Bilim Sosyolojisi Robert Merton

Bilim Sosyolojisi Robert Merton

Robert K. Merton (1910-      ) Philadelphia’da Doğu AvrupalI göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Yoksul bir ortamdan gelmesi­ne rağmen gayretli ve parlak bir öğrenciydi. Temple Üniversitesi’ne öğretim üyesi oldu ve daha sonra yüksek lisans yapmak için Talcott Parsons ve Pitirim Sorokin gibi sosyal bilimlerin önde gelen aydınlarının yönetimindeki Harvard Üniversite­si’ne geçti. 1941’de Columbia Üni­versitesi Sosyoloji Bölümüne geç­meden önce Harvard ve Tulane Üni­versitelerinde dersler verdi ve emekli olduğu 1979 yılına kadar Harvard’da çalışmayı sürdürdü. Profesörlük kadrosuna yükseldi ve Paul Lazarsfeld’le birlikte Uygulamalı Sosyal Araştırma Bürosu’nda Müdür Yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Bu ‘Kolombiya Okulu’ndan tanınmış birçok sosyolog yetişmiştir.

Robert Merton sosyoloji içinde ve dışında büyük takdir gören ön­de gelen bir akademisyendi. Birçok yerde başkanlık yaptı, ödüller ve şeref payeleri aldı: bunlar arasında MacArthur Burs Kurulu da yer almaktadır. Akademik verimliliği olağanüstüydü ve yazdığı veya editörlüğünü yaptığı 23 kitabı, 125 makalesi ve 120 kitap eleştirisi vardır.

Temel çalışmaları:

  • Onyedinci Yüzyıl İngilteresinde Bilim, Teknoloji ve Toplum (1938)
  • Sosyal Teori ve Toplumsal Yapı (1949)


  • Bürokrasi: Okuma Metinleri (1952)
  • Bilim Sosyolojisi (1973)
  • Çağdaş Sosyal Problemler (4. Baskı, 1976)

Robert Merton modern Amerikan sosyolojisinde adı Talcott Parsons’- la birlikte anılan temel şahsiyetlerden biridir. Biyografisini yazan Charles Crothers (1987) Merton’ın modern sosyolojiye dört temel alanda katkıda bulunduğunu belirtir:

  • Teorik sosyoloji: yapısal-işlevselci yaklaşımı özellikle açık/gizli iş­levler ve olumsuz işlevler gibi kavramlarla geliştirme çabası ve orta-boy teoriler anlayışı.
  • Sosyal ve kültürel sosyoloji (örneğin anomi, bürokrasi)
  • Bilgi sosyolojisi
  • Bilim sosyolojisi

Merton’ın sosyolojik ilgileri çok geniştir ve teorik analizi empirik araş­tırmayla birleştirmeye çalışmıştır. Bir başka biyografi yazarı Piotr Sztompka (1986) onu “son klâsik sosyolog” olarak adlandırır: H.M. Johnson’a göre, Merton “yaşayan sosyologlar arasında kendisinden en sık alıntı yapılan kişidir”. Peter Hamilton’a göre (Crothers, 1987: Giriş yazısı), Robert Merton, “ondokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başındaki büyük sosyologlar ile günümüzün profesyonel veya kurumsal sosyolojisi arasındaki geçitte yer alır”.

FİKİR

Geleneksel ve akademik açıdan, onyedinci yüzyıldaki bilimsel dev­rimden bu yana bilimsel bilgi bizzat dünya üzerine bir bilgiydi. Tanım gereği, bilimsel bilginin, akademik bir disiplinin olmanın ötesinde, bir derinlik ve güvenirliğe sahip olduğu düşünülüyordu. O ‘gerçek’ dün­yayla ilgiliydi; bilimsel yöntemin olguları ortaya çıkartma ve değerleri ölçme yeteneğinde olduğu ve onlardan üretilen teoriler ve yasaların da doğa dünyasını açıklamakla kalmayıp, onun hakkında öngörüler­de bulunacak güce sahip olduğu kanıtlandı. Doğa bilimciler otorite­leri ve tarafsızlıkları sorgulanmayan akademik ve toplumsal bir seç­kinler grubu oluştururlar. Robert Merton, bu modern ‘büyücüler’in ‘gizli krallığı’nı anlamaya, sosyolojik analizini yapmaya, hatta doğa bilimcilerin bile gündelik yaşantılarımızda bizleri belirgin bir biçimde yönlendiren toplumsal güçlere kayıtsız kalmadıklarını göstermeye çalışır. Merton bunu yaparken bilim sosyolojisinin temellerini atmış­tır.

Merton’ın bilim sosyolojisi iki yanlıdır: burada topluluğun iç ve dış qleyişi analiz edilmeye çalışılır.

Dış analiz – modern bilimin doğuşu

Merton’a göre hiçbir bilimsel topluluk soyutlanmış olarak yaşamaz. Daha ziyade, bilimsel topluluk kendi varoluşu için toplumun diğer kesimlerinin maddî ve kültürel desteğine muhtaçtır. Merton, doktora tezinde, VVeber’in Protestan ahlâkı kavramını kullanarak, modern bilimin onyedinci yüzyıla kadar oluşmadığını, zira Sanayi Devrimi’ne kadar bilime toplumsal ve ekonomik olarak ihtiyaç duyulmadığını, böylece toplumsal bir ‘işlev’e sahip olmadığını kanıtlamaya çalışır (bkz. Protestan Ahlâkı). Protestan ahlâkı deneysel bilimlerin gelişimi (ve böylece, ironik olarak, dinsel inancın reddi) için hayatî öneme sahip bir kültür ve ahlâk felsefesi yaratmıştır. Merton, bu dönemdeki, Nevvton’dan Boyle’a kadar -Püriten inançları ile bilimsel çalışmaları arasında açık bir bağ kuran- birçok önemli bilim insanından aktarma­lar yapar. Bazen bilimsel düşüncelerin yasaklandığı (örneğin, Galileo) Katoliklikten farklı olarak, çileci Protestanlık bilimsel deneyleri fiilen teşvik etmiş, doğa dünyasıyla ilgili ‘rasyonel’ araştırma ve analizleri aktif olarak desteklemiştir -zira bu sayede Tanrının gücü ve iyiliği, onun yarattığı doğa dünyasının güzelliği daha iyi anlaşılacaktı. Özel­likle Protestanlık salt teorik çalışmalar ve spekülâsyonlar yerine, ka­mu yararına pratik araştırmaları teşvik etmiştir. Bilimsel araştırmaya bu dinsel veya ideolojik destek, ilgili dönemde hem silâh gücüne artan askeri talep hem de işadamlarının üretkenliği artırma arzusuyla pekiştirildi. Merton’ın modern bilimin doğuşu analizinde, böylece, VVeber’in kültürel faktörlere vurgusunu Marx’ın ekonomiye ve askeri faktörlere vurgusuyla birleştirilir. Bilim modern kapitalist toplumun sınaî ihtiyaçlarını karşılamak için ortaya çıkmıştır.

Böylece Merton bilim sosyolojisini yapısal-işlevselci bir analize tâbi tutabilir, bilimin yüklendiği toplumsal işlevleri ve onun, sadece dönemin toplumsal konsensüsü tarafından desteklendiğinde nasıl geliştiğini aydınlatabilir. Bilim belirli bir dönemde bizzat toplumsal konsensüse karşı bir tehdit oluşturduğunda, bilimsel araştırmacılar – sözgelimi, nükleer güç veya yapay hayatın yaratılmasıyla- toplumu ve onun temel değerlerini büyük ölçüde tehdit ettiklerinde, bizzat bilimin tehdit altında olacaktır. Benzer şekilde, geleneksel fikirler ve değerlere septik eleştiriler bilimsel yöntemin kalbini oluştururken, otoritenin bu şekilde sorgulanması ya (Nazi Almanya’sında olduğu gibi) bilim topluluğunun bastırılmasına ya da (totaliter toplumlarda olduğu gibi) sadece hükümetin ihtiyaç duyduğu ve desteklediği araştırmalar yaparak bir devlet organı tarafından kontrol altında tutulmasına yol açabilir.

 

İç analiz -bilimsel topluluğun oluşması

Merton, modern bilimin kuruluş ve kabul görme süreciyle ilişkili top­lumsal zemini ana-hatlarıyla betimledikten sonra, bilimsel uzmanlı­ğın temel felsefesi ve iç işleyişini ayrıntılı olarak analiz etmeye koyu­lur -bilim insanlarını bağımsız bir topluluk, neredeyse bağımsız bir tür haline getiren nedir? Merton 1942 tarihli araştırmasında temel bilimsel değerleri veya kendi deyimiyle kurumsal yükümlülükleri şöyle sıralar:

  • Evrensellik: yeni bilginin sadece nesnel ve kişisellikten-uzak öl­çütlere göre, bilim insanlarının da kariyerlerinde ilerleme yete­neklerine bağlı olarak değerlendirilmesi.
  • Paylaşımdık (communism): bilimsel bilgiye ortaklaşa veya ka­muca sahiplik. Hiçbir özel bilim insanı, alanında otorite sayılma ve akademik kabul görme haklarının ötesinde, kendine ait özel hiçbir bilgiye sahip olamaz. Bilgi saklamak yasaktır ve bilgiyi ar­tırmak için yayın yapmak meslekî bir görevdir.
  • Tarafsızlık: yoğun olarak kendi çalışmalarına odaklanan bilim insanları, aynı zamanda nesnel ve tarafsız olmak zorundadırlar. Aşırı müdahale, hile veya abartma meslekî intihar olarak algıla­nır, çünkü bu faktörler halkın bilimsel bilgiye inancını yıkabilir.
  • Metotlu şüphecilik: gerçek dünyanın hiçbir yanı kutsal olarak gö­rülüp bilimsel analiz alanı dışında tutulamaz.

Bu değerler bilimsel değer sisteminin, onun ‘normatif yapı’sının veya Merton’ın deyimiyle bilimsel paradigmanın kendi oyun kuralla­rının temelidir. Bilimsel topluluğu uzmanca olduğu kadar duygusal olarak da birbirine bağlayan bu hayat felsefesidir. Bu hayat felsefesi­nin ilkeleri: [1]

 

Bu değerler, dolayısıyla, sadece bilimsel konsensüsün değil, top- fcansal konsensüsün da temelini oluşturur. Onlar meslekî bir işlev kadar ahlâkî bir bağlılığı da temsil ederler.

Merton, 1957 Başkanlık Konuşmasında, bilimsel topluluğun ‘ödül’ sistemine ilişkin analizini, yani bilim insanlarını hâlihazırda motive eden şey hakkındaki araştırmasını açar. Diğer çoğu meslek veya kari­yerin maddî ve parasal ödüllerinin aksine, bilimsel ödüller özünde semboliktir. Çok az bilim insanı büyük paralar kazanır, hatta onların çalışmaları kamu tarafından pek fazla bilinmez. Aslında çoğunu mo­tive eden şey, aynı koşullardaki grubun övgüsü, akademik ödüller ^na ve profesyonel atamalar şeklinde kabul görme (örneğin, profe­sörlük) ve/veya Nobel gibi akademik ödüllerdir. Genç bilim insanları »aştırmalarının niteliğiyle, kitap vb. yayınları ve/veya önde gelen Himsel dergilerdeki makaleleriyle ün kazanmaya çalışırlar. En büyük ödüller, en büyük prestij en özgün çalışmayı üreten, önemli bilimsel buluşlar yapan ve böylece bilimsel bilgiyi geliştiren kişilere gider. En büyük ödül, Merton’a göre, Böyle yasası yahut Nevvton fiziği örne­ğinde olduğu gibi, özel bir araştırma alanına veya bilimsel bir buluşa adının verilmesidir. Bu norm ve âdetlere uymayan veya onları çiğne­yen bilim insanları, bu bilimsel ödül sisteminin can damarını -yani, dürüst oynama ilkesini- tehdit ettikleri için, yoğun meslekî ve ahlâkî protestolara maruz kalırlar. Aynı şekilde, Merton’ın analizi, bilimsel bir buluşun geçerliliği konusunda bilimsel topluluk içinde niçin kes­kin tartışmalar yaşandığını ve bu tür tartışmalardan niçin o kadar korkulduğunu açıklamaya yardımcı olur: zira bu tartışmalar dünyanın her yerindeki bilim insanlarını birbirine bağlayan birlik ruhunu tehdit ederler.

1960’larda Mertoncu bir model, Amerikan bilim topluluğu içinde­ki tabakalaşma yapısı veya meritokrasiyi açıklamayı hedefleyen işlev­sele! bir model geliştirildi ve bu model yürürlükteki modern bilim insanları hiyerarşisi ve onların akademik mevkii veya prestijleri teme­linde sınandı. Amaç, bu tabakalaşma ve ödül sisteminin bilimin ve toplumun ‘nesnel’ çıkarlarına en iyi hizmeti verebilecek bilimsel bir hiyerarşi yaratıp yaratmadığını anlamaktı.

Böylece Merton işlevselci bir bilim sosyolojisi analizi geliştirdi ve bilimin işlevsel yükümlülüklerini büyük ölçüde toplumla ve bilim topluluğunun iç işleyişiyle ilişkilendiren bir modelin temellerini attı. Merton bilimin normatif sistemini yine bilimin ödüller, motivasyonlar ve sosyal kontrol sistemiyle ilişkilendirdi ve toplumdaki genel kon­sensüs ile bilim topluluğu içindeki konsensüs arasındaki bağlantıyı aydınlattı. Bu konsensüsün nedeni, kesinlikle, bilimsel topluluğun

 

oldukça saf ve profesyonel bir grup, ‘dünyevî’ ödüller ve kişisel ka­zançlar tarafından büyük ölçüde lekelenmemiş, oldukça nesnel, ta­rafsız ve kamunun desteği ve derin saygısını kazanacak kadar top­lumsal açıdan hassas bir topluluk olarak ortaya çıkmasıdır. Bunun nedeni, bilimsel bilginin büyük ölçüde ideal ancak o kadar da hakikî olması, önemli ölçüde teorik ancak çok büyük parasal ve maddî kay­naklara -örneğin, yeni tedaviler veya uzay yolculuğu, yeni gıda mad­deleri veya tüp bebek araştırmalarına- komuta edebilecek denli pratik olmasıdır.

KAVRAMSAL GELİŞİM

Robert Merton’dan çoğu kez bilim sosyolojisinin kurucusu olarak söz edilir. Onun analizi bilimsel araştırmanın ‘gizli bahçe’sini sosyolojik incelemeye açmış ve ayrıca bilgi sosyolojisine önemli katkılarda bu­lunan yeni bir alt disiplinin temellerini atmıştır.

Merton’ın işlevselci modeli, 1960’larda, bilimsel topluluk içinde birçok araştırmayı teşvik etmiş, onların çalışmaları ve motivasyonları­na ilham kaynağı olmuş ve Mertoncı bilimsel araştırma okulunun temelini oluşturmuştur. Ancak Merton’ın modeli iki temel düzeyde eleştiriye uğramıştır.

Çok ideal bir yaklaşım olduğu için

Onun ideal bilimsel topluluk modeli çok ideal, hatta geçersiz olarak görülmüştür: [2]

 

metler veya büyük şirketler tarafından finanse edilen büyük- ekiplerle ve sanayiyle paralellik içinde organize edildiğini gös­tererek- kendi özel projeleri üzerinde ve bağımsız olarak çalı­şan ‘özgür düşünceli’ bireyler olarak Mertoncı bilimsel topluluk imgesinin zayıflamasına yol açmıştır. Aslında o, kapsamlı bilim­sel bir işbölümü, İdarî ve yönetsel bir hiyerarşi içeren; yenilere tekrara dayalı ve sıkıcı kitlesel denetim görevler bırakılırken, kı­demli bilim adamlarının yönettikleri ve İdarî kararlar aldıkları bir tür bilimsel seri üretim bandıdır. Nitekim, modern bilimsel araş­tırma, artık, içerden teşvik edici ve kendi içinde kontrollü ol­maktan çok, dışardan desteklidir ve yönetilmektedir.

  • Radikal ve Marksist yazarlar, gerçekte bağımsız ve yansız olma­yan modern bilimin, kamu çıkarlarından ziyade büyük ölçüde kapitalist kârlara veya askerî gücün özel çıkarlarına hizmet etti­ğini, dolayısıyla yönetici sınıfın bir başka hizmetçisi olduğunu öne sürerek bu eleştiriyi daha da ileri götürdüler. Araştırmaların yerini giderek uygulamalı bilimsel projeler almakta, kamusal araştırma fonları askerî araştırmalar ve uzay araştırmaları karşı­sında önemsiz kalmaktadır.
  • Lesley Doyal (1979) gibi yazarlar, örneğin ilâç şirketleri tarafın­dan yaptırılan araştırmalarda aslında yeni tedaviler bulunmaya çalışamadığını, aksine bir şirketin özel piyasa payını sürdüre­bilmek için sürekli aynı ilaçları üretmeyi hedeflediğini açığa çı­kartmışlardır. Örneğin, Britanya ve Fransa hükümetleri enerjile­rini nükleer güç araştırmalarına yoğunlaştırarak, gerçekte diğer enerji kaynaklarının kullanılmasını engellemeye yönelmişlerdir.

Merton’ın modeli, böylece, büyük ölçüde idealist ve muhafazakâr olduğu için; kapitalist bir toplumda bilimin, diğer ekonomik üretim biçimleri gibi, nihayetinde kâra yönelik olduğunu, bedenen-çalış- mayan seçkinleri ve tâbi konumdaki sömürülen bedenen-çalışan işçiler sınıfını içeren sınıfsal sistemi yeniden-ürettiğini ve egemen kapitalist ideolojiyi pekiştirdiğini kabul etmediği gerekçesiyle radikal bir eleştiriye uğramıştır. Bilim topluluğunun dünyevî kazançları umursamayan hayat felsefesi, kamu hizmetinde olduğu imajı bilim­sel araştırmaların gerçekte özel kazançlara hizmet etme ve seçkinle­rin ayrıcalıkları ve güçlerini artırma derecesini gizlemeye yardımcı olur.

Bilim sosyolojisindeki yeni araştırmalar fenomenolojik bir yakla­şımı kullanma, ayrıntılı somut mikro araştırmalar yapma ve bilim insanlarının gerçekte nasıl birlikte çalıştıklarıyla -bulguları tartışma,

 

yorumlama ve değerlendirme ve böylece bilimsel bilgi olarak adlan­dırdığımız şeyi yaratmalarıyla- ilgilenme eğiliminde oldular.

Çok dar bir yaklaşım olduğu için

Merton’ın bilim sosyolojisi modelinin çok sınırlı olduğu düşünülür. Bu modelde sadece bilimsel topluluğu etkileyen toplumsal, ekono­mik ve siyasal faktörler ele alınır. Bu modelde, bilimsel topluluğun ürettiği şeyi -bilimsel bilgiyi- etkileyen sosyal faktörler göz ardı edi­lir. Model, bu bilginin göreli ve sosyal olarak inşa edilmekten çok, gerçek ve nesnel olduğunu varsayma eğilimindedir.

  • Bilim sosyolojisinde, bilim topluluğu ve bilimsel bilgi arasındaki ilişkiyi kavramaya çalışan temel çalışma Thomas Kuhn’un para­digmalar yaklaşımıydı. Bu teori, bilimsel bilginin doğal ve ka­demeli olarak gelişmeyip, gerçekte sıçramalarla ilerlediğini ve – yeni teoriler ve yeni bilim insanları kuşaklarının mevcut orto- doksi ve hiyerarşileri yıktıkları, yeni bir paradigma veya teorik çerçevenin hâkim konuma gelip bilimsel araştırmayı yönlendir­diği- ‘bilimsel devrimler’ aracılığıyla sıçramalar kaydettiğini sa­vunur. Kuhn’un tezinde sadece bilim topluluğunun iç ‘politi- ka’sı aydınlatılmaz. Ayrıca bu tez sayesinde, bilimsel bilginin sadece gerçekliğin doğasıyla ilgili mevcut olguların keşfi olma­yıp, daha ziyade göreli bir yapıya sahip olduğu ve belirli bir teo­rik çerçeveye bağlı kaldığı da aydınlatılır.

Teorik ve kültürel açıdan bağımlı, nesnel olmaktan ziyade göreli bir yapıda olan bu modern bilimsel araştırma anlayışı, Merton’ın birçok işlevselci analizine temel oluşturan ve bu yüzden modası geçmiş görünen pozitivist kabullerini yıkma eğiliminde oldu. Ancak, Charles Crothers’e (1987) göre, bu eleştirilerin büyük bölümü, Mer- ton’ın bu yeni eğilimlerin kabul edildiği geç dönem, olgun analizleri­ne değil, daha ziyade ilk dönem çalışmalarına yöneliktir. Gerçekte Merton Kuhn’un çoğu düşüncesini yıkmış, aksine paradigma ve nor­mal bilim kavramlarını bilimsel bilgiden ziyade bilim topluluğunu anlatmak için kullanmıştır. Ayrıca, Merton’ın modeline yapılan eleşti­rilerin gücü ne olursa olsun, o bu sosyolojik alt-disiplinin ilham kay­nağı ve kurucusu olmuş, bilimin sosyolojik olarak araştırılmasına ‘kapıyı açmış’tır.

[1] Bilim insanlarını (ve onların düşüncelerini) dünyanın her yerin­de çalışanlara bağlama;

  • Genç öğrencilerin bilimsel topluluk içinde sosyalleşmesine te­mel oluşturma;
  • Bilimsel araştırmaya -meşru, profesyonel ve sorumlu etkinlik olarak- kamusal destek sağlama;
  • Bilimsel araştırmanın ürünlerine inancımıza temel oluşturma – araştırılmış ve sınanmış akılcı bilgiler topluluğu olma.

[2] Örneğin Mulkay ve Mitroff, Merton’ın “kurumsal normlara uy­mak modern bilimin temel bir özelliğidir” fikrine itiraz eder. Bu yazarlar, dönemin bilimsel ortodoksisine meydan okuyan yeni buluşlar veya teorilerin rasyonel eleştiriye değil, aksine duygu­sal, hatta kişisel kötü muamelelere maruz kaldıklarını gösteren örnekler verirler. Onlar, ayrıca, kendi araştırmalarında aşırı mü­dahaleci, taraflı ve bilgisini saklayan bilim insanlarından örnek­ler sunarlar. İkisi de, bilim insanlarının Merton’ın sözünü ettiği kurumsal yükümlülüklere değil, aksine dönemin egemen bilim­sel ortodoksisine, T.S. Kuhn’un normal bilimsel ‘paradigma’ adını verdiği şeye bağlı kaldıklarını öne sürer (bkz. Paradigma­lar).

  • Ravetz (1971) ve diğerleri tarafından günümüz bilimsel toplu­luğu hakkında yapılan araştırmalar -bilimin bir endüstri haline geldiğini, modern bilimsel projelerin giderek daha fazla hükü-