Bibi Hanım Camii Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

65

Bîbî Hanım Camii, Orta Asya İslâm mimarisinin Semerkant’taki en büyük ve en önemli eserlerinden biri.

Timur’un son yıllarında inşaatıyla biz­zat ilgilenerek başşehri Semerkant’ta yaptırdığı devâsâ ölçülere sahip cami, buradaki diğer binalar arasında müstes­na bir yer tutmakta ve onun kurmuş ol­duğu devletin gücü, büyüklüğü ve ihti­şamı kadar kendi şahsî gücünü de sem­bolize etmektedir. Adını. Timur’a “han damadı” anlamındaki küreken fgürkan) unvanının verilmesine sebep olan gözde eşi, Çağatay Hanı Kazan Haiîl Han’ın kı­zı Saray Melik Hanım’ın halk arasındaki lakabından alır. İnşaatına 1399’da baş­lanan bina 1404’te büyük ölçüde Bîbî Hanım Camii planı tamamlanmış, fakat Timur’un Ölümün­den (1405) sonra bu haliyle kalmıştır.

Bir meşhed-cami ve medrese külliye­si olarak tasarlanan binanın yapılış ama­cı, Timur’un Hindistan seferi sırasında (1398-1399) kazandığı zaferlerin hâtıra­sını ebedîleştirmektir. Tarihî kaynaklar, Timur’un Ramazan 801 ta­rihinde yer tesbit ederek yapım işini baş­lattığını, fakat batı seferi (1400-1404) se­bebiyle Osmanlı ve Memlükler’le savaş­tığı zaman zarfında inşaata Saray Melik Hanım’ın nezaret ettiğini belirtmekte­dirler. 1404 yılında seferden donen Ti­mur eşinin gözetiminde yürütülen inşa­at faaliyetinden memnun kalmamış ve binanın taçkapısı başta olmak üzere ba­zı bölümlerini yıktırarak yeniden yaptır­mıştır; yeni taçkapı eskisinden daha ge­niş ve daha yüksektir. Saray Melik tara­fından, Timur’un bir meşhed ve med­rese olarak bütünlük arzeden bina pla­nından farklı biçimde yaptırılan medre­se bölümünde kendi türbesi de ana bi­na ile bağlantısı bulunan bir birim ha­linde ortaya çıkmıştır. Bîbî Hanım Tür­besi denilen bu türbe caminin karşısın­da yer almaktadır.

Yapılışından kısa süre sonra yıpran­maya başlayan bina depremler ve diğer tabiat şartlarının etkileriyle harap olmuş ve meydana gelen tahribata da müda­hale edilmemiştir. Zamanla tam bir yı­kıntıya dönüşmüş olmasına rağmen bu haliyle dahi âbidevî özelliklerini ve aza­metini sürdürmüştür. Harabenin ihti­şamı, özellikle yukarı doğru yükselen hatlarının, sivri kemerlerinin, kubbeleri­nin ve eyvanlarının mimari tesiri, mev­cut süsleme elemanlarıyla birlikte Se-merkant’ı ziyaret eden seyyahları büyü­lemiş ve onların eserlerine konu olmuş­tur. Birbiriyle oranlı ölçüleri, yüksekliği ve tezyinatının göz alıcılığıyla yapıldığı devirde olduğu kadar daha sonraları da Övgülere mazhar olan binanın eski gün­lerindeki görkemli görünüşüne tekrar kavuşturulabilmesi için restore edilme­sine başlanmıştır.

Dış ölçüleri 167 x 109 m. olan bina, 87 x 63 m. boyutlarındaki bir iç avlu et­rafında teşkil edilmiş bir plana sahiptir. Bu plan şeması, Orta Asya’da mevcut özelliklerle Timurlu mimarisinin genel karakterini gösteren dört eyvanlı plan tipine bağlı bir mimari teşkilâta göre tanzim edilmiştir. Köşelere konulan tah­kimat kulesi biçimindeki minarelerle ca­miye azametli bir görüntü verilmiş, ay­rıca ana girişin ve avluya açılan ibadet mekânının eyvan teşkil eden portalleri-nin yanlarına da birer minare yapılmak suretiyle bu görüntü daha da tesirli ha­le getirilmiştir. Geniş ve derin bir girinti oluşturan taçkapınin teşkil ediliş biçimi mihraba göre ayarlanmıştır ve ana gi­riş bölümü bina cephesinden dışarı taş­maktadır. Bu bölüm de binanın bütü­nünde olduğu gibi tuğla ve çini mozaik süslemelere sahiptir. Avluya bir eyvan biçiminde açılan giriş bölümünün tam karşısına gelen ana ibadet mekânı giriş­le aynı eksen doğrultusunda olup tromp­lar üzerine oturtulmuş bir kubbeyle ör­tülüdür. Mihrabı ile bütün binanın plan teşkilâtına hâkim olan bu mekân, Ti­murlu mimarisinin genel özelliği duru­mundaki dört tarafta girinti yapan sivri kemerlerle belirlenmiş bir kare şeklin­dedir ve özellikle kubbesi dikkat çeki­cidir. İç kubbenin üzerini örten yüksek kasnaklı dış kubbe, avlu istikametinde yapılan cephe düzenlemesine göre ana eyvanı teşkil eden girişin 41 m. yüksek­likteki âbidevî taçkapısıyla gizlenmiştir.

Binanın dar ekseni üzerinde bulunan ve ibadet mekânından daha küçük ölçüle­re sahip iki yan mekânın ana kubbeye nisbeten daha mütevazi ölçülerde in­şa edilmiş olan kubbeleri de görüntüyü zenginleştirmektedir. Bu yan mekânla­rın kubbeleri gibi eyvanları da küçük bı­rakılarak ana ibadet mekânının görke­mi daha belirginleştirilmiştir. Eyvanlı ve kubbeli kısımların arasında kalan bö­lümler, sütunlarla taşınan düz çatılı me­kânlar halinde tanzim edilerek birer sa­lon meydana getirmişlerdir. Ana ibadet mekânı, sağında ve solunda yer alan yan salonlara birer kapı ile açılırken diğer kubbeli mekânlarla böyle bir bağlantı­sı yoktur; bu salonlar doğrudan avluya açılmaktadır.

Ana yapı malzemesi olarak tuğlanın tercih edildiği binanın yalnız yan salon­larının sütunları için taş kullanılmış, tez­yinatın tamamı tuğla malzemeye göre düzenlenmiştir. Binanın bütününde hâ­kim olan tuğla süslemelerle çini mozaik­ler diğer Timurlu yapılarında da görü­len göz alıcılıktadır ve binanın ihtişamı­nı artırmaktadır. Çini tezyinatla birleşen kitabeler yapının süslenmesine önem­li ölçüde katkıda bulunurken kullanılan çini kaplama malzemesinin de Semerkant’taki en güzel örneklerden olduğu farkedilmektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi