır. Bu­nu
yaparken de, bir taraftan en az maliyetle azami faydayı sağlayacak şekilde
hareket et­meli; diğer taraftan da, iktisadi, mali, siyasal ve sosyal
politikaların işlerliğini kolaylaştırma-lıdır. Borçlanmanın getirdiği yük ise,
genelde, devlet borçlarının finansmanı nedeniyle, bir takım sermaye ve yatırım
malları üretiminden vazgeçmeyi, yani milli harcamalarda buluna­bilme
kabiliyetini tahdit altına sokmayı ifade eder. Başka bir deyişle, borçlanma
yüzünden, milli sermaye stokunun azalması veya bu sto­ka yapılması gereken net
ilavelerin yapılama-masıdır. Özellikle dış borçlar yönünden, dev­let
borçlarının sebebiyet verdiği yükün tayinin­de, şu İki kıstastan birisi
kullanılır:

 1- Borçlar toplamının milli gelire oranı
(Borç-lar/GSMH);

 2- Dış borç servisinin döviz girdi­lerine oranı (Her yıl
ödenen dış borç faizi + Anapara/İhracat).

Genelde, birinci
kıstasın esas alınması halin­de, oranın % 50 ve üst düzeylerde seyretmesi,
“borç yükii”nün ağırlığını gösterir, ikinci kıs­tas, “dış borç
servis msyosu” olup, bu oranın % 30’ların üzerine çıkması iyiye işaret
değil­dir. Bu bakımdan devleti temsil eden siyasalik-lidar için “kamu
borçlarının yönetimi” veya “i-daresi”, oldukça Önemli bir
konudur.

“Borçyönetimi”,
bir ülkenin ulaşmak İstediği sosyo-ekonomik hedeflerin gerçekleştirilmesi için,
o ülkenin borçlarında oluşturulan miktar ve/veya mahiyet değişimleridir. Hİç
kuşku yok ki, bu, bir taraftan izlenen para ve maliye politiklarına, diğer
taraftan da o ülkede yaşa­nan ekonomik şartlara sıkıca bağlıdır. Genel­likle
borç yönetimi, .bazı araçların birlikte ve­ya yeknesak kullanılmasını zorunlu
kılar ki, bunlar, konversİyon, konsolidasyon ve amor­tismandır.

Konversiyon
devletin.her yıl ödemekte oldu-ğu borç faizlerinin yükünü hafifletmek amacıy­la,
yüksek faiz oranlı borçlarını, çıkardığı da­ha düşük faizli tahvillerle
değiştirmesidir. Her ne kadar zamanımızda pek kullanılmıyorsa da, genel fiyat
seviyesinin önemli Ölçüde düş­mesi halinde, konversiyona gidilebilir.

Konsolidosyon: Kısa
vadeli borçların uzun vadeli borçlara dönüştürülmesi veya süresi ge­len
borçların ödenmeyip, vadelerinin ertelen­mesi işlemine denir. Bu son hali
anlatmak İçin, genellikel uluslararası Üteradürdc “mora-toıium”
(mühlet verme, talik etme) deyimi kullanılır. Her ne kadar, bazı maliyeciler
“mo-ratorium”u bir devletin iflası anlamında kulla-nılıyorlarsa da,
bu tamamen yanlıştır. Çünkü, mali yönden devletin iflası, ne hukuken, ne de
fiilen mümkündür.

Amortisman: Geri
istenebilir (muaccel) aşa­maya gelen borcun ödenmesidir. Diğer bir an­latımla,
muacceliyet kesbeden borcun öden­mesi suretiyle, borç miktarında meydana geti­rilen
azaltma işlemidir. Bu azalma “açık” ve “gizli” nitelik
gösterebilir. Dolayısİylcbıı nite­liklerine göre, “açık amortisman”
veya “gizli amortisman”dan sözcdilir. Gizli amortisman, para değerindeki
aşınmadan ötürü, kamu borçlarında vurgulanan azalıştır. Açık amortis­man ise,
borçlu ve alacaklı arasında oluşturu­lan sözleşmeye uygun olarak, borcun taksit
ve karşılıklarının ödenmesidir. Asi olan da bu­dur. Her ne kadar gizli
amortismanla devlet borçlan yneıilcbilİrse de, şu bakımlardan bu yöntemin
kullanılması caiz değildir: Uygun borçlanma şartlarının sağlanması; fiyat
artışla­rının olağanüstü durumlara mühnasır bulun­ması; çağdaş sosyal devlet
anlayışının yaygın­lık kazanması.

Borçlanmanın,
“gelir” ve “servet” olmak üze­re iki önemli etkisi vardır.
Borçlanmanın gelir etkisi, elindeki satın alma gücünü (para) devle­te borç
vermek suretiyle bundan yoksun kalan kimsenin, eski harcama gücünü korumak ama­cıyla,
daha çok çalışması ve üretimde bulun­masıdır. Savet etkisi ise, devlete borç
veren ki­şilerin, psikolojik olarak kendilerini daha güç­lü ve zengin
hissetmeleridir. Bu nedenle dev-

let, borçlarını
yönetirken, hem borçlanmanın sözkonusu etkilerini hem de kendisinin bizzat
sahib olduğu çağdaş niteliği gozönünde bulun­durmalı; uzun vadede, makro
düzeydeki mali, sosyalve ekonomik dengelerin oluşmasına İm­kan verecek
politikaları seçip uygulamalıdır.

Mehmet E.PALAMUT Bk.
Dış Yanlım; Finansal Piyasalar.

 

Önceki İçerikBİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÖRGÜTÜ
Sonraki İçerikBUNALIM