Beyyine Suresi Konuları, Özellikleri, Fazileti, Kaçıncı Sure, Kaç Ayet, Hakkında Bilgi

0
80

Beyyine Sûresi,  Kur’ân-ı Kerîm’in doksan sekizinci sûresi.

Mekkî olduğuna dair çeşitli rivayetler bulunmakla birlikte diğer bazı rivayet­lere ve bilhassa Buhârî’de yer alan bir hadise göre Medine devrinde nazil olmuştur. Sûrenin üslûp ve muhtevası, onun hem Mek­ke hem de Medine devrinin özelliklerini taşıdığını göstermekte, din konusunda vahiy ve nübüvvetin kesin belge oldu­ğunu bildiren ilk beş âyet Mekkî sûrele­ri, müşriklerle birlikte Ehl-i kitap’tan ve müminlerden söz eden son üç âyet ise Medenî sûreleri andırmaktadır. Sûrenin nüzulü ile ilgili değişik rivayetler bu özel­likleriyle birlikte ele alınacak olursa Mek­ke devrinin sonlarında veya Medine dev­rinin başlarında nazil olduğu söylenebi­lir. Sekiz âyet olup fasılası  harfidir.

Sûre, adını birinci âyette geçen ve “ke­sin belge” anlamına gelen el-beyyine ke­limesinden almaktadır. Yine sûrenin baş­langıcını oluşturan “lem yekûn” lafzıyla, ayrıca içinde geçen kelimelerden alın­mış Münfekkîn, Kayyime ve Beriyye gibi adlarla da anılmaktadır.

Sûrenin ilk beş âyetinde, gerek Ehi-i kitap’tan olan inkarcıların gerekse müş­riklerin Hz. Peygamber’in zuhuruna ka­dar bu durumlarını sürdürdükleri hatır­latılmış, Tevrat ve İncil’de geleceği bil­dirilen peygamberin henüz gönderilme­miş olmasını bu tutumlarının bir maze­reti olarak ileri sürdüklerine işaret edil­miştir. Ancak Hz. Peygamber’in gelişin­den sonra artık özellikle Ehl-i kitab’ın topyekün hak dini kabul etmeleri gerekirken böyle olmadığı belirtilerek bun­lardan bir kısmının İslâm’a yöneldikleri­ne, diğerlerinin İse aynı inkâr üzere kal­dıklarına dikkat çekilmiş, kendilerinden beklenenin ise samimiyetle ve sadece Allah’a kulluk etmeleri, namazı dosdoğ­ru kılıp zekâtı vermeleri olduğu vurgu­lanarak hak dinin ve gerçek dindarlığın temel ilkeleri ortaya konmuştur.

Son üç âyet mümin ile kâfir arasında­ki farklı durumu belirtir: Dini inkâr eden, Allah huzurunda hesap verme korkusun­dan uzak olduğu için günah ve kötülük­ten sakınmaz. Bunun için dinsizler in­sanların en kötüsü, en zararlısı, mümin­ler ise inançları gereği günahlardan sa­kınıp Allah rızâsına uygun iyilikler yap­tıkları için insanların en iyisi, en hayırlı-sıdırlar. Müminler bu dünyada mutlu ya­şarlar, âhirette de cennete kavuşurlar. Ebedî mutluluk Allah rızâsını elde et­mek demektir. Bu da ancak Allah’a inan­mak, sonsuz kudretine sığınmak ve O’na saygı duymakla olur.

Beyyine sûresi, Alak ve Kadr sürele­riyle yakın ilişkisinden dolayı Mushaf’ta bunlardan sonra yer almıştır. Çünkü Alak sûresinde ilk vahiy, Kadr sûresinde ilk vahyin geldiği gece konu edilmiş, bu sû­rede ise vahiy ve nübüvvetten maksat ve gayenin ne olduğu ve Allah’ın kitap ve peygamber göndermesindeki hikmet­ler açıklanmıştır. Sûreden çıkan sonuca göre din ve dindarlık insan aklının uy­durduğu ve yakıştırdığı bilgilerle değil Allah tarafından gönderilen kitap sahi­bi peygamberle kesinlik ve geçerlilik ka­zanır. Daha önceki din kitaplarında ge­leceği vaad edilen ve birtakım özellikle­ri bildirilen Hz. Peygamber’in vehimden, şüphe ve tereddütten uzak tertemiz bil­gilerle gönderilmesi, din konusunda doğ­ru ile yanlışı kesin çizgilerle ayıran bir belge niteliği taşır. İşte bundan dolayı sûrede Hz. Peygamber “beyyine” (kesin belge] diye tanıtılır.

Sûre ile ilgili olarak bir gün Hz. Pey­gamber Übey b. Ka’b’a, “Allah ‘Lem ye-künillezîne keferû’ sûresini (bir başka ri­vayette Kur’an’ı) sana okumamı emret­ti” buyurmuş, Übey de Allah tarafından adının anılmış olması sebebiyle sevin­miş ve ağlamıştır. Ayrıca faziletine dair Matar el-Müzenfden rivayet edilen, “Allah, ‘Lem ye-künillezîne keferû’ sûresini okuyan kişi­nin kıraatini dinler ve şöyle söyler: Müj­de olsun sana ey kulum! İzzetime andolsun ki gerek dünya gerekse âhiret hal­lerinden hiçbirinde seni unutmayacağım ve seni cennete yerleştireceğim, ta ki hoşnut olasın” mealindeki hadisle bazı tefsir kaynaklarında yer alan ve Übey b. Kâ’b’ın rivayet ettiği ileri sürülen, “Kim Lemyekün sûresini okursa kıyamet gü­nünde sabah akşam seçkin kullarla beraber olur” anlamındaki hadisin mevzu olduğu kabul edilmiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi